Bayram namazını kılmak vacip mi sünnet mi?

Bayram namazı biri Ramazan Bayramı'nda diğeri Kurban Bayramı'nda olmak üzere yılda iki defa kılınan iki rekatlık bir namazdır. Bayram namazı Hanefi mezhebinde Cuma namazının vücub şartlarını taşıyan kimselere vaciptir.

        Şafii ve malikilere göre ise bayram namazları müekked sünnettir. İster vacip, ister sünnet kabul edelim hangi mezhepten olursak olalım müslümanların kaynaşmasına, görüşmesine vesile olan bayram namazlarına iştirak etmekte fayda ve sevap vardır. Kadınlar ve erkekler İslam nazarında temel ibadetlerde (namaz, oruç, zekat...) fark etmeksizin eşittirler. Erkeğe farz olan farz namazlar kadına da farzdır. Ama meşakkat olmasın diye bazı ibadetler kadın için farz kılınmamıştır. Cuma namazı, bayram namazı gibi.

         Ama kadın istemesi halinde Cuma namazını da Bayram namazını da camiye gidip eda edebilir. Dini anlamda bunun bir mahzuru söz konusu değildir. Nitekim Peygamber efendimiz döneminde bu ibadetler kadınlar tarafından mescidlerde eda ediyordu.

       Onun için kadın dilemesi halinde camiye gidip bayram namazını kılabilir.

 

Bayramı dinen nasıl geçirmek gerekir?

      Bayramda erken kalkmak, gusletmek, misvak kullanmak, güzel koku sürünmek, yeni ve temiz elbise giymek, karşılaşılan müminlere güler yüzle selam vermek, fakirlere sadaka vermek, dargınları barıştırmak, akrabayı, din kardeşlerini ziyaret etmek, onlara hediye götürmek sünnettir. Allah'ın verdiği nimetlere şükretmek için sevinçli ve neşeli görünmek menduptur. Aynı zamanda bu bayramda kurban kesmek dinen  güzel kabul edilmiş kimi mezheplere göre vacip kimisine göre ise sünnet olan bir fiildir. İmkanı olan herkes sünnet ya da vacip kabul edilen bu ibadeti yerine getirmelidir.

       Kurban Bayramı'nda kurban kesecek kimsenin onun etinden yemesi için namazdan önce bir şey yememesi güzel bir davranıştır. Kurban Bayramı'nda açıktan tekbir getirmek; dönüşte mümkün ise başka yoldan gelmek de menduptur

        Bütün bunların dışında çocuklar, bilhassa öksüz ve fakir çocuklar sevindirilmeli, akraba eş ve dost ziyaretleri de yapılarak hâl hatır sorulmalıdır.

 

Teşrik tekbiri nedir ve ne zaman yapılır?

       Teşrik tekbirleri, Kurban bayramı günlerinde farz namazlardan sonra getirilen tekbirlerdir. Kurban Bayramının ilk gününe "yevm-i nahr", diğer üç güne ise "eyyâmü't-teşrîk (teşrîk günleri)" denir. Bayramdan bir gün önceki güne de "arefe günü" denir.

      Arefe günü sabah namazından itibaren bayramın dördüncü gününün ikindi namazına kadar, yirmiüç farz namazının arkasından birer defa: "Allahu ekber Allahu ekber, Lâ ilâhe illallahu vallahu ekber. Allahu ekber ve lillahi'l-hamd" diye tekbir getirilir ki, buna "teşrîk tekbiri" denir.

       Teşrîk tekbirlerinin başlangıcı Hz. İbrahim'in oğlu İsmail'i kurban etme olayına kadar uzanır. Hz. İbrahim, gördüğü sahih rüya üzerine oğlunu Allah yolunda kurban etmeye karar verir. Kurban hazırlıkları sırasında Cebrail gökten buna bedel olarak bir koç getirir. Dünya semasına ulaştığında yetişememe endişesi ile Cebrail; "Allahu ekber Allahu ekber" diyerek tekbir getirir. İbrahim bu sesi işitince başını gökyüzüne çevirir ve onun bir koçla geldiğini görünce; "Lâ ilâhe illâllahu vallahu ekber" diye cevap verir. Bu tekbir ve tevhîd kelimelerini işiten ve kurban edilmeyi bekleyen İsmail de; "Allahu ekber velillâhi'l-hamd" der. Böylece kıyamet gününe kadar sürecek büyük bir sünnet başlatılmış olur.

        Teşrîk tekbirleri Hanefi Mezhebine göre vacip, Şafii ve diğer mezheplere göre ise sünnettir. Hanefi mezhebine göre farz namazlarını kılmakla yükümlü olanlara bu tekbirler vaciptir. Bu konuda tek başına kılanla, imama uyan, yolcu ile mukim, köylü ile şehirli, erkekle kadın eşittir. Böyle teşrîk tekbirleri cemaatle de, yalnız başına da eda edilir. Kaza da edilebilir. Erkekler tekbiri açıktan, kadınlar ise gizlice getirir.

 

 

Günün Ayeti

“Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Allah’a ulaşacak olan ancak, sizin O’nun için yaptığınız, gösterişten uzak amel ve ibadettir.”

Hac 22/37.

 

Günün Hadisi

 Bir kimsenin Müslüman kardeşiyle üç günden fazla küs durması helal değildir.

Müslim, “Birr”, 8.

 

Günün Sözü

Bir kimse gönül hoşluğu ile kurbanından sevap umarak keserse bu kurban ona cehenneme karşı bir perde olur.

Hz. Ali

 

Günün Duası

Allah’ım dualarımızı Arafat’ta edilen dualarla birlikte kabul eyle.

 

Bunları biliyor muyuz?

Arefe Günü Nedir?

Zilhicce ayının dokuzuncu günü, kurban bayramından bir önceki gün demektir.

 

Günün Nüktesi

Bayram günü efendimiz ile yetim Abdullah…

Abdullah küçük yaşta iken, bir savaşta babasını kaybetmişti.

Annesi yeniden evlenince üvey baba, Abdullah'ı istememişti. Ve Abdullah sokaklarda sâhipsiz kalmıştı.

Dertliydi. Yardımsever halkın verdikleriyle karnını doyurabiliyordu. Arkadaşları gülüp oynarken, o, bir köşede oturur, başını elleri arasına alır, düşüncelere dalardı.

Bir bayram günü, Abdullah yine böyle bir kenara oturmuş, başını ellerinin arasına almıştı. Cıvıldaşan çocuklara bakıp ağlıyordu. Üstü başı lime lime idi. Gömleği belki kırk yerden yamanmıştı. Üstelik sabahtan beri yiyecek bir şey de bulamamıştı.

O sırada Peygamberimiz geçiyordu. Oynaşan çocukları seyretmek için biraz durdu. Gülümsedi. Birkaç çocuğu okşadı. Sonra Abdullah'ı gördü. Kenarda durup ağlaması dikkatini çekmişti. Yanına gitti. Ve niçin arkadaşlarıyla oynamadığını, niçin ağladığını sordu.

Abdullah üzüntüsünden Peygamberimizi tanıyamamıştı.

- Amca, dedi, babam bir savaşta şehid düştü, anam evlendi. Üvey babam beni istemedi. Yapayalnız kaldım. Ne yiyecek bir dilim ekmeğim, ne giyecek yeni bir gömleğim var. Bu yüzden arkadaşlarıma katılamıyorum.

Peygamber Efendimizin mübarek gözleri doldu.

- Peki yâ Abdullah, dedi, sen Hasan ile Hüseyin'e kardeş olmak ister misin?

Hasan ile Hüseyin, Peygamberimizin torunlarıydı. Abdullah istekle atıldı:

- Çok isterim.

- Fâtıma'ya evlât, Peygamber'e torun olmak ister misin?

Abdullah hemen cevap verdi:

- Çok isterim.

- Öyleyse yürü bize gidelim, bundan sonra benim torunumsun...

Abdullah ancak o zaman Peygamberimizin karşısında bulunduğunu anladı ve ellerine sarılıp öptü.

Birlikte eve gittiler. Abdullah'ın karnı aylardan beri ilk defa güzelce doydu. İlk defa yeni elbiseler giydi. Ve Peygamberimizden izin alıp tekrar çocukların arasına döndü. Ama bu sefer kenardan seyretmiyordu. Oyuna katılmış, onlar gibi hoplayıp zıplamaya başlamıştı. Çocuklar bu değişikliği merak edip Abdullah'a sordular:

- Ey Abdullah, bir saat önce ağlıyordun, üstün başın dökülüyordu, şimdi bakıyoruz yeni elbiseler giydin, aramıza katılıp oynuyorsun. Sebebi nedir?

Abdullah memnun memnun gülümseyerek dedi ki:

- Benim yerimde olsaydınız siz de sevinirdiniz. Ben Hazret-i Ali ile Hazret-i Fâtıma'ya evlat, Hasan ile Hüseyin'e kardeş, Peygamber Efendimize de torun oldum.

Çocuklar gıpta ile iç çektiler. Bir ağızdan şöyle dediler:

- Keşke biz de senin gibi yetim kalsaydık da, Peygamberimizin torunu olma şerefini kazansaydık.

YORUM EKLE