Bütün günahlar tövbe etmekle bağışlanır mı?

İslam dini, inanç, ibadet ve muamelat olmak üzere üç kısımdan oluşur. İnanç kısmını inkar etmek yani imanının altı esasından birini Allah’ı, Peygamberi… inkar etmek küfürdür dinden çıkmadır. Diğer konularda haddi aşmak ise günahtır. İçki içmek, namaz kılmamak, yalan söylemek… gibi.

Kişi kafir olmadıkça günah işlemekle dinden çıkmaz. Küfür dışında günah işleyen kişi, ne kafir ne de münafık olur, imandan çıkmaz. Ama günahkar olur. İşlediği günahın büyüğüne göre de asi olur. Bu anlamda ibadet ve muamelat kısmında işlenen günah insanı kafir yapmaz günah işlendiğinde tövbe etmek gerekir. Tövbe edildiğinde de günahın işlenmemiş gibi affedileceğine inanırız. Çünkü Allah, Kur’an-ı Kerim’de günah işleyenleri "Ey iman edenler, samimi bir tövbe ile Allah'a dönün" (Tahrim, 66/8) hitabı ile tövbeye ve halis bir pişmanlığa çağırmaktadır.

İmanlı olmak kaydı ile işlenen günah tövbe edilmekle silinir ama dinden çıkmayı gerektiren bir fiil işlenmişse yani Allah, Peygamber, Ahiret, Kader… inkar edilmişse bunun tövbesi öncelikle tekrar imana ve İslam dönmek için iki şahadeti getirmektir. Ondan sonra tövbe ve istiğfar etmektir.

Var olan kul hakkını affettirmek için de tövbe etmek yetmez. Çünkü tövbe etmekle kul hakkının sorumluluğundan kurtulmaz. Bunun için de hak sahibinin hakkını ödemek ve helalleşmek gerekir.


 

İbadetini yapmayan kimsenin kazandığı paradan yeminin bir sakıncası var mı?

Dinen, koca ailenin reisidir ve evinin nafakasını temin etmekle yükümlüdür. Kazanç yollarının meşruluğuna riayet etmek yani helal lokma kazanıp çoluk çocuğuna ekmek getirmek onun sorumluluğundandır. Dolayısıyla helalinden bir rızık temin edip getiriyorsa sevabı, haramdan kazanıp getiriyorsa kocanın vebalı ve günahı olur. Bu anlamda kadının bu kazançta günahı veya sevabı yoktur.

Dini emirleri yerine getirse koca görevini yerine getirmiş olur bundan da sevabını alır. Ama koca namaz, hac, zekat… gibi dini görevlerini yerine getirmiyorsa ya da içki, kumar, faiz… gibi Allah’ın haram kıldığı bir fiil yapıyorsa bunlar yanlış ve günah olmakla beraber rızkına ya da kazancına bir zarar vermez. Yani kazandığı para helal ise günah işlemekle bunu haramlaştırmaz. Yaptığı iş kazandığı ekmek haram ise namaz kılması bunu helalleştirmez.

Dolayısıyla koca dini görevlerini ihmal ederek bir şey kazanıyorsa kadının bunda bir günahı yoktur. Bu kazançtan da yemesinde bir sakınca yoktur, vebali kocaya aittir.


 

Emekli ikramiyesine zekat düşer mi ?

İkramiye miktarı dinen zenginlik ölçüsü sayılan nisab (80.18 gr.altın karşılığı para) miktarına ulaşmış ve üzerinden de bir yıl geçmiş ise zekât vermeniz gerekir.

Ancak üzerinden bir yıl geçmemiş ise ya da nisap miktarına ulaşmamış ise zekat vermek gerekmez.


 

Cemaatle kılınan namazlarda Fatiha neden bazı vakitlerde gizli bazı vakitlerde ise açıktan okunmaktadır.

Namaz, farz kılındığı ilk dönemlerde eda edilirken Mekke müşrikleri bunu alaya alarak Müslümanlar aleyhine kullanıyorlardı. Öyle ki müşrikler Hazreti Peygamber ve Müslümanlar cemaatle namaz kıldıkları vakit namaza yaklaşıyor, okunan âyetleri dinliyor, sonra uzaklaşıp okunan ayetlerle alay ediyorlardı. Hattâ âyetlerle kendi düzmece şiirlerini de karıştırıyor, insanları yanıltmaya uğraşıyorlardı.

Müşriklerin namazda sesli okunan âyetleri dinleyip alay mevzuu etmeleri Müslümanları ve Resûl-i Ekrem Hazretlerini üzüyordu. Bunun üzerine gündüz namazlarında gizli, gece namazlarında ise sesli okuma emri geldi.

Rasulüllah Hazretleri, öğle ve ikindi namazlarında sessiz okumaya başladı. Bundan sonra yine toplanan müşrikler, artık, bir şey işitemiyor, istihza edecek okuyuş duyamıyorlardı.

Akşam namazlarında ise yemekte bulunuyorlar, yatsı ve sabahta da uykudan ayrılamadıklarından dinlemeye gelemiyorlardı. Böylece gündüz namazları gizli okuyuş sebebiyle onların eziyetinden kurtulurken, gece namazları da meşguliyetleri sebebiyle mahfuz kalıyordu. Ancak Cuma ve Bayram namazlarında, gündüz olduğu halde, yine sesli okuna gelmiştir.

Çünkü Cuma namazı Resûl-i Ekrem Efendimizin Medine’ye hicreti haftasında farz kılınmıştır. Bayram namazları ise daha sonra Medine hayatının ikinci senesinden itibaren vâcip olmuştur.

Böylece bu namazların kılındığı devrede müşriklerin eziyeti söz konusu değildi. Müslümanlar kuvvet bulmuş, Medine halkı duruma hâkim olmuş, Cuma ve Bayram namazlarındaki okuyuşlarıyla alay ettirecek zâfiyetten kurtulmuşlardır.

Ancak Mekke müşriklerinin ilk Müslümanlara neler ettiklerinin bilinmesi için, durum kıyâmete kadar yaşayacak insanların ibretine sunulmuş, gündüz namazlarında gizli okunması emri bu hikmetle bırakılmıştır. Elbette başka hikmetleri de vardır. Ancak müşriklerin ilk Müslümanlara yaptıklarını hatırlamak bakımından bundaki ibretler akla ilk gelendir.


 

Günün Ayeti

Sizi bir imtihan olarak kötülük ve iyilikle deneyeceğiz


 

Günün Hadisi

İnsanların en şerlisi, şerrinden korktukları için insanların kendisinden uzaklaştığı kimsedir


 

Günün Sözü

Geçmişi Hatırlamayanlar, Onu Bir Kere Daha Yaşamak Zorunda Kalırlar.

George Santayana


 

Günün Duası

Ya rabbi bugün hiçbir konuda bizi nefsimize ve şeytana uydurma.


 

Bunları biliyor muyuz?

Hile-i Şeriyye nedir?

Yasaklanmış bir sonucu elde etmek amacıyla, şekil bakımından kurallara uygun bir işlemi vasıta etmek; fiil ve işlemleri dış görünüş ve şekil itibariyle kurallara uygun hale getirmek şeklinde tanımlanabilir.


 

Günün Nüktesi

Tesbihatın Önemi

Muhacirlerin fakirleri Resulullah’a gelip dediler ki:

Servet sahibi Müslümanlar derece ve nimetler bakımından bizi geçtiler… Resulullah da:

Ne hususta, diye buyurunca, muhacir fakirler:

Biz namaz kılıyoruz, onlar da kılıyor; biz oruç tutuyoruz, onlar da tutuyorlar; fakat onlar sadaka verdikleri halde biz veremiyoruz; onlar köle azad ediyorlar, biz edemiyoruz, dediler.

Bunun üzerine Peygamber:

Size, sizden ilerde bulunanlara yetişebileceğiniz, sizden geride, sizden aşağıda olanları geçebileceğiniz ve sizin yaptığınız gibi yapanlar müstesna, sizden başka kimsenin daha faziletli olamayacağı bir şey öğreteyim mi, buyurdu.

Muhacirlerin fakirleri:

Evet, öğret, ey Allah’ın Resulü, diye cevap verdiler.

Peygamber Efendimiz de:

Her namazın sonunda otuz üçer defa sübhânallah (Allah’ı her türlü noksanlıktan tenzih ederim), elhamdülillah (hamd Allah’a mahsustur), Allahü Ekber (Allah en büyüktür) deyiniz, buyurdu.

Muhacir fakirler, bir süre sonra Resulullah’a gelerek şöyle dediler:

Mal ve servet sahibi kardeşlerimiz bizim bu yaptığımızı işitip onlar da böyle yaptılar.

Bunun üzerine Allah’ın Resulü şöyle buyurdu:

Bu, Allah’ın fazlıdır, dilediğine verir.


 


 

YORUM EKLE