Allah bir olduğu halde neden Kur'an-ı Kerim'de biz demektedir?

 

 

Kur’an-ı Kerim’de Allah Teâlâ bazen, kendisiyle ilgili olarak “biz” ifadesini kullanması, O’nun azamet ve şanının yüceliğine işaret eder. Hemen bütün dillerde saygı ve yücelik ifadesi olarak bu tür ifade biçimine başvurulmaktadır.

      Kur'an'da, Allah’ın zat ve sıfatlarından bahseden ayetlerde genellikle tekil zamir, fiillerinden bahsedilirken ise bazen tekil, bazen de çoğul zamir kullanılmıştır. Nitekim "Sizi Biz yarattık" (Vâkıa, 56/57), "Üstlerindeki göğe bakmazlar mı? Onu nasıl bina ettik, nasıl donattık" (Kâf, 50/6), "Andolsun, insanı Biz yarattık" (Kâf 50/16), "Allah gökleri görebileceğiniz direkler olmaksızın yarattı. Yeryüzüne de, sizi sarsmasın diye sabit dağlar yerleştirdi ve orada her türlü canlıyı yarattı. Gökten de yağmur indirip, orada her türden güzel ve faydalı bitki bitirdik" (Lokman 31/10), "Biz geceyi ve gündüzü (kudretimizi gösteren) iki alamet yaptık" (İsrâ 17/12) gibi, fiilleriyle ilgili ayetlerde, hem tekil, hem de çoğul zamir kullanılmıştır.

       Allah, kendi zâtı ve uluhiyeti ile ilgili şu ayetlerde ise, tekil zamir kullanılmıştır: "Şüphe yok ki Ben, rabbinim senin." (Tâ-hâ 20/12), "Şüphe yok ki Ben, Allah'ım, Benden başka hiçbir ilâh yoktur. O halde bana ibadet et." (Tâ-hâ 20/14), "O, kendisinden başka hiçbir ilâh olmayan Allah'tır."

 

Peygamberler olmadan insan dünyadaki görevini bilebilir miydi?

         İnsan, irade sahibi bir mahlûktur. Bu irade ve hürriyet nimeti ile birlikte insan büyük bir imtihana tabi tutulmuştur. İnsan, canlısıyla ve cansızıyla, âlemdeki birçok varlığın karakterlerini adeta bünyesinde toplamış. Taş gibi sert de olabiliyor, pamuk gibi yumuşak da. Kurnazlıkta tilkileri, merhametsizlikte canavarları çok geri bırakabiliyor. Öyle ise, her yöne gidebilen, dilediğini yapabilen, doğru ve yanlış hareket edebilen ve çok farklı ve hatta birbirine zıt şeyler söyleyebilen bu varlık için bir rehber gerekiyor.

        Bu yol gösterici, “akıl” olamaz. Çünkü akıl, şu varlık âlemini kimin yarattığını, insandan neler istediğini, hangi işlerden razı olduğunu, ölüm ötesinin hangi beldeye çıktığını ve böyle daha nice soruları cevaplandıracak güçte değil. İşte insan aklının metafizik sahadaki bu acizliği, insana yol gösterecek bir başka rehberi gerekli kılar. Bu rehber ise peygamberlerdir.

        Peygamberler, Allah’ın razı olduğu insan modelidir. Taklit edilmesiyle hakikate ve hidayete kavuşulan örnek şahsiyettir. Ve peygamber, ismet sıfatına sahiptir. Yani, ondan, Allahın razı olmayacağı hiçbir söz, fiil ve hareket sâdır olmaz.

        Bu vesile ile rotasını şaşırmamak ve yolunu bulması için insana nice peygamberler gönderilmiştir.  Bunun yanında ahiret günün de insanın bir itiraz hakkı olmaması için peygamberler ve ilahi kitaplar ve emirler de gönderilmiştir.

 

Öksüz ve yetim olan bir çocuğu evlat edinmek caiz mi?

       Hz. Peygamber yetimlerin himaye edilmesini, yetiştirilmesini, haklarının titizlikle korunmasını istemiş, bunu hakkıyla yapanların cennette, kendisiyle yan yana olacaklarını müjdelemiştir.

      Yoksullara yardım konusundaki âyetler ve hadisler ise saymakla bitmeyecek kadar çoktur.

Şu halde yoksul ailelerin çocuklarını ve himaye edecek yakınları olmayan yetimleri, hali vakti yerinde olanların yetimleri ve fakirleri himaye etmeleri, onların ihtiyaçlarını karşılamaları, yetişip iyi insan olmaları için gayret göstermeleri İslam'ın, Müslümanlardan istediği güzel işlerden ve sevaplı amellerdendir.

       Bir kimse istiyorsa ihtiyacı olan çocuklara, kendisi hayatta iken mal bağışlaması da mümkün ve caizdir. Ama bağışlama başkadır, evlatlık edinip mirasçı kılmak başkadır.

        Anası babası belli olan bir çocuğu onlardan almak, kendi soyadlarını vermek, nüfus kütüklerine kaydettirmek ve mirasçılar yapmak manasındaki "evlat edinme" ise şu sebeplerle İslam'da yasaklanmıştır:

1- Ana-babanın, çocuklar üzerindeki haklarından biri de aile ocağını tüttürmesi, ailenin adını devam ettirmesi, o ailenin bir ferdi olarak ve bu şuur içinde hak ve ödevlerini yerine getirmesidir.

2-Aile fertlerinin (akrabanın) kimlerden oluştuğu ve mirasın bunlar arasında nasıl paylaşılacağı hususları Kur'an'da ve Sünnet'te belirlenmiş, "Bunlar Allah'ın koyduğu sınırlardır, sakın bu sınırları aşmayın" buyurulmuştur. Evlatlık mirasçı olunca bu ilâhî düzen bozulmaktadır.

3- İslam'da aile fertleri arasında mahremlik, namahremlik ilişkisi vardır; bazı yakın akraba yanında örtünme, bir yerde beraber bulunma, seyahat etme... hükümleri, daha uzak akrabaya göre farklıdır.

       Evlatlık edinilen ve eve alınan bir kız veya erkek çocuk büyüdükçe -himaye edilen bir yabancı değil de evlat olarak telakki edilirse- kadın erkek ilişkilerine ait emir ve yasaklar çiğnenecektir.

 

 

Günün Ayeti

De ki: "Rabbim rızkı dilediğine genişletir, dilediğine sıkar. Fakat insanların çoğu bilmezler

 

Günün Hadisi

Allah sizin şekillerinize ve cüsselerinize bakmaz. O sizin kalplerinize ve amellerinize bakar

 

Günün Sözü

Büyük beyinler fikirleri, orta beyinler olayları, küçük beyinler ise kişileri konuşur.

Hyman Rıckover

 

Günün Duası

Allah’ım bugün senden şifa dileyen hasta kullarına şifa ver.

 

Bunları biliyor muyuz?

Vakfe nedir?

Hac yapan kimselerin, belirli vakitte Arafat ve Müzdelife'de durmasını ifade eder.

 

Günün Nüktesi 

"Yetiş Nureddin beni bu adamlardan kurtar!"

     Nüreddin Zengi, bir gün rüyasında Kainatın Efendisini görür, ona kızıl suratlı iki adam gösterir ve: "Yetiş Nureddin, beni bu adamlardan kurtar!" buyururlar.

Nüreddin Zengi dehşetle uyanır... "Hayırdır inşallah" deyip tekrar yatar, yine aynı rüya. Yine yatar, bir daha...

      Sabaha bekleyemeden veziri Cemaleddin'i bulur, akıl sorar. Veziri ilim ehlidir "rüyanda gördüğünün Efendimiz olduğundan şüphe yok" der, "zira şeytan Resulullah'ın şekline giremez. Korkarım Medine'de tatsız şeyler oluyor. Bana sorarsan hiç durmayalım, derhal Münevver Beldeye koşalım."

      Yanlarına kartal bakışlı, kaplan pençeli beş on cengâver alır yola çıkarlar. "Şam nire, Hicaz nire" demez, gece gündüz at koştururlar. Tamı tamına onaltı günde Medine'ye ulaşırlar. (1162)

     Herkes gelsin hediyesini alsın

     Nureddin Zengi şehre girince valiyi çağırır ve "küçük büyük herkesi çağır" der, "Nezrim var, Medinelilere hediye dağıtacağım."

      Halkı Mescid-i Nebevi'nin önünde toplar, hediyesini alanı evine uğurlar. Gelenleri tek tek gözden geçirir ama yok, yok, yok! Rüyasında gördüğü iki adamı bulamayınca valiyi kenara çekip sorar "gelmeyen kaldı mı?"

-Benim bildiğim kadarıyla kalmadı ama...

-Aması ne?

-İki garip misafirimiz var. Sabahlara kadar ibadet ediyorlar. Sanırım şimdi uyudular.

-Onları da getir hediyelerini alsınlar.

     Vali "başüstüne" der ve iki derviş kılıklıyı peşine takar. Nureddin Zengi onları görür görmez tanır, vezirine göz kırpar. Hainleri deprenemeden yakalar, sorguya alırlar. Bunlar İspanya kralının casusları çıkar, akılları sıra tünel kazıp Efendimizin cesed-i şeriflerini kaçırmaya kalkışırlar. Zeminden çıkan toprağı gece karanlığında Cennet-ül Baki'ye (kabristana) boşaltırlar. Tam işleri bitmeli olmuştur ki, Nureddin Zengi ortaya çıkar.

      Atabeğimiz bu iki şerefsizin kafasını vurmakla kalmaz, türbe-i şerifin etrafına derin hendekler kazdırır ve içine erimiş kurşun akıtır. İşte şimdi içi rahatlar.

YORUM EKLE