Başı açık olan bayan namaz kılsa namazı geçerli, olur mu?

 

    İslam dininde her ibadetin sorumluluğu ve ifası ayrıdır. Aynı şekilde ihmal ve cezası da ayrıdır.  Namaz ibadeti erginlik çağına gelmiş her erkek ve kadın Müslüman’a farzdır. Aynı şekilde erginlik yaşına gelmiş bir bayanın da başını örtmesi farzdır. Yani hem namaz hem de başı örtmek bayana farzdır.

   Farz olan bu iki ibadeti yapmak bayana farzdır. Bu iki farzdan hangisini yaparsa sevabını alır. Yapmadığı ibadetten dolayı da günaha düşer.

    Buna göre başıık olan bir bayan başını örtmediği için günahkar olur. Ancak başını örtmemekle birlikte namazda tesettüre riayet etmek kaydı ile namazını kılmasında bir sakınca yoktur. Sakınca olmadığı gibi kıldığı namaz da namaz kılan her müslümanın namazı gibi geçerlidir.    

 

Çalışmak ibadet midir?

     Çalışmak meşru bir işte olduğunda ve ibadetler ihmal edilmediğinde evet ibadettir. Yani çalışmanın ibadet olabilmesi için farzların yerine getirilmesi konusunda ihmal ve tembellik gösterilmemesi ve haramlardan kaçınılması şartına bağlıdır.    

     Nitekim iki namaz vakti arasında kalan diğer saatlerin, vakit namazları kılındığı takdirde bir ibadet şekline geleceği ve iki namaz arasında işlenen günahların affedileceği verilen müjdeler arasındadır.

      Meselenin bir başka yönü de, farzlarını yerine getiren, haramdan kaçınan kimsenin ailesi için çalışmasının da ibadet olduğudur. Bir hadislerinde kişinin kendisi, ailesi, çocukları ve hizmetçisi için harcadığı paranın birer sadaka olacağını bildiren Peygamberimiz başka bir hadislerinde de bununla ilgili olarak şöyle buyurur:

Allah yolunda sarf ettiğin, bir kölenin hürriyetine kavuşturulması için harcadığın, fakire sadaka olarak verdiğin, bir de ailen için harcadığın paranın hepsi hayırlıdır. Fakat bunlar içinde ailen için sarf ettiğin paranın sevabı hepsinden daha çoktur.”

     Buna göre farz ibadetlerini yerine getiren, günahlardan uzak kalan kimsenin meşru yani helâlinden olan çalışması ibadet hükmüne geçer.

Vakit girdi diye vakit girmeden kılınan namaz geçerli olur mu?

Namaz kılmada esas olan ezanın okunması değil namaz vaktinin girmiş olmasıdır. Yani bir namaz vakti girmişse ezan okunmamış olsa dahi o namaz kılınabilir.

      Aynı şekilde bir namaz vakti girmemişse ezan okunsa dahi kılınmaz. Mesela hoca yanlışlıkla sabah namazı vakti girdi diye ezan okursa ve vakit girmemişse velev ki ezan okunmuş olsa dahi namaz kılınmaz kılınsa da geçersizdir. Çünkü vakit girmemiştir.

     Aynı şekilde namaz vakti girmişse ama gerek elektrik olmayışından, gerekse imamın herhangi bir maruzatından dolayı ezan okunmamışsa bile namaz vakti girmiştir.  Kişi namazını kılabilir

 

Bir malı satarken malın kusurunu gizlemek caiz mi?

     Ticarette malın kusurunu söylememek aldatmaktır. Aldatmak ise dinen uygun değildir. Nitekim sevgili Peygamberimiz bu hususta bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmaktadır:” Bizi aldatan bizden değildir"

      Buna göre bir mal satarken, satılan malın bir kusuru varsa o kusura söylememek bir aldatmadır. Böyle bir aldatma ise dinen kul hakkı ve günahtır. Kul hakkı ise affedilmeyen günahlardan birisidir. Dolayısıyla kişi sattığı malda bir atıp, kusur, kırık, özür varsa sattığı kişiye söylemelidir. Söylemeden satarsa satıcı günaha girer müşterinin de malı geri iade etme hakkı olur.

 

Günün Ayeti

O, yedi göğü, birbiri üzerine yarattı. Rahman’ın yaratmasında bir aykırılık, uygunsuzluk görmezsin. Gözünü döndür de bak, bir bozukluk görüyor musun?

 

Günün Hadisi
"Satarken, al
ırken, borcunu isterken ve borcunu öderken ko­laylık gösteren kimseye ALLAH merhamet etsin."

 

Günün Sözü

Dünya gözü ile bakan, yüzü; gönül gözü ile bakan, özü görür.”.

Hz. Mevlana

 

Günün Duası

Allah’ım bizi nimet verdiğinde şükreden vermediğin de ise sabreden kullarından eyle.

 

Bunları biliyor muyuz?

Gıybet nedir?

Bir kimseden, gıyabında hoşlanmadığı sözlerle bahsetmek demektir. Kur'ân'da gıybet yasaklanmış, gıybet yapmak ölmüş bir din kardeşinin etini yemeye benzetilerek bu davranıştan sakındırılmıştır (Hucurât, 49/12).

 

Günün Nüktesi

Alabilirsen Al

      Hacı Bayram-ı Veli’nin doğduğu Zülfadl köyünden bir genç askere çağrılmıştı. Yetim olan bu temiz genç, babasından kalma birkaç altınını, annesinden kalan hatıra bilezik ve küpleri emanet edecek bir kimse bulamadı. Hepsini küçük bir çekmeceye koyup, Hacı Bayram-ı Veli’nin türbesine getirdi. Türbeyi ziyaret edip;

      "Ya hazret-i Hacı Bayram-ı Veli! Beni vatanî vazifemi yapmak için çağırdılar. Annemden ve babamdan kalma şu hatıraları emanet edecek bir kimse bulamadım. Bu küçük çekmeceyi zatı âlinize emanet bırakıyorum. Eğer askerden dönersem, gelir alırım. Şayet dönemezsem, istediğiniz bir kimseye verebilirsiniz!" diye müracaat etti. Sonra çekmeceyi sandukanın kenarına koyarak ayrıldı.

     Aradan yıllar geçti. Gencin askerliği bitti ve emanetini almak üzere Hacı Bayram-ı Veli’ye geldi. Ziyaretini yapıktan sonra, çekmeceyi koyduğu yerde buldu. Hiç dokunulmamıştı.

Orada türbeyi bekleyen türbedara;

"Bu çekmece benimdir. Askere gitmeden önce emanet bırakmıştım. Şimdi alıyorum." dedi.

Türbedar;

"Tabi, alabilirsen al. Çünkü ben, bir defasında bu çekmecenin yerini değiştirmek istedim. Fakat bütün uğraşmalarıma rağmen yerinden bile oynatamadım. Bunda bir hikmet olduğunu düşünerek, bir daha elimi bile sürmedim."

      Genç, çekmecenin yanına gelip, Hacı Bayram-ı Veli’ye teşekkür etti ve emanetini alarak köyüne döndü.

YORUM EKLE