Besmele'nin Türkçe anlamı nedir?

Besmelenin Türkçe anlamı: “rahman ve rahim olan Allah’ın adı ile falan işi yapıyorum demektir. Besmelede geçen Rahman’ın anlamı, Allah’ın, yeryüzündeki bütün varlıklara ayırım yapmaksızın rahmet etmesi demektir. Rahim demek ise, Allah’ın Ahiret gününde sadece müminlere rahmet etmesi demektir.

 

Karı koca birbirine kan verse dinen nikahlarına bir zarar gelir mi?

    İslam dininde kan kardeşliği diye bir şey yoktur. Kan kardeşliği olmadığından kişilerin birbirine kan vermesi ile kardeş olmazlar. Bu anlamda karı kocanın birbirine verdiği kan aralarında evliliğe dair her hangi bir engel ya da kardeşlik oluşturmaz. Evliliğe engel olan kardeşlik kan kardeşliği değil gerçek kardeşlik ile sütkardeşliğidir.

     Dolayısıyla karı kocanın ya da bir başkasının birbirine verdiği kan aralarında kardeşlik oluşturmaz. Evliliğe de engel teşkil etmez. 

 

İbadetler açısından en faziletli ibadet hangisidir?

    Bütün ibadetler güzel ve değerli olmakla beraber  ibadetlerin en faziletlisi namazdır. Nitekim sevgili Peygamberimiz bu hususta hadisi şeriflerinde şöyle buyurmaktadır: “Namaz, bütün amellerin en faziletlisidir.”

     Bir başka hadisinde ise:  “En faziletli amel, vaktinde kılınan namazdır.”  Buyurarak namazın Allah indindeki konum ve faziletine dikkat çekmiştir.
     Namaz, en faziletli ibadet oldu
ğu için terk edilmesi de büyük günahtır. Nitekim sevgili peygamberimizi bu faziletli ibadetin terk edilmesi ile ilgili olarak şöyle buyurmaktadır: ”Namaz dinîn direğidir, terk eden dinîni yıkmış olur.”,  “Beş vakit namazı terk eden, Allahın hıfz ve emânından mahrum olur.”

      Buna göre namaz ibadetlerin en faziletlisidir. Ancak terki de büyük günahlardan birisidir. İbadetler içerisinde de sorumluluğu en büyük olan ibadettir.

 

Müslüman’ın boynuna haç işareti takması caiz mi?

       Müslüman kimse boynuna hac işareti takamaz. Çünkü haç Hıristiyanlığın, sembolüdür. Müslüman bir insan başka bir inancı temsil eden sembolleri boynuna takamaz. Peygamberimiz döneminde sahabeden Adiyy b. Hatim boynuna takılı altın bir haçla Peygamberimizin yanına girince, Peygamberimiz de ona: “Adiyy! At onu demiştir.” (Tirmizî, Tefsîr’ul-Kur’ân, 10 )

      Ayrıca peygamberimizin şu hadislerini de unutmamak gerekmektedir:

Kim bir kavme benzerse artık o onlardandır.” (Ebu Davud, Libas, 4)

Bizden başkasına benzeyen bizden değildir.” (Tirmizi, İsti’zan, 7)

     Bu sembolü tazim niyeti ile takmak Allah korusun Müslüman’ın inancına da zarar verir. Onun için böyle fiillerden sakınmak gerekir.

 

Bütün Peygamberlerin ismi Kur’an-ı Kerim’de geçer mi?

        Kur’an-ı Kerim’de bütün peygamberlerin ismi geçmez.  Kur’an-ı Kerimde 25 Peygamberin ismi geçmektedir. Kur’an-ı Kerim’de ismi geçen peygamberler şunlardır: ” Hz. Adem, İdris, Nuh, Hud, Salih, İbrahim, Lut, İsmail, İshak, Yakup, Yusuf, Eyyup, Şuayp, Musa, Harun, Davud, Süleyman, Yunus, İlyas, Elyesa, Zülkifl, Zekerriyya, Yahya, İsa, Üzeyr, Lokman, Zülkarneyn ve Hz. Muhammed.

       Ayrıca üç kişinin daha ismi Kur’an-ı Kerim’de geçmektedir. Ancak bu üç kişi Peygamber mi veli mi olduğu ihtilaflıdır. Bu üç kişi de şunlardır: Üzeyir, Lokman ve Zülkarneyn.

 

Günün Ayeti

İnsanlar, “İnandık” demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler.

 

Günün Hadisi   

"Âdemoğlu için iki vadi dolusu mal olsaydı, mutlaka bir üçüncüyü isterdi. Âdemoğlunun iç boşluğunu ancak toprak doldurur. Allah tövbe edenleri affeder."

Buhârî, Rikâk 10

 

Günün Sözü

Hiçbir zaman çıktığın kapıyı hızlı çarpma. Geri dönmek isteyebilirsin. (Don Herold)

 

Günün Duası

Allah’ım, bugün üzerimde hakkı ve emeği olan insanları bağışla ve cennetlik kullarından eyle.

 

Bunları biliyor muyuz?

Halife kime denir?

Dini literatürde Halîfe tabiri, Hz. Peygamber'in vefatından sonra, onun yerine devlet başkanı olarak geçenler için, Hz. Peygamber'in yerine geçerek dini koruyan, dünya işlerini düzenleyen anlamında kullanılan bir ıstılahtır. Halîfe tabirinin yanında, emîru'l-mü'minîn de denmiştir.

Tasavvufta, şeyhi adına irşad faaliyetinde bulunan, ölümünden sonra da yerine geçen kimse, insân-ı kâmil anlamında kullanılmaktadır. "...Yeryüzünde bir halîfe yaratacağım..." (Bakara, 2/30), "...Sizi yeryüzünün halîfeleri kılan..." (En'âm, 6/165; Neml, 27/62) meâlindeki âyetlerde geçen halîfe kelimesi ise Hz. Âdem ve soyunu ifade eder.

 

Günün Nüktesi

Dostluk iplerinizi koparmayın...

           Genç adam iyi bir terziymiş. Bir dikiş makinesi ve küçücük bir dükkânı varmış. Sabahlara kadar uğraşıp didinir ama pek az para kazanırmış. Çok soğuk bir kış gecesi dükkanı kapatırken elektrik sobasınıık unutmuş ve çıkan yangın onun felaketi olmuş. Artık ne bir işi varmış ne de parası. Günler boyu iş aramış ama bulamamış... Yük taşımış, bulaşıılık yapmış, yine de evinin kirasını ödeyecek kadar para kazanamamış. Sonunda ev sahibinin de sabrı taşınca, küçük bir bavula sığan eşyalarıyla sokakta bulmuş kendini...
      Mevsim k
ış, hava ayaz olsa da genç adamın köşedeki parktan başka gidecek yeri yokmuş. Bir sabah iş arayacak derman bulamamış bacaklarında. Açlıktan ve soğuktan bitkin bir şekilde bankta otururken, kocaman bir araba yanaşmış kaldırıma. Arka kapıyı açmaya çalışan şoförü kızgınlıkla yana itmiş arabadan inen yaşlı adam,
"Yaln
ız bırakın beni, parkta dolaşırsam belki sinirim geçer" diye söylenmiş.
Zengin bir i
şadamı olduğu her halinden belli olan ihtiyar, birkaç adım attıktan sonra bankta titreyen terziyi görmüş. Terzi, adamın üzerindeki paltoya bakıyormuş dikkatle. Birden siniri geçiveren ihtiyar,
"Zavall
ı adamcağız kim bilir nasıl üşüyordur, ona nasıl yardım etsem acaba?" diye düşünmeye başlamış.
       Oysa terzinin dü
şlediği paltonun sıcaklığı değilmiş. O, çok kalın ve kaliteli bir kumaştan üretilen bu paltonun sahibine hiç de yakışmadığını ve onun vücuduna uygun şekilde dikilmediğini düşünüyormuş. Yaşlı işadam, terzinin yanına yaklaşıp,
"Ne o evlat, bu ayazda parkta donmu
şsun. İstersen paltomu sana verebilirim" deyince,
"Hay
ır, teşekkür ederim. Ben sadece bu paltonun size göre olmadığınışünüyordum. Kumaşı fazla kalın ve sizi olduğunuzdan şişman göstermiş" diye yanıt vermiş terzi.
Ya
şlı adam bu cevabı alınca hayli şaşırmış. Çünkü o da üzerindeki paltoya onca para ödediği halde kendisine bir türlü yakıştıramıyormuş.
"So
ğuktan titrerken nasıl böyle bir şeye dikkat edebiliyorsun?" diye soran yaşlı adam,
"Ben terziyim" yan
ıtını alınca
"Benimle gel, hayat hikayeni yolda anlat
ırsın" diyerek arabaya bindirmiş bizim terziyi.
       Bu kar
şılaşma, terzinin hayatındaki dönüm noktası olmuş. Böyle yetenekli bir insanın işsiz ve evsiz kalmasına çok üzülen iyiliksever yaşlı adam, terziye bir dükkan açmasına yetecek kadar para vermiş. Bunun karşılığında tek istediği kendi giysilerini bu genç adamın dikmesiymiş. Terzi yeniden bir işe hem de kendi işine başlamanın heyecanıyla deliler gibi çalışmaya başlamış. Bu arada yaşlı işadamı da desteğini esirgemiyor, onu kendi çevresinden zengin kişilerle tanıştırarak yeni siparişler almasını sağlıyormuş. Küçük dükkân önce kocaman bir modaevine dönüşş, sonra da pek çok ünlü marka için üretim yapmaya başlamış. Terzi artık "ünlü işadamı" diye anılır olmuş.
      Bir gün ihtiyar adam onu ziyarete gitmi
ş. Terzi çok büyük bir iş bağlantısı yapmak üzere yurt dışına gidecekmiş ve uçağa yetişmesine az bir zaman varmış. Biraz sohbet ettikten sonra yaşlı adam birden fenalaşmış, kalp krizi geçiriyormuş. Hemen bir ambulans çağırılarak hastaneye kaldırılmasını sağlamış. Yeni işadamımız ise büyük işi kaçırmak istemediği için uçağa yetişmiş. Yaşlı adam krizi atlatmış ve uzun süre hastanede yatmış, bir yandan da sadece bir kez telefon ederek durumunu soran terziyi bekliyormuş. Fakat terzi daha çok para kazanmak için oradan oraya koştururken bir türlü yaşlı adamı ziyarete gidememiş.
       Aradan o kadar uzun bir süre geçmi
ş ki bu sefer de utancından yaşlı adamın kapısını çalamaz olmuş. Bir süre sonra terzinin işleri yolunda gitmemeye başlamış. Fabrikalarını kapatmak zorunda kalmış ve elinde kala kala yine küçücük bir dükkan kalmış. Utana sıkıla yaşlı adama koşmuş hemen nerede hata yaptığını sormak için. Son derece kırgın olan ihtiyar yine de onu kabul etmiş ama anlatacağı öyküyü dinledikten sonra hemen çıkıp gitmesini istemiş.
Ve ba
şlamış anlatmaya: "Bir zamanlar fakir bir oduncu varmış. Ormandaki bir kulübede yaşar ve odun keserek hayatını kazanırmış. Bir gün kulübesinde yangın çıkmış ve bu yangın bütün ormanı kül etmiş. O çevrede kimse ona güvenip iş vermeyince, çıkınını alan oduncu, eşeğine binip yola koyulmuş.
A
ğaçların arasında yürürken birinin kendisine seslendiğini duymuş. Başını kaldırınca konuşanın bir bülbül olduğunu görmüş. Bülbül ona
"Senin haline çok üzüldüm,
şimdi öyle bir büyü yapacağım ki eşeğin çok güzel şarkı söylemeye başlayacak, sen de onunla gösteriler yapıp çok para kazanacaksın" demiş.
        Gerçekten de e
şek birbirinden güzel şarkılar söylemeye başlamış. Oduncu o şehir senin bu kasaba benim dolaşıp eşeğine şarkı söyletiyor ve herkes onları izlemek için birbiriyle yarışıyormuş. Oduncu ve şarkı söyleyen eşeği bütün ülkede ünlenmişler. Bir gün yine bir gösteriye yetişmek için koştururlarken, bülbülün yardım isteyen sesini duymuş oduncu. Bir kedi bülbülü yakalamış ve yemek üzereymiş. Şöyle bir duraklamış ama gösteriye gitmemeyi, onca parayı kaçırmayı gözü yememiş, arkasına bakmadan kaçmış oradan. Gösteri başladığında ise eşeği her zamanki gibi güzel şarkılar söylemek yerine sadece bir eşeğin çıkarabileceği sesleri çıkarmış.
         Oduncu kendisini
şarlatanlıkla suçlayan izleyicilerin elinden canını zor kurtarmış. İşte o zaman bülbül ölünce büyünün bozulduğunu anlamış. Ben de senin bülbülündüm ve sen beni öldürdün, büyü de o yüzden bozuldu. Keşke güzel giysiler dikerken dostluk ipliğini koparmasaydın..."
         Öyküyü dinleyince hemen ç
ıkıp gitmiş terzi, çünkü söyleyecek bir sözü yokmuş...

YORUM EKLE