Boğularak ölen kimse şehit mi olur?

Boğularak ölen kimse şehit mi olur?   

  Gerçek şehitlik inanmayanlara karşı sırf Allah’ın dini ve onun rızası için savaş meydanında savaşırken öldürülen Müslüman’a verilen bir unvandır ki gerçek şehitlik de budur. Bu kısım insanlar Kur’an’ın ifadesi ile diri olup ölmemiş kimselerdir ama biz bunun farkında değiliz. Bu şehitler ahirette cennetlik olup Müslümanlara şefaat edecek müminlerdir.

       Şehitlik bu olmakla beraber bu mertebe de olmasa da şehitliğin başka şekilleri de vardır. Sevgili Peygamberimiz hadis-i şeriflerinde: “yanarak ölen, suda boğulan, göçük, çığ, toprak veya bina altında kalan, veba gibi salgın hastalıklardan vefat eden, gurbette veya ilim yolunda ölen,  doğumda vefat eden kadın… şeklinde sıralamıştır.

       Bu şehitler sınıfı İslam inancında hükmen şehit olarak kabul edilmektedir.  Bundan hareketle boğularak ölen hükmen şehittir.

 

Yurt dışında yaşayan birinin çocuğunu Müslüman olmayan doktora sünnet ettirmesi caiz mi?  

     Sünnet olmak Hz. İbrahim’den gelen bir adettir ki Hz. İbrahim sünnet olma emrini aldığında 120 yaşındaydı ve o yaşta sünnet olmuştur. Nitekim sevgili Peygamberimiz bu hususta şöyle buyurmaktadır :”Hiç kuşkusuz ilk misafir edinen ve ilk kez sünnet olan Hz. İbrahim'dir" (Muvatta, Sıfatu'n-Nebî', 4).

      Sünnet olmak ondan sonra bütün peygamberlerde ve onlara uyanlarda devam etmiştir. Efendimizin döneminde de bu sünnet varlığını sürdürmüştür ki peygamberimiz sünnet olma ile ilgili olarak şöyle buyurmuştur:  "Dört şey var ki, bunlar peygamberlerin sünnetlerindendir. Sünnet olmak, güzel koku sürünmek, misvak kullanmak ve evlenmek”

       Hz. Peygamberin de sünneti olan bu uygulama aynı zamanda tıbbi bir iştir. Bundan dolayı bulunduğumuz yerde Müslüman doktor yoksa bu sünneti gayrimüslim olan ama dalında uzman olan bir doktora yaptırmamızda bir sakınca yoktur.

 

Hacca giderken helallik almanın dini hükmü nedir?

    Dinimiz, kul haklarına çok önem vermiş ve inananların bu haklara karşı duyarlı ve saygılı olmalarını emretmiştir. Ayrıca kul hakkı ihlalinde, hakkı ihlal edilen affetmedikçe, kimse tarafından affedilemeyeceği de belirtilmiştir. Veda hutbesinde Hz. Peygamber; “Ey insanlar, sizin kanlarınız, mallarınız, (ırzlarınız) kişilikleriniz rabbinize kavuşuncaya kadar birbirinize haramdır (dokunulmazdır).” (Buhârî, Hac, 132) buyurmuştur.

    Bir hadisi şerifinde de Rasûlüllah şöyle buyurmuştur: “Kimin yanında kardeşine ait haksız alınmış bir hak varsa, o haksızlıktan dolayı hak sahibiyle helâlleşsin. Gerçek şu ki, kıyamette hiçbir altın ve hiçbir gümüş yoktur. Kardeşinin hakkı için kendi sevaplarından alınmadan evvel, dünyada onunla helâlılaşsın. Ahirette zalimin o hakkı karşılayacak sevapları bulunmazsa, kardeşinin günahlarından alınır da o zalimin üzerine atılır.” (Buhari, Rikâk, 48)

    Buna göre hacca giden kişinin yolculuğa başlamazdan önce çevresindekilerle helalleşmesi, haccın adabındandır. Helalleşmeden hacca gitse; helalleşme haccın sıhhatinin şartlarından olmadığı için haccın geçerliliğine zararı olmaz. Ancak hac Allah’ın haklarını affettirir, lakin varsa ve helalleşilmemiş ise o kulun hakkı kalır. Onun için kişi hacca gideceği vakit dost, akraba ve arkadaşlarla helalleşmelidir.

 

Günün Ayeti

Mallarınızın ve çocuklarınızın, aslında bir sınama olduğunu ve büyük ecrin Allah indinde bulunduğunu bilin.

 

Günün Hadisi

İnsanlar arasında Allah'ın en sevmediği kimse, barışa yanaşmayan inatçı hasımdır.

 

Günün Sözü

Kuşlar gibi uçmasını, balıklar gibi yüzmesini öğrendik ama kardeşçe yaşamayı öğrenemedik.

L.King

 

Günün Dausı

Allah’ım bizi Müslüman olarak yarattın, Müslüman olarak yaşat, Müslüman olarak vefat ettir.

 

Bunları biliyor muyuz?

Delîl-i Aslî:
Din bilgilerinin kaynakları olan Kitap, sünnet, icmâ ve kıyâstan her biri demektir. 

 

Günün Nüktesi

Kâbe’yi tavaf eden cansız eti bile ateşte yakmıyor…

     Olay, Harameynin, Osmanlı idaresinde olduğu zamanlarda gerçekleşir. Kâbe’ye yakın bir bölgede Osmanlı Karakolu vardır. Komutan Askerin birine emreder:

-Git, Erat için Kasaptan şu kadar et satın al, gel. Asker gider. Eti satın alır. Dönüşte bakar ki, Kabe de Tavaf tenhadır.

Kendi kendine:

-Kabe’nin tenha olduğu şu sırada bir tavaf yapayım da öyle gideyim... der.

     Bir tavaf yapar, sonra Karakola gider aldığı eti Aşçıbaşına verir.

    Aşçıbaşı eti yemek yapmak üzere doğrar, kazana koyar. Ateşi yakar. Ne var ki et pişmek bilmez. Pişmediği gibi çiğ görünüşünde en küçük bir değişiklik olmaz Aşçıbaşı ateşi ne kadar korlasa da, ette en küçük bir pişme emaresi yoktur. Durumu komutana haber verir. Komutan da aynı hali müşahede eder. Komutan eti alan eri çağırır. Ere, emir verdikten sonra ne yaptığını sorar.

      Er anlatır: Komutanım!

      Eti alıp dönüşte baktım ki Kâbe’de tavaf tenhadır. Bir tavaf yapayım da öyle gideyim, dedim Kucağımda etle beraber tavaf eyledim; bitince de tavaf namazını kildim ve geldim.     

     Başka bir şey yapmadım.

Komutan, hayret ve heyecanla etrafındakilere gözyaşları içerisinde söyle seslenir:

 

—Bakınız! Allah Teala Kâbe’yi tavaf eden cansız eti bile ateşte yakmıyor. Ya Onu tavaf eden insanı hiç yakar mı?

 

YORUM EKLE