Evimize, arabamıza nazar boncuğu asmamız dinen caiz mi?

 İslam inancına göre nazar vardır. Onun için nazar değmesine karşı Allah'a sığınılmalıdır, ondan yardım dileyip ona ibadet edilmelidir. Nitekim Peygamber efendimiz nazar ile ilgili şöyle buyurmaktadır:" Bir kimsenin kendisini veya kardeşlerinin bir şeyi hoşuna giderse, bereketle ona dua etsin. Çünkü göz değmesi haktır"

 

       Nazarın vakî olduğu bir hakikattir. Bundan sakınmak için çeşitli yollar denemekte fayda vardır. Ayet-el kürsi, Nas, Felak, İhlas sûrelerini okumak bunun bir yoludur.

 

     Ama nazar değmesin diye evimize, dükkânımıza, arabamıza, çocuklarımızın elbisesine boncuk işlenmesi veya nazarlıklar takılması caiz değildir. Böyle şeylerin İslam ile bağdaştırılması düşünülemez. Bunlar daha çok cahiliye devrine ait batıl inanç ve adetlerdendir. Bunlardan kaçınmak lazımdır.

 

 

 

Nafile namazlarda da sehiv secdesi yapmak gerekir mi?

 

     Sehiv secdesi gerektiren hususlar hangi namazda yapılırsa yapılsın sehiv secdesi şarttır. Sehiv secdesi, namazda eksik bırakılan yerleri tamamlamak ve o ibadeti ikmal etmek için vaz edildiğine göre bu eksiklik farz, vacip, sünnet namazı farkı olmaksızın bütün namazlar için gereklidir.

 

       Dolayısıyla namazda sehiv secdesi gerektiren bir durum hâsıl olduğunda hangi namaz olursa olsun sehiv secdesi gereklidir.

 

 

 

Namaz kıldığımız yer bize şahitlik yapacak mı?

 

       İslam inancına göre kıyamet günü namaz kılınan yerler kişiye şehadet edecektir.  Yani namaz kıldığımız mekânlar, camiler, mescitler, yerler… bize şahitlik edecektir. Söz konusu bu mekânlar falan Müslüman burada namaz kıldı diye bize ahirette şahitlik yapacaktır. İşte bu inançtan dolayı namaz kılan kişi değişik yerlerde namaz kılayım da bana şehadet edecek yerler daha çok olsun anlayışıyla bir namazı bir mekânda kıldıktan sonra diğer namaz için yerini değiştirmektedir.

 

      Toplumumuzda bir örf haline gelen bu uygulama hem güzel hem de dinde bir sakınca olmayan bir örftür.

 

 

 

Çocukların üzerine yapılan yemin dinen yemin sayılır mı?

 

       Allah’tan başkası adına yemin edilmesi doğru değildir. Yemin ancak vallahi, billahi, tallahi, lafızları ile olur. “Çocuklarımın ölüsünü öpeyim lafzı” ise yemin lafızları ile söylenmediği için yemin yerine geçmez.

 

       Böyle bir söz yemin sayılmadı gibi aynı zamanda doğru ve güzel bir söz de değildir. Böyle sözler ve yeminler Allah Resulü tarafından yasaklanmıştır. Nitekim buna benzer bir yemin etme olayında peygamberimiz sahabeleri uyarmış ve şöyle buyurmuştur:  “Allah Teâlâ, babanızı zikrederek yemin etmenizi yasaklamıştır. Öyleyse kim yemin edecekse ya Allah’a yemin etsin veya sussun.” (Buhârî, Eymân 4).

 

       Bu sözler yemin sayılmadığı için herhangi bir keffaret vermek de gerekmez.         

 

 

 

 

 

Başkasına ait bir “marka”yı izinsiz kullanmak dinen caiz mi?

 

        Başkasının emeğini gasp anlamına gelecek her iş, tutum ve davranış, kul hakkı sorumluğunu gerektirir.  Kul hakkı ki Allah’ın affetmediği iki büyük günahtan birisidir. Bu hak ise, söz konusu hak sahibine iade edilmedikçe veya helallik alınmadıkça ortadan kalkmaz.

 

       İslam dini, emeğe büyük önem verir, haksız kazanca  ise karşı çıkar. Kur’an-ı Kerim’de: “İnsan için ancak çalışğı vardır.” (Necm, 53/39) buyrulur.

 

       Hz. Peygamber de emeğin hakkının verilmesini değişik hadisleriyle ifade etmişlerdir. Bunlardan birinde: “Hiçbir kimse, elinin emeği ile kazandığını yemekten daha hayırlı bir kazanç yememiştir. Allah’ın Peygamberi Davud da kendi elinin emeğini yerdi.” (Buhari, Büyu’, 15) buyurmuşlardır. 

 

      Buna göre, emek ve gayret sarf ederek toplum nezdinde itibar gören bir firmanın kendi markasının izinsiz olarak başkaları tarafından kullanılması kul hakkı ihlaline ve müşterilerinin aldatılmasına sebep olacağından dolayı İslam ahlakıyla bağdaşmamaktadır. Ayrıca bu yolla haksız kazanç sağlamak da dinen caiz değildir.

 

 

 

Günün Ayeti

 

Gerçek tartı kıyamet günündedir.

 

 

 

Günün Hadisi

 

Mü'min kişiye bir ağrı, bir yorgunluk, bir hastalık bir üzüntü hatta bir ufak tasa isabet edecek olsa, Allah onun sebebiyle mü'minin günahından bir kısmını mağfiret buyurur.

 

 

 

Günün Duası

 

Allah’ım bize haramsız bir mal, günahsız bir yaşayış, imanlı bir hayat nasip et.

 

 

 

Günün Sözü

 

Şiddet göstermemeksizin kuvvetli, zayıflık belirtmeksizin yumuşak ol.

 

Hz. Ömer

 

 

 

Bunları Biliyor muyuz?

 

Sahih-i Buhari Nedir?

 

      İslam dininde Kur'an-ı Kerimden sonra en muteber dini kitap demektir. Kütüb-i sitte adı verilen meşhur altı hadis kitabının birincisidir.

 

 

 

Günün Nüktesi

 

Üç soru bir cevap

 

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'ye felsefecilerden bir grup geldi. Soru sormak istediklerini bildirdiler. Mevlânâ hazretleri bunları Şems-i Tebrîzî'ye havâle etti. Bunun üzerine onun yanına gittiler. Şems-i Tebrîzî hazretleri mescidde, talebelere bir kerpiçle teyemmüm nasıl yapılacağını gösteriyordu. Gelen felsefeciler üç soru sormak istediklerini belirttiler, Şems-i Tebrîzî;

 

"Sorun!" buyurdu. İçlerinden birini başkan seçtiler. Hepsinin adına o soracaktı.

 

Sormaya başladı:

 

"Allah var dersiniz, ama görünmez, göster de inanalım."

 

Şems-i Tebrîzî hazretleri;

 

"Öbür sorunu da sor!" buyurdu.

 

O;

 

"Şeytanın ateşten yaratıldığını söylersiniz, sonra da ateşle ona azâb edilecek dersiniz hiç ateş ateşe azap eder mi?" dedi.

 

Şems-i Tebrîzî;

 

"Peki, öbürünü de sor!" buyurdu.

 

O;

 

"Âhirette herkes hakkını alacak, yaptıklarının cezasını çekecek diyorsunuz. Bırakın insanları canları ne istiyorsa yapsınlar, karışmayın!" dedi.

 

Bunun üzerine Şems-i Tebrîzî, elindeki kuru kerpici adamın başına vurdu. Soru sormaya gelen felsefeci, derhâl zamanın kadısına gidip, davacı oldu. Felsefesi Kadıya:

 

"Ben, soru sordum, o başıma kerpiç vurdu." dedi.

 

Şems-i Tebrîzî;

 

"Ben de sadece cevap verdim." buyurdu.

 

Kâdı bu işin açıklamasını istedi. Şems-i Tebrîzî şöyle anlattı:

 

"Efendim, bana Allah’u Teâlâyı göster de inanayım, dedi. Şimdi bu felsefeci, başının ağrısını göstersin de görelim."

 

O kimse şaşırarak;

 

"Ağrıyor ama gösteremem." dedi.

 

Şems-i Tebrîzî;

 

"İşte Allah’u  Teâlâ da vardır, fakat görünmez.

 

Yine bana, şeytana ateşle nasıl azâb edileceğini sordu. Ben buna toprakla vurdum. Toprak onun başını acıttı. Hâlbuki kendi bedeni de topraktan yaratıldı.

 

Yine bana;

 

"Bırakın herkesin canı ne isterse onu yapsın. Bundan dolayı bir hak olmaz." dedi. Benim canım onun başına kerpici vurmak istedi ve vurdum. Niçin hakkını arıyor? Aramasa ya! Bu dünyada küçük bir mesele için hak aranırsa, o sonsuz olan âhiret hayatında niçin hak aranmasın?" buyurdu.

YORUM EKLE