Babasından ayrı olan kişi babası öldüğünde malından miras alır mı?

Babasından ayrı olan kişi babası öldüğünde malından miras alır mı?

     Kalan miras babanın ise, ölen babanın bütün çocukları evli, bekar, yaşlı, genç, çocuk, kız, erkek…  fark etmeksizin hepsi bu maldan dini hisseleri oranında miras alır.

     Evladın daha önce evden ayrılmış olması ya da farklı bir şehirde yaşaması kalan mirastan pay almasına engel değildir. Mal babadan kaldığı için bütün evlatları o mala mirasçı olurlar.

 

Kılınamayan namazlar oruç ibadetinde olduğu gibi fidye vermekle zimmetten düşer mi?

        Herhangi bir sebeple vaktinde kılınmayan ve böylece yükümlünün zimmetine borç olarak geçmiş bulunan namazların bir tek ödeme yolu vardır, o da kılamadığımız namazları kılmaktır. Yani kaza etmektir. Bundan başka namazın zimmetten düşürülmesi için bir yol yoktur.

       Namaz, tutulamayan oruçlar gibi değildir. Oruç için fidye verilmesi hakkında nas vardır. Fakat kılınmayan namazlar için fidye verileceğine dair bir nas yoktur.

     Dolayısıyla hangi sebeple kazaya kalmış olursa olsun vaktinde kılınmamış bir namazın borcundan kurtulmak için illaki onu kaza etmek gerekir. Fidye veya para vermek ya da başkasına kıldırmak şekli ile bu namaz borcu ödenmez.

 

Tanımadığımız birisi bize selam verdiğinde selamına karşılık  vermek zorunda mıyız?

Dinimizce selam vermek sünnet onu cevaplandırmak ise farzdır.Bir topluma selam verildiği zaman o toplumdan bir kişi bu selama karşılık vermesi bu farzı yerine getirmek için yeterlidir. Şayet cevap verilmese o toplumda oturan her Müslüman günahkâr olmuş olur.

          Selamı o toplumun içinde oturan bir kimsenin ismini zikrederek verme durumunda ise ismi geçen kimse bu selama karşılık verme zorunda diğerleri için bir şey söz konusu değildir.

        Selam, benden sana bir zarar gelmez, anlamına geldiğine göre her Müslüman İslam’ın bu güzel şiarını günlük hayatında yaşaması ve yaşatması lazım. Selam verdiği gibi verilen selama da karşılık vermesi gerekir. Çünkü Kur'an-ı Kerim de Allah'u Taale mealen şöyle buyurmaktadır: 'Size bir selam verildiği zaman, ondan daha güzeliyle veya aynı selamla karşılık verin.' (Nisa 86)

        Dolayısıyla bize selam verildikten sonra selamı veren dost, akraba, tanıdık, tanımadık, küs ya da barışık kim olursa olsun selamına karşılık vermek üzerimize farzdır. Selama karşılık vermemek ise dinen uygun değildir.

 

Ölüler mezarlığa gelenlerin sesi duyarlar mı?

        Mezardakiler kendilerini ziyaret edenleri, kendilerine selama verenleri duyarlar. Nitekim sevgili Peygamberimiz Bedir savaşında öldürülen müşriklerin dolduruldukları kuyunun başına gelerek oradan onlara: “Rabbinizin size verdiği (azabı) gerçek olarak buldunuz mu?” diye hitap etti. Yanında bulunan sahabeler, “Ölülere mi sesleniyorsunuz hiç ölüler duyar mı?” diye sorunca Hz. Peygamber de: “Siz onlardan daha iyi işitmiyorsunuz” diye cevap verdi

     Buna göre kabirde yatan ölüler mezarlıkta kendilerini ziyaret eden dua eden selam veren Kur’an okuyan kimseleri duyar ve bilir. 

 

Günün Ayeti

Dünya hayatı ahiret hayatının yanında bir yol azığından ibarettir.

 

Günün Hadisi

Mü'min kişiye bir ağrı, bir yorgunluk, bir hastalık bir üzüntü hatta bir ufak tasa isabet edecek olsa, Allah onun sebebiyle mü'minin günahından bir kısmını mağfiret buyurur.

 

Günün Sözü

“Düzeltilmesi gereken bir yanlışlık, doğruluktan daha ağır bir yüktür.”

 Dag Hammarskjölk

 

Günün Duası

Allah'ım zenginliğin de fakirliğin de şerrinden sana sığınırım.

 

Bunları biliyor muyuz?

Sefih Kime Denir? 

Malını yerli yersiz saçıp savuran kimseye denir?

 

Günün Nüktesi

Bir testiye bir adam…

       Erzurum’un büyük velisi İbrahim Hakkı hazretlerini çocukken İsmail Fakîrullah hazretlerine teslim ederler. İyi bir terbiye alması için çocukluğunun mühim bir devresini Fakîrullah hazretlerinin yanında geçiren İbrahim Hakkı hazretleri, bir gün eline aldığı bir testiyle çeşmeye gider, doldururken oraya gelen bir atlı:

 -Çekil bakayım önümden be çocuk! diye İbrahim Hakkı hazretlerini azarlayarak atını çeşmeye sürer. O da testisini alıp bir kenara çekilmeye uğraşırken atını mahmuzlayan adam, onu bir köşeye sıkıştırır. Testisini bırakıp kendisini kurtarmak zorunda kalır İbrahim Hakkı hazretleri… Bu esnada at da üzerine basıp testiyi kırar. Ağlayarak hocasının huzuruna gelir ve:

 -Çeşmeden su alırken atını koşturarak gelen biri, atını üzerime sürdü. Can havliyle kendimi kurtarmaya çalışırken testimi de tepeletip kırdı! der. Hocası sorar:

 -Testini kıran atlıya sen bir şey söyledin mi?

 -Hayır, der, hiçbir şey söylemedim.

 -Çabuk git ve o adama bir-iki laf söyle, der.

 İbrahim Hakkı hazretleri gider, çeşmenin başında atını tımar etmeye başlayan adamın yanına varıp bekler. Fakat bir türlü terbiyesini bozup da:

 -Benim testimi niye kırdın zalim adam?! diyemez.

 Dönüp geldiğinde hocası Fakîrullah hazretleri sorar:

 -Ona bir şeyler söyleyebildin mi?

 -Söyleyemedim efendim; niyetlendim, lâkin bir türlü dilimi çevirip de ağır bir söz sarf edemedim! Hocası bağırır:

 -Sana diyorum, çabuk git ve o adama bir şeyler söyle, mukabele et! Yoksa sonu felâket!..

 İbrahim Hakkı hazretleri bu defa kararlı olarak koşup çeşmenin başına gelir. Bir de bakar ki, testisini kıran adamı, kendi atı, attığı çiftelerle çeşmenin havuzuna yuvarlamış, ölüsü yatmaktadır! Koşarak gelip, hocası İsmail Fakîrullah hazretlerine bu vahim vaziyeti anlatır. Hocası bu hâle üzülür:

 -Vah vah! Bir testiye bir adam! Üzüldüm buna doğrusu der. Huzurundakiler bundan bir şey anlamadıklarını söyleyince, büyük veli şöyle izah eder: ‘O atlı adam, İbrahim Hakkı’ya zulmetti. Zulme uğrayan da tek kelimeyle olsun mukabelede bulunmadı, zalimi Allah’a havale etti. Allah da zalimi cezalandırdı.

       Şayet İbrahim Hakkı da onun zulmüne karşılık verip, ona bir şeyler söyleseydi, ödeşeceklerdi. Fakat İbrahim, büsbütün mazlum oldu. Bense ödeştirmek için uğraşıyordum, maalesef muvaffak olamadım!’

YORUM EKLE