Aldığımız veya ortak olduğumuz hisse senetleri zekata tabî midir?

Aldığımız veya ortak olduğumuz hisse senetleri zekata tabî midir?

     Alınıp satılan hisse senetlerine yatırım yapan kişinin, sahip olduğu hisse senetlerinin değeri, nisap miktarına ulaşmışsa ve üzerinden bir yıl geçmiş ise 1/40 oranında zekatını vermesi gerekir.

 

Kişi elindeki bir çek ya da senedi fakire zekat olarak verebilir mi?

      Zekat gıda ve giyim eşyaları gibi aynî olarak, para, döviz, altın gibi nakdî olarak da verilebilir. Senet ise; bir hakkın, bir malın, ödünç bir paranın kime ait olduğunu belirten, iki veya daha fazla kişi arasında tanzim edilmiş bir belgedir.

       Dolayısıyla üzerinde yazılı miktardaki parayı temsil etmektedir. Bu nedenle, zekat mükellefi olan bir zengin, vadesinde ödeneceğini kesin olarak bildiği çek ve senedi, zekatına mahsuben fakire  verebilir.

 

Satın alınıp da teslim alınmamış mallar zekata tabi olur mu?

       Satın alınıp teslim alınmamış mallar zekata tabidir. Çünkü alıcı, satım akdi sonucu bu mala tam mülkiyetle sahibi olmuştur. Malın elinde olmaması zekatın alıcıya farz olmasına mani değildir.    

 

Ticari taksinin zekatı var mı?   

   Ticaret için olmayan araba, ev, arsa gibi mallara zekat vermek gerekmez. Fakat bunların kazancı varsa ve bu kazanç sahibinin diğer zekata tabi malları ile birlikte veya tek başına nisap ölçüsüne ulaşırsa, yıl sonunda gelirlerinin zekatı verilir.

    Ticari taksi de bu hükümdedir. Buna göre ticari taksinin kazancı yıl sonunda nisap miktarına ulaşırsa zekatı verilir.

 

Ergenlik çağında olmayan zengin kimse zekat çıkarması gerekir mi?    

        Zekat ibadeti. İslam’ın beş temel esası arasında yer alan bir ibadet olması sebebiyle namaz ve oruçla mükellefiyetle söz konusu olan şartlar ilke olarak zekatta da aranır.       Ancak zekat, sosyal yardımlaşma ve dayanışma içeriği de taşıyan mali bir mükellefiyet olması ve üçüncü şahısların haklarını da ilgilendirmesi sebebiyle, diğer ibadetlerde aranan akıl ve buluğ bunda aranıp aranmayacağı fıkıhçılar arasında tartışma konuşu olmuştur.

       Ebu Hanefi akıllı ve baliğ olmayanları zekatta mükellef tutmamıştır. Yani ergenlik çağında olmayan zengin kimse zekat çıkarması gerekmiyor

       Şafii ve diğer fıkıhçılar ise akıl hastalarının ve buluğa erişmemiş çocuğun malları zekata tabidir. Bu borçlarını da veli vasileri çocuğun malından öder.

       Bu iki farklı görüşten, çoğunluğun yani Şafii ve diğerlerinin görüşü daha güçlü ve tercihe şayan görünmektedir. Çünkü zekat netice itibariyle zenginliğin borcudur, topluma karşı bir yükümlülük mahiyetindedir ve sosyal adaletin gerçekleşmesine hizmet etmektedir.

 

Elde olmayan ve ele geçeceği umulmayan mala zekat çıkar mı?

        Elde olmayan ve ele geçeceği umulmayan malda Hanefi mezhebine göre zekat yoktur. Kimi Hanefilere göre ise faydalanılmayan malda da zekat yoktur. Bu ikinci  görüşe göre inkar edilen, gasbedilen, düşman tarafından alınan, kaybolan, denize düşen, bir yere gömülüp yeri unutulan mallar tekrar sahipleri tarafından ele geçirilmedikçe zekata tabi değildir. Çünkü bu mallarda elde bulundurma ve tasarruf imkanı yoktur.

       Şafii fıkıhçılarına göre ise malın bulunmayışı zekat ödeme yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Buna göre gasbedilen, kaybolan, çalınan, denize düşen mallar sahibinin eline geçince tahakkuk eden bütün zekatları verilmelidir.

 

Dış fırçalamak orucu bozar mı?

     Boğaza su kaçırmadan ağzı su ile çalkalamak orucu bozmadığı gibi diş fırçalamakla da oruç bozulmaz ama mekruhtur. Bununla birlikte, diş macununun veya suyun boğaza kaçması halinde oruç bozulur.

       Buna göre orucun bozulmaması için dişler fırçalanırken macunun veya suyun yutulmamasına dikkat edilecek. Ayrıca dişler fırçalandıktan sonra birkaç defa tükürmek gerekir ki macunun tadı yutulmasın.

 

Günün Ayeti

“Sadakalar (zekatlar), Allah’tan bir farz olarak ancak fakirler, düşkünler, zekât toplayan memurlar, kalpleri İslam’a ısındırılacak olanlarla (özgürlüğüne kavuşturulacak) köleler, borçlular, Allah yolunda cihad edenler ve yolda kalmış yolcular içindir. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”

Tevbe, 9/60.

 

Günün Hadisi

Yarım bir hurmayı sadaka vermek suretiyle dahi olsa, cehennem ateşinden korununuz. Bunu da bulamasanız güzel bir söz söyleyin.

(Müslim, Zekat 68)

 

Günün Sözü

Dünün geçti, yarınında belli değil, öyleyse bugününü iyi değerlendir.”

Hz. Ali

 

Günün Duası

Ya rabbi bizi orucun ve namazın şefaatine nail olan kullarından eyle.

 

Ramazan Kavramları

İtikâf Nedir?

Bir mescitte belirli kurallara uyarak ibadet niyetiyle kalmak demektir.

 

Günün Nüktesi

Cennetlik adam…

      Ebu Hüreyre anlatıyor: “Bir gün Peygamberimize bir bedevi gelerek: -Ey Allah’ın Resulü, bana bir ibadet tavsiye ediniz ki, ben onu yapınca cennete gireyim” dedi.

      Peygamberimiz: -Allah’a ibadet edersen ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmazsan, farz olan beş vakit namazını kılar, farz olan zekatı verir ve Ramazan orucunu tutarsan cennete girersin” buyurdu.

       Bedevi bunları eksiksiz yapacağım deyince bunun üzerine Efendimiz: “Kim bir cennetlik görmek isterse şu temiz simaya baksın.” Buyurdu.

 

 

Kur’an’da İsmi Geçen Peygamberler:

3. Hz. Nuh:

      Kur’an’da adı 43 defa geçmektedir. Kur’an’ın 71. suresi onun adını taşımaktadır. Kavminden kendisini çok az kişi iman etmiştir. Karısı ve çocuklarından biri de iman etmeyenler arasındadır. 

      Kendine iman edenlerle beraber tufanda gemiye binmiş ve insan soyunun devamını sağlamıştır. Bundan dolayı insanlığın ikinci babası olarak kabul edilmektedir.

 

Hz. Peygamberin Sahabeleri

Abdullah b. Abbas

            Mekke’de doğdu. Annesi, Hz. Hatice’den hemen sonra müslüman olan Ümmü’l-Fazl Lübâbe’dir. Doğduğu zaman babası tarafından Hz. Peygamber’e götürüldü ve duasına mazhar oldu. Hicretten muaf tutulanlardan olan annesiyle Mekke’de kaldı.

            Hz. Peygamber’in fiil ve hareketlerini öğrenmek arzusuyla onun yanında kalmaya çalışır, Peygamber’in zevcelerinden olan Meymûne teyzesi olduğu için bazı geceler Peygamber evinde konuk edilirdi. Peygamber’e karşı olan sevgisi, bağlılığı ve samimi hizmetleri sebebiyle onun takdirini kazanmış ve “Allahım, ona Kitab’ı öğret ve dinde mütehassıs kıl!” tarzındaki duasına nâil olmuştur (Buhârî, “ʿİlim”, 17; “Vuḍûʾ”, 10).

            Halife Osman devrinden itibaren çeşitli vesilelerle Arap Yarımadası’nın dışına çıktı. Bu esnada Kuzey Afrika’ya, Cürcân’a, Taberistan’a ve İstanbul’a gitti. 656 yılında Hz. Osman tarafından hac emîri tayin edildi.

            Mümtaz bir kişiliğe sahip olan Abdullah b. Abbas’ın siyasî ve sosyal olaylar karşısında ilmî otoritesini ve siyasî itidalini daima muhafaza ettiğini göstermektedir. Meselâ Muâviye’nin vefatından sonra Ali taraftarları Hz. Hüseyin’i Kûfe’ye davet ettiği zaman, Abdullah Kûfeliler’e güvenilemiyeceğini, davetlerine icâbet etmemesi gerektiğini ona söylemiş ve mutlaka bir yere gidecekse bu yerin Yemen olabileceğini, aksi halde bazı tatsız olaylarla karşılaşabileceğini kendisine hatırlatmışsa da sözünü dinletememiştir. Kerbelâ fâciasını haber alınca çok üzülmüş ve rivayete göre gözlerini kaybedecek derecede ağlamıştır.

            Hayatı boyunca müslümanların birlik ve beraberliğini savunan, bunun gerçekleşmesi için zaman zaman yetkilileri uyaran, gerektiğinde eleştiren ve kendisine yapılan halifelik tekliflerine iltifat etmeyen Abdullah b. Abbas, yetmiş yaşlarında iken Tâif’te vefat etmiştir.

            Kur’ân-ı Kerîm’in inceliklerini anlayıp yorumlaması için Hz. Peygamber’in özel olarak dua ettiği Abdullah b. Abbas’ın tefsir ilmindeki üstünlüğü, daha ilk devirlerden itibaren hemen herkes tarafından kabul edilmiştir. Âyetlerin nüzûl sebeplerini, nâsih ve mensuhunu çok iyi bildiği gibi Arap edebiyatına olan vukufu da mükemmeldi. Onun Nâfi‘ b. Ezrak’ın sorularına verdiği doyurucu cevaplar (aş.bk.), edebiyattaki üstün mevkiini göstermek için kâfidir. Bu sebeple ashap devrinden itibaren “Hibrü’l-ümme, Tercümânü’l-Kur’ân” unvanlarıyla anılagelmiştir. Nitekim Halife Ömer, Bedir ashabının da katıldığı ilim meclislerinde, yaşının küçük olmasına rağmen onu da bulundurur ve fikirlerine değer verirdi.

            Abdullah b. Abbas fıkıh ilminde de önemli bir yere sahiptir. Dört Abdullah’tan biri sıfatıyla devrinde Mekke’nin fıkıh otoritesi kabul edilmiştir ve fetvalarının çokluğuyla meşhurdur.

(Kaynak TDV İslâm Ansiklopedisi’nin I, 76-79)

 

Kutsal Mekanlar:

Mescid-i Nebevî

 Peygamber mescidi demektir. Hicret'ten sonra Medine'de Hz. Peygamber ile ashabı tarafından inşa edilen, efendimizin kabrini de ihtiva eden mescidtir. Nebevî sözcüğü Arapça'da "peygambere ait" anlamına gelir. Dolayısıyla tamlamanın anlamı Peygamber Mescidi'dir. Mekke'de bulunan Mescid-i Haram'dan sonra İslam inancına göre ikinci en kutsal mescittir.

     Mescid-i Nebevî ya da Mescidi Nebi ilk inşasında basit yapılıydı. Hurma kütüklerinden sütunları, hurma dallarından çatısı, taşlardan duvarları vardı. Hemen bitişiğindeki ev kısmı da (bugün kabirdir) kerpiçtendi. Minberi, mihrabı yoktu. Peygamber Cuma hutbelerini minber olmadığından bir ağaç kütüğünün üstünden okurdu. Bir bölümü Suffe denilen fakirler ve öğrencilere ayrılmıştı.

     654 yılındaki deprem ve yangında bu mescid yanmıştır. Emeviler, Abbasiler, Memlükler ve Osmanlılar dönemlerinde yeniden yapılmıştır. Halifeler Ebu bekir ve Ömer ibn Hattab 'ın kabirleri de buradadır.

 

YORUM EKLE