Anne babasının yaşadığı memlekete giden kişi seferi olur mu?

 

 İnsanın doğup büyüdüğü veya evlenip içinde yaşamak istediği ya da içinde sürekli olarak barınmayı kastettiği yere asli vatan (vatan-ı asli) denir.

     Yetişkin bir kimse doğup büyüdüğü, ya da sürekli yaşamak üzere temelli yerleştiği asli vatanını terk edip her hangi bir sebeple sürekli yaşamak üzere bir başka yere yerleşirse burası onun asli vatanı olur ve eski asli vatanının hükmü ortadan kalkar. Eski asli vatanında anne-babasının veya yetişkin çocuklarının bulunması durumu değiştirmez. Tercih edilen görüş budur.

      Buna göre bir kimse sürekli yaşamakta olduğu vatanından ayrılıp, ziyaret vb. amaçlarla 90 km. ve daha uzak yerde yerleşik olan anne-babasının yanına giderse seferilik hükümlerine tabi olur. Dolayısı ile gittiği yerde 15 günden daha az kalmaya niyet ettiği takdirde seferi olur.

 Karanlık bir ortamda namaz kılınır mı

    Namaz kılınan mekanın ve secde yerinin gözle görülmesi ve temiz olduğundan emin olunması asıldır.

    Ancak secde yapılan yer, gözle görülemeyecek derecede karanlık da olsa, temiz olmak kaydıyla böyle bir ortamda namaz kılmakta bir sakınca yoktur.  Fakat mekruh görülmüştür.

 

Kalbi delik olan çocuğu aldırmak caiz mi?

     Anne karnındaki çocuk sakat veya hasta diye kürtaj yapılması caiz değildir. Bu şekildeki bir muamele insan hayatına karşı islenmiş bir cinayettir ve haramdır. Sakat olanların da yasama hakki vardır, bunu Allah vermiştir. Dünya imtihan dünyasıdır. Yarın insanın ne hale geleceğini kimse bilemez.

    Ancak anne bu hamilelikte veya doğumda hayati tehlikeye girecekse çocuğu aldırmada bir sakınca yoktur.

 

Ölü doğan çocuğa isim koyulur mu?

         Çocuk doğarken canlı doğmuşsa, yani bağırmış yahut hareket etmiş, canlı doğduğuna kanaat getirilmişse, bu çocuk cenaze işlemleri açısından tıpkı büyük insan gibi muamele görür. Canlı olarak doğduktan hemen sonra da vefat etse, ismi konulur,  cenazesi yıkanır, bir beze sarılır, namazı kılınır ve sonra defnedilir. Yeter ki canlı doğduğuna kanaat getirilsin.

             Lakin doğan çocuk canlılık işareti göstermemişse, ağlamamış, aksırmamış, esnememiş, ölü olarak doğduğuna kanaat getirilmişse; yine bir isim verilir, yıkanır, beze sarılır, ama namazı kılınmadan defnedilir. Ölü olarak doğması, sadece namazdan mahrum bırakır, diğer hususlar aynen icra edilir.

              Bu durumdaki çocuklara böyle bir işlemin yapılması insanlığa gösterilen saygının bir ifadesidir. Öyle ki ölenin insan oluşu, onu böyle bir hizmete lâyık kılar. Çünkü insan küçük de olsa mükerrem, hürmete lâyık bir varlıktır.

 

Kıbleye karşı ayak uzatmak caiz mi?

      Kıble namazda dönüp ibadet ettiğimiz mukaddes mekândır. Uzakta da olsak saygı duymamız gerekir. Kabeye doğru yatmak veya ayak uzatmak bazı âlimler caiz demişseler ise de, aslında mekruhtur.

       Kerahetinde harama yakın olduğunu söyleyenler de var. Bunun için, zaruret yoksa kıbleye doğru yatmamalı, uzanmamalı, hatta edeben çocukları bile yatırmamalı, onlara da kıblenin kutsallığı öğretilmelidir.

 

Akika kurbanı hangi yaşa kadar kesilebilir?

    Yeni doğan bebeğin başındaki ilk saçlarına akîka; bu çocuğun doğumundan yedi gün sonra başındaki tüyleri kısmen veya tamamen tıraş edip adını koyduktan sonra Allah'u Teâlâ'ya şükür için kesilen kurbana akîka kurbanı denir.

      Doğumun yedinci gününde çocuğa güzel isim vermek, aynı günde akikasını kesmek, sonra saçını tıraş edip, ağırlığı kadar, altın, altına güç yetirilmezse gümüş sadaka olarak vermek, sağ kulağına ezan, sol kulağına da kamet getirmek sünnettir. Akîka kurbanı, Hanefi mezhebine göre mubah.  Şafii mezhebine göre ise sünneti müekkededir.

      Bu kurban çocuğun doğduğu günden baliğ olacağı güne kadar kesilebilir. Ancak doğumun yedinci gününde kesilmesi daha çok sevap kazanmaya sebeptir. Kesilen kurbanın kemikleri çocuğun sıhhatli olmasına sebep olsun niyetiyle kırılmayıp eklem yerlerinden sıyrılır. Akîka kurbanının etinden bunu kesen kimsenin yiyebileceği gibi ev halkı da bu etten yiye bilir.

      Akika, canlı doğana kesilir. Yani canlı doğan kimseler için kesilir. Ölü doğan bir kimse için akika kesilmez. Ancak ölü doğan kimse için kesilmek istense de bunun dinen bir sakıncası yoktur.

 

Günün Ayeti

 Yeryüzü kendine has bir sarsıntıya uğratıldığı, içindekileri dışarıya çıkarıp attığı ve insan, "Ona ne oluyor?" dediği zaman, işte o gün yer, kendi haberlerini anlatır.  Çünkü Rabbin ona vahyetmiştir.

 

Günün Hadisi

Biriniz rızkından kaçsa da, ecelin onu yakaladığı gibi, o onu bulur.

 

Günün Duası

Allah’ım bugün bana kimsenin kalbini kırmadan evime dönmeyi nasip et

 

Günün Sözü

Tartışmasını bilmeyenler kavga ederler.

 Chesterton

 

Bunları Biliyor muyuz?

Ülfet Nedir?

    Tasavvufta, samimi olmak, insanlarla ünsiyet etmek, iyi geçinmek, herkesle anlaşmak demektir.

 

Günün Nüktesi

Kocasını Şikayet Eden Kadın

Kadının biri, bir gün Halife Ömer'a gelerek dedi ki:

- Ey müminlerin emiri sana insanların en iyisini şikayete geldim. Öyle birisi ki, amelde onu geçen veya onun kadar amel eden kimse pek azdır. Geceleri sabaha kadar namaz kılar, gündüzleri de hep oruçla geçirir Bu sözlerden sonra utancından asıl demek istediğini diyemedi ve:

- Ey müminlerin emiri, beni bağışla, diyerek çekildi.

Hz. Ömer:

- İyi iyi, Allah senden razı olsun. Sen adamını çok güzel halleriyle övdün; artık onun hakkında fazla bir şey söylemen de gerekmez, dedi.

Kadın çıkıp gittikten sonra, orada hazır bulunan sahibi Kaab b. Sûra dedi ki:

- Ey müminlerin emiri, kadın utanıp asıl şikayetini sana söyleyemedi.

- Kadının ne şikayeti varmış ki?

- Kadın kocasından, kocalık vazifelerini yerine getirmiyor diye şikayette bulunuyor, fakat bunu açıkça söyleyemiyor.

Hz. Ömer kadını geri çağırdı. Kocasına da haber gönderip yanına getirtti. Sonra Kaab b. Sûr'a:

- Bunlar arasında sen hakemlik et, diye teklif etti. Kaab:

- Sen buradayken ben nasıl hakemlik yapabilirim, dedi. Hz. Ömer:

- Benim anlayamadığım inceliği sen anladın. Bunun için onları dinleyip aralarında gereken hükmü vermek de senin hakkındır, dedi.

Bunun üzerine Kaab o adama dedi ki:

- Allah Tealâ erkeklere hitaben: “Sizin için helal ve hoş olan kadınlardan ikişer, üçer ve dörder olarak nikahlayın” (Nisâ, 3) diye buyurduğuna göre, en çok üç gün peş peşe oruç tutabilirsin; dördüncü günü tutmaman gerekir. En çok da üç sabaha kadar ibadet edebilirsin; dördüncü gece eşinle beraber olmalısın. Hz. Ömer r.a. Kaab'ın bu ince anlayışını beğendi ve:

- Senin bu buluşun öteki buluşundan da güzelmiş, dedi. Bu isabetli hükmü çok beğenen halife onu Basra kadısı yaptı.

    Kadıncağız şikayetinde: “Kocam geceleri hep ibadet eder, gündüzleri oruç tutar” deyince, maksadı farketmeyen Hz. Ömer: “Kocanı bunlardan men mi edeyim?” demişti.

Kaynak: İbn Saad , et- Tabakâtü'l - Kebîr , 9/91.

YORUM EKLE