Alış veriş merkezlerinin çekiliş ile mal dağıtması caiz midir?

 

 

       Bir ticaret merkezi veya firma bir mal satıyor. Sonra kendinden mal alanların arasında bazılarına kura ile hediye veriyor ise bu caizdir ve hediye hükmüne geçiyor. Çünkü o çekilişe katılmak için ayrıca fazladan para verilmiyor.

 

      Bu anlamda ticaret merkezlerinin veya firmaların bir pazarlama stratejisi ve ticari hamle ile müşteri çekmek gayesiyle böyle bir kampanya düzenlemesi dinen uygundur.

 

 

 

Bayan namaz kıldığında parmaklarındaki ojeyi silmek zorunda mı?

 

    Abdest ve gusülde suyun ulaşması gereken uzuvların tamamını yıkamak farzdır. Eğer yıkanacak bölgede kuru bir yer kalır ya da tırnak köküne kuru veya yaş toprak yapışır ve suyun deriye ulaşmasına mani olursa abdest sahih olmaz.

 

     Buna göre tırnağın yıkanması farz olan bölgesine suyun ulaşmasına engel olan oje abdest ve gusle manidir. Zira kimyacılar ojenin tırnak üzerinde tabaka oluşturduğunu ve suyun tırnağa ulaşmasına engel olduğunu belirtmektedirler. Ojenin kınaya kıyas edilmesi ise doğru değildir. 

 

     Zira kına tabaka değil, renktir. Bu yüzden suyun deriye ulaşmasına engel olmaz.   Sonuç olarak oje, tırnak üzerinde tabaka oluşturduğundan abdest ve guslün sıhhatine manidir. Abdest alıp namaz kılacak bir kadın mutlaka ojesini temizlemelidir. Aksi takdirde abdesti sahih olmadığından namazı da batıl olur.

 

 

 

Başkasının malını çalan kimseden bu malı satın almak caiz mi?

 

        Satın alınan malın haram ve gayr-i meşru yoldan elde edilmiş bir mal olduğu bilinmesi halinde bu malı almak caiz değildir. Çünkü çalınan veya haksızlıkla sahibinden alınan bir şeyi bilereksatın almak bu haksız fiile yardımdır. Nitekim bu hususta sevgili peygamberimiz bu hususta şöyle buyurmaktadır: ” Kim, bildiği halde, hırsızlık malı satın alırsa, onun günahına katılmış olur."

 

       Buna göre kişi bildiği halde hırsızlık malını alıyorsa dinen suça ortak olmakta ve haram işlemektedir.

 

 

 

 

 

İmani bir konuda şaka yapmak veya imanı inkar etmek caiz mi?

 

      Bir zaruret olmadıkça küfrü yani dinden çıkmayı gerektiren sözleri söylemesi kişiyi dinden çıkarır. Bu şekilde dinden çıkan kişinin, dini hükümlere göre, eşiyle aralarındaki nikah bağı da kopar.

 

           Ancak, zorlanarak küfrü gerektiren sözleri söylemek zorunda kalan kişiler, bu hükmün dışındadırlar. Nitekim Kur'an-ı Kerim Nahl süresi 106. ayetinde bu konu ile ilgili olarak şöyle buyrulmaktadır: "İmandan sonra Allah'a karşı küfre saparak, -kalbi imanla mutmain olduğu halde zorlananlar hariç-, küfre sinesini açan kimseler üstüne muhakkak ki, Allah'tan bir gazap iner ve kendilerine büyük bir azap vardır" buyrulmaktadır.

 

            Hz. Peygamber de bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmaktadır:"Ümmetimden hata ve unutmak veya zorlama sonucu vuku bulacak günahlar affolunmuştur"

 

             Ayetten ve hadisten anlaşıldığına göre, kişi küfrü gerektiren sözleri isteyerek bilinçli  bir şekilde söylerse dinden çıkmış olur. Ancak, kalbi imanla dolu olduğu halde zorlama ile küfür sözlerini söylerse dinden çıkmaz.

 

          Zorlama İslam hukukunda, bir kimseyi tehdit ve korkutma ile rızası olmadığı bir sözü söylemeye veya bir fiili yapmaya mecbur bırakmaktır. Ancak bu ikrahın yani zorlamanın geçerli olması için zorlayan kişinin o işi yapmaya muktedir olması gerekir.

 

       Buna göre Müslüman olmadığını söyleyen bir kimse ortada bir zorlama ve tehdit olmadığından bu sözleri söylemesi caiz değildir. Zira bu kişi kendi irade ve seçeneğiyle bu sözleri söylediğinden imanı hafife atmış ve böylece dinden çıkmış olur.

 

 

 

Günün Ayeti

 

Andolsun ki biz peygamberlerimizi apaçık delillerle gönderdik. Onlarla birlikte insanlar adaleti ayakta tutsunlar diye kitabı ve mizanı indirdik.

 

 

 

Günün Hadisi

 

Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey vardır. Öyleyse kimin hicreti Allah'a ve Resulüne ise, onun hicreti Allah ve Resulünedir. Kimin hicreti de elde edeceği bir dünyalığa veya nikâhlanacağı bir kadına ise, onun hicreti de o hicret ettiği şeyedir."

 

 

 

Günün Sözü

 

Dostsuz kalan şahsın durumu, sol elden mahrum kalan sağ elin durumu gibidir.”

 

 

 

Günün Duası

 

Allah’ım beni ahiret gününde peygamberlerin şehitlerin ve evliyaların şefaatine nail eyle.

 

 

 

Bunları biliyor muyuz?

 

“Hu” ne demektir?

 

Arapça’da üçüncü tekil şahıs zamiri olan hû (hüve), Kur’an’da sıkça Allah’a işaret etmesi sebebiyle tasavvufta, Allah anlamında kullanılmıştır. Sûfilere göre zikrin en faziletlisi, bir şey isteme anlamı taşımayan ve Allah’ın zâtî ismi olan hû ile anmaktır.

 

 

 

Günün Nüktesi

 

Bir elma… 

 

     İmam-ı Azamın babası Sabit küçük yaştan beri ahlakı temiz, takva ve vera sahibi idi. Bir gün bir dere kenarında abdest alıyordu. Suda bir elma gördü. Abdestten sonra suda çürüyüp gidecek olan bu elmayı alıp yedi. Fakat tükürüğünde kan gördü.

 

     Şimdiye kadar böyle bir hâl görmediği için tükürükteki kanın bu elmadan ileri geldiğini tahmin etti. Yediğine pişman oldu. Elmanın sahibini bulup helalleşmek için dere boyunca gitti. Nihayet yediği elmaya benzeyen bir meyve bahçesi gördü. Sahibini sordu. Bu zatın gayet cömert ve ihsan sahibi olduğunu, hatta ağaçta bulunan bütün elmaları toplayıp götürülse yine bir şey demeyeceğini, bir elmanın ne ehemmiyeti olacağını söylediler.

 

      Buna rağmen elmanın sahibini buldu, meseleyi anlattı, ya parasını almasını veya helal etmesini istedi.  Bahçe sahibi gencin bu halini görünce takva ve verasının doğru olup olmadığını öğrenmek için şöyle dedi:

 

- Yediğin elmam için ne vereceksin?

 

- Altın gümüş neyim olsa veririm.

 

- Ben altın gümüş istemem ama, eğer kıyamette senden davacı olmamı istemezsen bir teklifim var, onu kabul etmen gerekir.

 

- Teklifin nedir?

 

- Yapacaksan söyleyeyim...

 

- İslamiyet’e uygunsa yapabilirim.

 

- Kör, sağır, dilsiz ve kötürüm bir kızım var, bununla evlenmeye razı olursan o zaman elmayı sana helal edebilirim.

 

      Sabit hazretleri ahirete kul hakkıyla gitmemek için bu teklifi kabul etti. Düğün hazırlığı yapıldı. Sabit hazretlerinin ilk gece odaya girmesiyle çıkması bir oldu. Hemen kayınpederine koşup, efendim, bir yanlışlık var galiba, içeride sizin bahsettiğiniz vasıflarda bir kız yok, tam tersi bir durum var, kayınpederi tebessüm ederek, (Evladım o benim kızımdır, senin de helalindir. Ben sana kör dediysem, o hiç haram görmemiştir. Sağır dediysem, o hiç haram duymamıştır. Dilsiz dediysem, o hiç haram konuşmamıştır. Kötürüm dediysem, o hiç harama gitmemiştir. İşte bu evlilikten, yani böyle ana babadan imam-ı azam Ebu Hanife hazretleri dünyaya geldi.

YORUM EKLE