banner6

Nihat Köse; Et üretimimiz az 

Son yıllarda gündeme gelen et ithalatına dikkat çeken Adana Veteriner Hekimleri Odası (VHO) Başkanı Nihat Köse, bunun en büyük nedeninin et fiyatları ile gündeme gelen hayvancılık sektörünün yüksek maliyetler nedeniyle zor dönem geçirdiğini, dolayısıyla üreticilerin de sektörden uzaklaştığını söyledi.

Nihat Köse; Et üretimimiz az 

Serhat ŞANLI / ÖZEL HABER

ADANA (İLKHABER) – Son yıllarda gündeme gelen et ithalatına dikkat çeken Adana Veteriner Hekimleri Odası (VHO) Başkanı Nihat Köse, bunun en büyük nedeninin et fiyatları ile gündeme gelen hayvancılık sektörünün yüksek maliyetler nedeniyle zor dönem geçirdiğini, dolayısıyla üreticilerin de sektörden uzaklaştığını söyledi.

Türkiye’nin yeniden kendi kendine yeterli hale gelmesi için üreticilerin desteklenmesi gerektiğini belirten Nihat Köse, “Yüksek maliyetler nedeniyle sektörden kopmalar var. Kendi iç tüketimimizi karşılayacak ve üretimi kalıcı bir şekilde arttıracak önlemleri almak zorunluluk haline gelmiştir. Bu ileriki yıllarda daha da iyi anlaşılacaktır. Geç kalmamak, hayvancılığı yeniden eski günlere döndürmek istiyorsak, maliyetleri düşürüp, üretimi desteklemeliyiz” diye konuştu.

Türkiye'de kısa, orta ve uzun vadeli hayvancılığı geliştirme planlarının bir an önce yapılması ve hayata geçirilmesi için çalışmaların zaman kaybetmeden yapılması gerektiğine dikkat çeken Adana VHO  Başkanı Nihat Köse, yapılması gerekenleri şöyle sıraladı;

“Artık tarımın dünyada başta insanoğlu ve diğer canlıların yaşamı için en gerekli ve en yaygın olan alan olduğunu tüm insanlık anlamaya başladı. İnsanoğlunu doyuran tarım toprakları yeryüzünün en stratejik kaynakları arasında yer almaktadır.

Çünkü küresel iklim değişikliği, erozyon, artan gıda ihtiyacı, verimli tarım arazilerinin tahrip edilmesi, tatlı su kaynaklarındaki kirlilik vb. nedenler tarımın ne denli hale geldiğinin göstermektedir. Tabi tarım alanı içerisinde yer alan ve beslenmede hayati önem taşıyan hayvancılık da çok önem arz etmektedir.

Son yıllarda ülkemizde hayvancılığın gerilemesi ile birlikte ithalata yönelimin arttığını ve bununda et fiyatlarını yükselttiğini görüyoruz. Çünkü hayvan varlığımız azalınca, et üretimimiz de azalmaktadır. Bu hiç iyi bir durum değildir.

Dönem dönem her ne kadar hayvan varlığımızın kısmi de olsa arttığı görülse de artan nüfusa göre yeterli değildir. Büyükbaş hayvan sayısının 2018 yılında bir önceki yıla göre yüzde 6, 9 artarak 17 milyon 221 baş, küçükbaş hayvan sayısının da yüzde 4,1 oranında artış gösterdiği ve sayının 46 milyon 117 bin’ e ulaşmıştı. Hem koyun sayımızın, hem keçi sayımızın arttığı görülüyor. Bu artışların olması iyi ancak o dönem kırmızı et ithal ettik ve dönem dönem halen et ithal etmeye devam ediyoruz. Acaba neden?

Hepimizi biliyoruz ki, canlı hayvan bakımından dünyada önde gelen ülkelerden ve ihracat yapıyorken şimdi ithalat yapan ülke olduk. Bu hayvancılığa önem vermememiz sonucu oluşan bir durumdur.

Doğal olarak sağlıklı ve sürdürülebilir bir beslenme, her insanın, her vatandaşın en temel hakkıdır. Ancak artan nüfus, küresel ısınma, erozyon, sulak alanların hızla kuruması, tarıma elverişli arazilerin çoraklaşması ve tüm bunlara bağlı olarak tarımsal üretimin azalması, dünya nüfusunun beslenmesi açısından çok ciddi tehlike arz etmeye başlamıştır.

İnsanoğlu için protein olmazsa olmazdır. Günlük protein ihtiyacımızın da yüzde 50’si kadarı hayvansal kökenli olması gerekir. Bu bağlamda insan beslenmesinde çok büyük yeri olan kırmız et ihtiyacımızın karşılandığı büyükbaş ve küçükbaş hayvanların sağlığı doğrudan insan sağlığını etkilemektedir.

Et (kırmızı ve beyaz), süt ve süt ürünleri, balık vs gibi hayvansal kökenli gıdaların tüketiminde Dünya’nın gelişmiş ülkelerinin, gelişmekte olan ya da az gelişmiş ülkelerinden çok daha fazla olduğunu bariz bir şekilde görülmektedir. Ülkemizde kişi başına kırmızı et tüketimi 12 kg civarında iken, bu miktar AB ve Rusya`da 18 kg, ABD`de 38 kg, Brezilyada 42 kg’dır. Piliç eti dahil kişi başına toplam et tüketimimiz 35 kg civarında seyrederken, bu miktar Rusya`da 63 kg, AB`de 77 kg, Brezilya`da 100 kg, ABD`de 108 kg’dır.

O nedenle herkese bu konuda önemli görevler düşmekle beraber, doğayı koruyarak insanlarımızın sağlıklı ve sürdürülebilir gıdaya ulaşmasını sağlamak ve tüm insanlık olarak üretime katkı sağlamanın yanında, paylaşmakla da yükümlüyüz.

Biz ülke olarak yine eski yıllarda olduğu gibi kendi kendimize yeterli hale gelmek için gerekli planlamayı yapmalı ve vatandaşlarımızın sağlıklı beslenmesini sağlamalıyız. İşte beslenmede büyük önem arz eden kırmızı et ihtiyacımız için hayvancılığı geliştirmeli, önündeki engelleri kaldırmalıyız.

EN büyük sorun olan girdi maliyetlerinden başlamakta fayda var. Girdi masraflarının azaltılması için mazottaki ÖTV ile elektrik, gübre ve yemde uygulanan KDV oranları üreticinin faydalanabileceği şekilde düşürülmeli, et açığımızın kapatılabilmesi için küçükbaş hayvancılıkta farklı projeler ve ıslah çalışmaları uygulanmalıdır.

Küçük aile işletmelerinin üretim zincirinde yer almamalarından dolayı besi materyali üretiminde sıkıntılar yaşanmakta, o nedenle özel teşvikler verilerek küçük aile işletmeleri desteklenmelidir. Üretim kayıt altına alınmalı ve kontrolü sağlanmalıdır. Bölgeler ve işletme tiplerine göre gerçek maliyetleri izlemeye imkân verecek bir yapı kurulmalıdır.

Sektörle ilgili kooperatifler desteklenmeli, hayvancılık kayıt sistemi TÜRKVET ve Koyun Keçi Bilgi Sistemi verileri, destekleme uygulamaları ve hayvan hareketlerinin takibi için güncel ve kullanılabilir olmalıdır. Hayvancılık politikaları uzun vadeli bir stratejiye uygun yürütülmelidir. Et ve Süt Kurumu (ESK) piyasa düzenleyici görevini yerine getirecek yönetim anlayışı ve enstrümanlara kavuşturulmalıdır.

Hayvancılığı geliştirmek için çok önem arz eden meralar olmadan hayvancılık düşünemezsiniz.  Ülkemizin birçok bölgesinde mevcut meraların yok olduğunu söyleyebiliriz. Hayvancılık özellikle doğu ve güneydoğu, İç Anadolu ve daha birçok yer meralar için çok uygundur. Meralarımızın yeniden hayata geçirilmesi ile birlikte verilecek desteklemeler ile birlikte üreticilerimiz yeniden hayvancılığa yönelecektir.

Unutmamak gerekir ki; uygun iklimi, verimli toprakları ve genç nüfusuyla büyük bir potansiyele sahip ülkemizin tarım ve hayvancılıkta planlamalarla hem kırsalda yaşayan vatandaşlarımızın, yerlerinde kalmaları, hem de kentlere göç edenlerinde yeniden köylerine dönmelerini sağlamak mümkün olur.

Bu bağlamda yerli üreticinin önemi bilinmeli ve hayvancılıkta uzun vadeli çözümler üretilmelidir. Vakit kaybetmeden kısa, orta ve uzun vadeli hayvancılığı geliştirme planları yapılmalı ve hayata geçirilmelidir. Tarım ve hayvancılığın yeniden canlanmasıyla istihdam artacak, vatandaşlarımızın yüzü gülecek ve dövizimiz dışarı çıkmayacaktır”

BAYRAM BULUT

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER