Evi olmayan kişi ev yapmak veya almak için biriktirdiği paradan zekat vermek zorunda mıdır?

 

Evi olmayan kişi ev yapmak veya almak için biriktirdiği paradan zekat vermek zorunda mıdır?

    Ev edinmek için biriktirilen paralarla tabii olarak çoğalma ve artırma özelliği vardır. Binaenaleyh bu maksatla biriktirilen paralar borçtan ve temel ihtiyaçtan sonra nisap miktarına ulaşmış ise o paradan zekat vermek gerekir.

      Ancak evi almışsa ama daha ödemesini yapmamış ise bunun zekatını vermez.

 

Kiraya verilen eve zekat vermek gerekir mi?

      Ticaret için olmayan ev, arsa, araba ve benzeri malların kıymetleri üzerinden zekat gerekmez. Eğer bu ev ve benzeri malların kazancı, getirisi varsa ve bu getiriler, sahibinin diğer zekata tabii malları ile birlikte nisap ölçüsüne ulaşırsa yıl sonunda getirilerinin zekatı verilir.

      Fakat araba gibi mallar binmek için değil de ticaret için kullanılıyorsa her yıl kıymetleri üzerinden zekat vermek gerekir.

 

Zekatı ramazan ayının dışında vermek caiz mi?

       Zekat vermenin belli bir zamanı olmayıp, farz olduğu andan itibaren verilmesi gerekir. Bunun için belli bir ayı veya Ramazanı beklemeye gerek yoktur.

     Yani zekat vermekle yükümlü olanların, yükümlü oldukları andan itibaren en kısa zamanda zekatlarını vermeleri uygun olur. 

      Dinen bu böyle olmakla beraber ramazan ayında hayırlı ibadetlerin sevabı daha fazla olduğu için Müslümanlar zekat ödemeyi bu aya denk getirmektedirler.

 

Üvey anne, üvey baba ve üvey çocuklara zekat verilebilir mi?

       Babası ölmüş ise üvey anneye, buluğ çağına erişip evden ayrılmış ise üvey çocuklara ve üvey babaya, fakir olmaları halinde zekat verilebilir.

       Çünkü bunlarla zekatı veren kişi arsında usul ve füru ilişkisi olmadığı gibi, zekat veren şahıs bunlara bakmakla yükümlü de değildir.

 

Emekli ikramiyesine zekat düşer mi ? 

      İkramiye miktarı dinen zenginlik ölçüsü sayılan nisab (80.18 gr. altın karşılığı para) miktarına ulaşmış ve üzerinden de bir yıl geçmiş ise zekât vermeniz gerekir.

      Ancak üzerinden bir yıl geçmemiş ise ya da nisap miktarına ulaşmamış ise zekat vermek gerekmez.

 

Bayanların teravih namazına gitmesinde bir sakınca var mı?

        Kadınların, sünnet olan namazlarını evlerinde kılmaları daha faziletli olmakla birlikte günümüzde camide vaaz dinleyerek, bilmedikleri dini bilgileri öğrenmeleri, imamın arkalarında namaz kılarken hatalı okuyuşlarını düzeltme imkanı elde etmeleri ve cemaat faziletlerini kazanmaları bakımından tesettür ve İslami adaba riayet ederek teravih namazı için cami ve cemaate gitmelerinde dinen bir sakınca yoktur.      

 

 

Amca, hala, teyze gibi akrabalara zekat vermek caiz mi?

     Zekat, Usül ve Fürû’a verilemez. Yani zekatı verecek kimse, alt ve üst soyu olan anası, babası, dedesi, ninesi, çocukları ve torunlarına veremez. Aynı şekilde hanımına da zekat veremez. Çünkü akrabalarına bakma yükümlülüğü söz konusudur.

      Fakat bunların dışında kalan amca, hala, teyze, dayı gibi akrabalara ve bunların çocuklarına zekat vermesinde bir sakınca yoktur.

 

Zekatı başka memleket veya ülkeye göndermek caiz mi? 

       İster yakında, ister uzakta bulunsun, zekat da öncelikle yoksul akrabaların tercih edilmesi efdaldir. Akrabalar içerisinde yoksul kimse yoksa yakın komşulardan başlamak üzere kişi bulunduğu yerdeki fakirlere zekat verebilir.

     Zekat, öncelikle kişinin bulunduğu yerde yaşayan akraba ve fakirlere verilmelidir. Ancak bölgenin dışında fakir akraba ve muhtaç kimseler varsa onlara göndermek de caizdir.

 

Fakir zannedilerek zengine zekat verilirse o zekatı yeniden ödemek lazım mı?

      Zekat çıkaracak kimse, zekatı gerçekten onu hak edenleri araştırıp bularak vermelidir. Zekat çıkaran kimse bu konuda gereken titizliği göstermez ve zekatın ehil olmayana verirse borcundan kurtulmuş olmaz, zekatını yeniden vermesi gerekir, çünkü zekata ehil olan kimseyi araştırmada kusur etmiştir.

      Fakat zekat çıkaran kimse gereken araştırmayı yapar fakat fakir zannederek zekat verdiği kişinin zengin veya gayr-i müslim olduğu ortaya çıkarsa İmam-ı Azam, Ebu Hanife'ye göre onun yeniden zekat vermesi gerekmez.

      İmam Şafi'ye göre ise, insanın borcunu alacaklıya değil de başkasına ödediği zaman nasıl borcu düşmezse aynı şekilde zekat borcu da ehline

 

Günün Ayeti

Siz Allah için verirseniz, Allah onun yerine daha iyisini verir

Sebe, 34/39.

 

Günün Hadisi

“Cennette Reyyan denilen bir kapı vardır ki kıyamet gününde oradan sadece oruçlular girer. Onlardan başkaları girmez.”

Buhari, "Savm", 4.

 

Günün Sözü

Bugün amel yarın hesap günüdür

Hz. Ali

 

Günün Duası

Allah’ım ramazan ayının hürmetine dünyamızı da ahretimizi de mamur eyle.

 

Ramazan Kavramları

Teberru Nedir?

Bir fıkıh kavramı olarak, iyilik ve ibadet maksadıyla kişinin karşılıksız olarak bir mal veya menfaati peşin veya ileriye dönük başkasına vermesini ifade eder.

 

Günün Nüktesi

Cimrilik ile Cömertlik…

Ebû Hüreyre radıyallahu anh şöyle dedi:

Bir gün Peygamber Efendimiz bize şu kıssayı anlattı: Vaktiyle İsrailoğulları arasında biri ala tenli, biri kel, biri de kör üç kişi vardı. Allah Teâlâ bunların kendisine ne kadar bağlı olduğunu denemek istedi. Onların yanına insan kılığında bir melek gönderdi.

Melek önce ala tenliye gitti:

"En çok neyi istersin?" diye sordu. Ala tenli adam:

"Güzel bir renge, güzel bir tene sahip olmak, insanların iğrendiği şu halden kurtulmak isterim" dedi.

Melek ona eliyle dokununca, adamın rengi güzelleşti, teni pırıl pırıl oldu.

Melek bu defa:

"En çok hangi hayvana sahip olmak istersin?" diye sordu.

Deveye sahip olmak istediğini söyleyen adama on aylık gebe bir deve verildi. Melek:

"Allah sana bu deveyi bereketli kılsın!" diye dua etti ve yanından ayrıldı.

Sonra kelin yanına gitti ve ona:

"En çok neyi istersin?" diye sordu. O da:

"Güzel bir saça sahip olmayı ve insanların benden tiksindiği şu halden kurtulmayı isterim" dedi. Melek ona dokununca kellikten kurtuldu; güzel bir saça sahip oldu.

Bu defa melek:

"En çok hangi malı seversin?" diye sordu.

Adam ineğe sahip olmak istediğini söyleyince ona da gebe bir inek verildi. Melek, malının bereketli olması için dua ederek yanından ayrıldı. Sonra gözleri görmeyen adamın yanına gitti ve:

"En çok istediğin şey nedir?" diye sordu. Adam:

"Allah'ın gözlerimi geri vermesini ve insanları görmeyi çok isterim" dedi.

Melek adamın yüzüne dokununca gözleri açılıverdi. Bu defa:

"En çok sevdiğin mal hangisidir?" diye sordu.

Adam koyunu sevdiğini söyleyince, ona yeni doğurmuş bir koyun verildi.

Derken her üçünün de hayvanları üreyip çoğaldı. Birinin bir vadi dolusu devesi, diğerinin bir vadi dolusu sığırı, ötekinin de bir vadi dolusu koyun sürüsü oldu.

Bir gün melek, ala tenli bir adam kılığına girdi ve bir zamanlar ala tenli olan adamın yanına vardı:

"Ben yoksul bir adamım," dedi. "Yoluma devam edecek param kalmadı. Önce Allah'ın, sonra da senin yardımınla memleketime gidebileceğim. Sana şu güzel rengi, şu pırıl pırıl teni ve bu malları veren Allah aşkına, beni gideceğim yere götürecek bir deve ver."

Adam:

"Sana gelinceye kadar verilmesi gereken çok yer var" dedi.

O zaman melek adama şunları söyledi:

"Ben seni bir yerden çıkaracak gibiyim. Sen insanların kendisinden iğrendiği, fakirken Allah'ın mal verip zenginleştirdiği ala tenli adam değil misin?" Adam:

"Hayır, bu mal bana atalarımdan miras kaldı" dedi. Melek ona:

"Eğer yalan söylüyorsan, Allah seni eski haline çevirsin!" diye beddua etti. Sonra da bir zamanlar kel olan adamın eski kılığına girerek yanına vardı. Ondan da bir inek istedi. Kel de tıpkı ala tenli gibi, ona vereceği bir şeyi olmadığını söyledi. Melek ona:

"Yalan söylüyorsan, Allah seni eski haline çevirsin!" diye beddua etti.

Daha sonra körün eski kıyafetine girip yanına gitti ve:

"Ben fakir bir yolcuyum. Yoluma devam edecek param kalmadı. Önce Allah'ın sonra senin yardımınla yoluma devam edebileceğim. Sana gözlerini geri veren Allah aşkına senden bir koyun istiyorum" dedi.

Bir zamanlar kör olan adam şunları söyledi:

"Doğru söylüyorsun. Ben eskiden kördüm, Allah bana gözlerimi geri verdi. Fakirdim, beni zengin yaptı. İstediğin kadar koyun al. Allah'a yemin ederim ki, bugün, Allah rızâsı için alacağın hiçbir şeyden dolayı sana zorluk çıkarmayacağım."

Melek adama şunları söyledi:

"Malın senindir.

"Siz bir imtihandan geçtiniz.

 

Kur’an’da ismi geçen Peygamberler

Hz. Eyyub:

Kur’ân-ı Kerîm’de adı geçen peygamberlerden biridir. Kur’an’da adı 4 defa geçmektedir. Çok ağır bir hastalık geçirmiş, sabrıyla sembol olmuştur. Allah onun malını ve çocuklarını elinden almış. Buna rağmen gösterdiği sabrından dolayı insanlığa emsal olmuş. Bu sabrın karşılığı olarak Allah ona sağlığını, malından fazlasını ve yeni çocuklar vermiştir.

 

Hz. Peygamberin Sahabeleri

Zübeyr b. El- Avvam      

Miladi 595’te Mekke’de doğdu. Babası Hz. Hatice’nin kardeşi Avvâm b. Huveylid, annesi Resûl-i Ekrem’in halası Safiyye bint Abdülmuttalib’dir. Soyu Hz. Peygamber’in dedelerinden Kusay b. Kilâb’da Resûl-i Ekrem ile birleşir.

Zübeyr b. Avvâm çocukluğunun büyük bir kısmını Resûlullah’ın çocuklarıyla birlikte geçirdi. Zübeyr, ilk Müslüman olan kişilerin dördüncüsü veya beşincisidir. Cennetle müjdelenen on kişiden biridir.

Ok atmayı, kılıç kullanmayı ve ata binmeyi öğrenerek yetişen Zübeyr, Mekke döneminde İslâm adına ilk kılıç çeken kişi oldu. Evinde istirahat ederken dışarıdan gelen, Hz. Peygamber’in müşrikler tarafından öldürüldüğüne dair seslerle uyanmış, hemen kılıcını kuşanıp dışarıya fırlamış, yolda Resûl-i Ekrem’le karşılaşmış, telâşının sebebini soran Resûl-i Ekrem’e durumu anlatınca onun duasını almıştı. Hz. Peygamber, “Her peygamberin bir havârisi vardır, benim havârim de Zübeyr’dir” buyurdu (Müslim, “Feżâʾilü’ṣ-ṣaḥâbe”, 48). 

Çeşitli vesilelerle Hz. Peygamber’in duasını alan, ayrıca cennette kendisine komşu olacağı bildirilen Zübeyr b. Avvâm, vahiy kâtipliği yapmıştır.

Hz. Ömer'in vefatından sonra, halife seçimini gerçekleştirmeleri için tayin ettiği altı kişilik "Ashabü'ş şûra" (danışma kurulu) üyelerindendir. Miladi 656 yılında şehid düşerek vefat etmiştir.

 

Kutsal Mekanlar:

Ravza-i Mutahhara

 Ravza, bahçe ve cennet anlamlarına gelir Ravza-i Mutahhara geniş anlamıyla, âlemlerin Efendisi Hz Peygamberin medfün bulunduğu yer ve Mescid-i Nebi demek ise de, özel manasıyla Mescid-i Nebi'nin içinde Hz Peygamber'in kabr-i saadetleriyle minber-i şerif arasında kalan kısım demektir.

     Bu yer 10 m genişliğinde ve 20 m uzunluğunda 200 m2 lik bir sahadır. Bu alanın fazileti ile ilgili olarak Allah Resulu şöyle buyurur: "Evimle minberim arası, Cennet bahçelerinden bir bahçedir."

 

YORUM EKLE