En büyük zenginlik…

 

 

Allah’ın, bu âlemde bize bahşettiği en büyük nimet ve zenginlik şüphesiz ki imandır. Zira iman, insanı hem fani hem de baki dünyada yani ahirette mutluluğa kavuşturacak olan yegâne zenginliktir.    

      Beşerin gönlü ancak kalpte var olan bu iman ile huzur bulur. Çünkü iman, kalbin nuru, ruhun gıdasıdır. Bu anlamda insan için iman’ın önemi kelimelerle ifade edilemez çünkü iman bir hayattır. İmansızlık ise ölümdür. O halde diyebiliriz ki: “Bu dünyada iman eden zindanda da olsa bahtiyar, iman etmeyen saraylarda da yaşasa zindandadır.”

       İnsan için hayat kabul edilen bu iman’ın bir takım esasları vardır. Kur’an-ı Kerime ve Hadislere göre îman esasları amentü duasında ifade ettiğimiz gibi altıdır. Biz bu duayı okurken şunu söylemiş oluyoruz.

"Ben Allah'a, O'nun meleklerine, Kitaplarına, Peygamberlerine, Ahiret gününe, Kaderin (iyi ve kötü her şeyin yaratılışının) Allah’tan olduğuna inandım. Öldükten sonra dirilip mahşerde (hesap yerinde) toplanmak haktır ve gerçektir. Şahitlik ederim ki, Allah’tan başka ilâh yoktur ve yine şahitlik ederim ki, Hz. Muhammed O'nun kulu ve peygamberidir".

      Bu esasları bilip kabullenmek imanın temel şartıdır. Bu esasların hepsine inanmadıkça kişi iman etmiş olmaz. Bunlardan herhangi birini inkâr etmek ise imanın nurundan ve güneşinden mahrum kalmaktır. Nitekim Kur’an-ı Kerimde bu hususta mealen şöyle buyrulmaktadır: “Ey iman edenler! Allah'a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitab'a ve daha önce indirdiği kitaba iman ediniz. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve kıyamet gününü inkar ederse tam manasıyla sapıtmıştır”(1).

         İnsanın en büyük zenginliği olan imanın kabul ve muhafazası için kutsal değerlere sövülmemeli, aynı zamanda hafife de alınmamalıdır. Zira bunlar imana zarar vermekte, insanı da hak yoldan uzaklaştırmaktadır.

     Yaratılışımızın gayesi, iman ve kulluktur.  İmanın şartlarına riayet eden ve gerektiği gibi yerine getiren bir insan, geçici dünya nimetleri karşısında imanından ve imanın prensiplerini yerine getirmekten kolayca vazgeçmez. Allah’a olan ahdini hatırlar. İnancının gereklerini yerine getirir. Bunu çevresine de yansıtır. Eşi, çocukları, komşuları, akraba ve yakın çevresiyle iyi ilişkiler kurar. İnsanlara ve etrafındaki her şeye karşı, Allah’ın ‘mümin’ kullarına yakışır bir davranışla muamele eder. Yaptığı her işin ardından, “bu iş bir mümine yakışır mı, yakışmaz mı?” diye kendine sorar ve imanın gereğini yapar.

    Bu anlamda hakkıyla iman eden kişi aynı zaman da îmanın kendisine yüklediği görevleri ve salih amelleri yani hayırlı işleri de eksiksiz yapmaya çalışır.

     Zira bir müslümanın inancıyla amelinin uyum içerisinde olması, kuvvetli bir imana sahip olduğunun alâmetidir. İman esasları bir ağacın kökü ve gövdesi, salih amel ise yaprakları ve meyvesi gibidir. Bir başka ifade ile cennetin anahtarı iman, bu anahtarın dişleri ise ameldir.

     O halde kalpteki iman ışığının hiç sönmeden parlaması hatta giderek ışığının artması için sâlih amelleri ihmal etmeyelim geleceğimiz olan çocuklarımıza da bunu aşılayalım.

     Ve unutmayalım ki güzel amel ve ibadetlerle beslenmeyen iman zayıflar, zamanla da  kaybedilme tehlikesi ile karşı karşıya kalabilir.

1-Nisa, 4/136

 

Soru ve Cevaplar

 

Teravih namazına niçin teravih ismi verilmiş?

      Teravih namazında her selamdan sonra bir miktar oturup istirahat edildiği için bu dört rekata bir "Teravih" denilmiştir.

       Bunun için teravih namazı ismini bu dinlenmeden almaktadır. Hz. Peygamber ve sonraki asırlarda teravih namazı kılındığında selamdan sonra biraz oturup dinlendikten sonra kalkıp namaza devam edilirdi. Fakat günümüzde bu pek uygulanmaktadır.

 

Kiraya verilen eve zekat vermek gerekir mi?

      Ticaret için olmayan ev, arsa, araba ve benzeri malların kıymetleri üzerinden zekat gerekmez. Eğer bu ev ve benzeri malların kazancı, getirisi varsa ve bu getiriler, sahibinin diğer zekata tabii malları ile birlikte nisap ölçüsüne ulaşırsa yıl sonunda getirilerinin zekatı verilir.

      Fakat araba gibi mallar binmek için değil de ticaret için kullanılıyorsa her yıl kıymetleri üzerinden zekat vermek gerekir.

 

Haram yolla elde edilen kazanca zekat gerekir mi?

          Gayr-i meşru yolla elde edilen kazancın sahibi belli ise, bu kazancın sahibine iade edilmesi; belli değil ise, karşılığında sevap beklenmeksizin yoksullara veya hayır kurumlarına verilerek elden çıkarılması gerekir.

           Bu itibarla, gayr-i meşru yolla elde edilen kazancın tamamı ya sahibine iade edilerek veya muhtaç insanlara harcanarak elden çıkarılacağından, zekâtının verilmesi söz konusu değildir.

 

Oruçluyken denizde yüzmek orucu bozar mı?

       Oruçluyken duş almak da denize girmek de orucu bozmaz. Fakat ağız ve burundan vücuda su girerse o zaman oruç bozulur. Duş alırken belki buna dikkat edebilirsiniz ama yüzerken ağız ve burna su kaçması sıkça rastlanılabilir bir durumdur.

       Bu yüzden oruçluyken denize girmek riskli ve doğru olmayan bir davranıştır.

 

Fakir zannedilerek zengine zekat verilirse o zekatı yeniden ödemek lazım mı?

      Zekat çıkaracak kimse, zekatı gerçekten onu hak edenleri araştırıp bularak vermelidir. Zekat çıkaran kimse bu konuda gereken titizliği göstermez ve zekatın ehil olmayana verirse borcundan kurtulmuş olmaz, zekatını yeniden vermesi gerekir, çünkü zekata ehil olan kimseyi araştırmada kusur etmiştir.

      Fakat zekat çıkaran kimse gereken araştırmayı yapar fakat fakir zannederek zekat verdiği kişinin zengin veya gayr-i müslim olduğu ortaya çıkarsa İmam-ı Azam, Ebu Hanife'ye göre onun yeniden zekat vermesi gerekmez.

      İmam Şafi'ye göre ise, insanın borcunu alacaklıya değil de başkasına ödediği zaman nasıl borcu düşmezse aynı şekilde zekat borcu da ehline ödenmediğinde mükellefin borcundan düşmüş olmaz.

 

Unutarak yiyen kişiye oruçlu olduğunun hatırlatılması gerekir mi?

      Unutarak yemek içmek orucu bozmaz. Hz. Peygamber konuyla ilgili olarak şöyle buyurmuştur; “Oruçlu kimse oruçlu olduğunu unutup da yediği ve içtiği zaman, orucunu (bozmayıp) tamamlasın! Çünkü o oruçluya ancak Allah yedirmiş ve içirmiştir.” (Buhârî, Savm, 26)

      Oruçlu olduğunu unutarak yiyip içen kişi, yaşlı, hasta, zayıf ve oruç tutmaya kuvvet getiremeyecek durumdaysa onu gören kişi oruçlu olduğunu hatırlatmamalı, oruç tutmaya kudret getirebilecek durumdaysa hatırlatmalıdır.

 

Zekat vermenin belirli bir zamanı var mıdır?

      Zekat vermenin belli bir zamanı yoktur. Farz olduğu andan itibaren zekatın verilmesi gerekir. Bunun için belli bir ayı veya Ramazanı beklemeye gerek yoktur.

     Yani zekat vermekle yükümlü olanların, yükümlü oldukları andan itibaren en kısa zamanda zekatlarını vermeleri uygun olur.  Dinen bu böyle olmakla beraber ramazan ayında hayırlı ibadetlerin sevabı daha fazla olduğu için Müslümanlar zekat ödemeyi bu aya denk getirmektedirler.

 

Günün Ayeti

Hoşunuza gitmeyen şeyde hayır olabilir. Allah bilir siz bilmezsiniz

 

Günün Hadisi

İyilik görenlerin iyilik gördükleri kimseler hakkında ettikleri hayır duaları reddolunmaz.

 

Günün duası

Allah’ım elimizi, ayağımız, gözümüzü, bütün organlarımızı haramdan, oruçlarımızı da riyakarlıktan koru.

 

Günün Sözü

Gerçek oruç, sadece yiyip içmeyi değil, boş ve hayâsızca sözleri de terk ederek tutulan oruçtur.

Hakim

 

Ramazan Kavramları

Fi Sebilillah nedir?

   Fi Sebilillah, Allah yolunda cihad, hac, ilim talep etmek ve Allah’ın emrettiği her türlü hayır ve hidayet yolu demektir.

 

Günün Nüktesi

Kim daha cömert?

     Hz. Ali efendimizin ağabeyi Cafer b. Ebu Talib’in oğlu Abdullah, sıcak bir günde, bir kabilenin hurmalığına inmişti. Abdullah burada dinlenirken, hurmalıkta çalışan köleye, yemek vakti üç parça ekmek geldiğini gördü. Adam ekmeklerden birini ağzına götürmek üzereydi ki, birden önünde açlığı her halinden belli bir köpek belirdi. Köle elindeki ekmeği köpeğin önüne attı. Köpek ekmeği derhal yedi. Köle ekmeğin ikinci parçasını da attı. Köpek bunu da bir kerede sildi süpürdü. Köle bunun üzerine üçüncü parçayı da köpeğe verdi. Kalkıp, yeniden işine dönmek üzereydi ki, olup biteni uzaktan seyreden Abdullah, yaklaşıp sordu: “Ey köle, bugünkü yiyeceğin ne kadardı?” Köle sıkılarak cevap verdi: “İşte bu üç parça ekmek.”

      “O halde neden kendine hiç ayırmadın?”

      “Baktım ki, hayvan çok aç. O halde bırakmak istemedim.”

      “Peki sen ne yiyeceksin şimdi?”

      “Oruç tutacağım.”

      Bunun üzerine, Abdullah b. Cafer, köleden sahibini, evinin nerede olduğunu sordu. Sonra da gidip adamdan bu hurmalığı içindeki köleyle birlikte satın aldı. Sonra döndü, köleye bu tarlayı ve onu sahibinden satın aldığını söyledi ve ekledi: “Seni azad ediyorum. Bu hurmalığı da sana hediye ediyorum.” Cömertliğiyle meşhur Abdullah b. Cafer, kendisinden daha cömert birini tanıyıp tanımadığı sorulduğunda, bu olayı anlatır ve, “Ama o köpeğe topu topu üç parça ekmek vermiş; sense ona koskoca bir hurmalığı ve hürriyetini vermişsin.” dediklerinde, şu karşılığı verirdi: “Ama o elindeki her şeyi verdi; ben ise elimdekinin bir kısmını...”

 

Kutsal Mekanlar:

Mescid-i Harâm:

Mescid-i Haram; Kâbe’nin de içinde bulunduğu alanı çevreleyen büyük mescide Mescid-i Haram denilmektedir. Hürmetli Mescid anlamına gelen bu ifade Kur'an'da 16 ayette yer almaktadır.

       Mescid-i Haram'ın ortasında bulunan Kâbe'nin doğu köşesine işaret taşı olarak siyah taş anlamına gelen Hacer-ül Esved yerleştirilmiş ve gümüş bir çerçeveyle çevrilmiştir. Bu taş cennetten indirilmiştir.

     Mescid-i Haram, yeryüzündeki mescitlerin en faziletlisidir. Burada kılınan bir namaz başka mescitlerde kılınan yüz bin namazdan daha efdaldir. Bir hadis-i şerifte; "Mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Haram hariç, başka mescidlerde kılınan bin namazdan efdaldir. Mescid-i Haramda kılınan bir namaz da diğer mescidlerde kılınan yüz bin namazdan efdaldir" (İbn Mâce, H. No: 1406) buyrulmuştur.

Kısa Surelerin Mealleri:

Felak Suresi

1.De ki: "Sığınırım şafağın Rabbine

2.yarattığının şerrinden

3.ve karanlığı çöktüğünde gecenin şerrinden

4.ve düğümlere üfürüp büyü yapan üfürükçülerin şerrinden

5.ve kıskandığında kıskananın şerrinden.

 

YORUM EKLE