banner6

​​​​​​​İleri güven tazeledi

MÜSİAD Genel Başkanı Abdurrahman Kaan’ın katıldığı MÜSİAD Mardin 8. Olağan Genel Kurulu yapıldı

​​​​​​​İleri güven tazeledi

Adnan AVUKA

MARDİN (İLKHABER)- MÜSİAD Mardin 8. Olağan Genel Kurulu Yay Grand otelde yapıldı. MÜSİAD Genel Başkanı Abdurrahman Kaan’ın başkanlığında yapılan  Genel Kurula, Ak Parti Mardin Milletvekilleri Şehmus Dinçer ve  Cengiz Demirkıran, Mardin Ticaret Sanayi Odası Başkanı Mehmet Ali Tutaşı,  Mardin Organize Sanayi Başkanı Nasır Duyan, Dicle Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Ahmet Alanlı, iş insanları, kanaat önderleri, STK temsilcileri ve genç iş insanları katıldı.

Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın söylenmesiyle başlayan Genel Kurulda Kuran-ı  Kerim’den  ayetler okundu. Kongrede açılış konuşmasını MÜSİAD Mardin İl Başkanı olan ve Genel Kurul’da da yine tek aday olan Mehmet İleri yaptı. İleri, MÜSİAD’ın yaptığı başarılı çalışmaları anlattı.

 Konuşmasına Mardin’i tanıtarak başlayan İleri, Ezan sesinin çan sesine karıştığı hoşgörü kenti kadim coğrafyada Türk, Kürt, Arap, Ezidi, Süryani ve Ermenilerin kardeşçe yaşadığını, dantel gibi işlenen taş evlerin gece bir gerdanlığı andıran Masallar Diyarı’na dönüştüğünü söyledi.

Mardin’in sosyoekonomik yapısının tarım, tarıma dayalı sanayi ve turizm olarak üç ana başlıkta toplandığını anlatan İleri, konuşmasını şöyle sürdürdü:

 “Uzun zamandır modern tarım yapılmayan  ilimizde son zamanlarda modern tarım adımları atılmış, GAP sulama kanallarının ovaya ulaşmasıyla  beraber daha verimli bir tarım yapılacak, elde edilen ürünlerin katma değeri  daha büyük  oranlara ulaşacak, ülke ekonomisine katkı  daha da artacaktır.

Mardin’de bulunan Organize Sanayi Bölgesi  genellikle tarıma bağlı olan sanayi yatırımlarının merkezi olmuş, ihracat noktasında ülke  ekonomisine  ciddi katkı sunmuştur. Birinci Organize Sanayi Bölgesi’nin ardında  İkinci Organize Sanayi Bölgesi’nin alt ve üst  yapı çalışmaları neredeyse bitmiş, farklı yatırımlar için arsa tahsisine başlamıştır. 72 parselde Gıda, Tekstil, Plastik,  Makine, Kimya Elektrik, Sağlık ve medikal sektörde  farklı yatırımların  yapılması  planlanan 2.OSB’nin en  kısa zamanda faaliyete geçmesi Mardin ekonomisine ve istihdama katkı sunacak, bizleri ziyadesiyle memnun edecektir.

Midyat ve Nusaybin ilçelerimizde yine aynı OSB çalışmaları yapılmakta olup; Midyat ilçemizde arsa tahsisi yapılmış, Nusaybin ilçemizde yer tespit çalışmalarına başlanmıştır. Ülkemizin açık hava müzesi  konumunda olan 2000 yılından bu yana UNESCO”nun dünya mirası geçici listesinde yer alan Mardin ilimiz son yıllarda sadece ülkemizin değil dünyanın ilgisini çekmeye  başlamıştır. Mardin ili önemli tarihsel ve kültürel mimari zenginliklere  sahiptir. Bu zenginliğin  turizm alnında en iyi şekilde değerlendirilmesi halinde ilin kalkınmasına ve ülke turizmine büyük katkı sağlayacağı  kuşkusuzdur.”  

Ak Parti Mardin Milletvekili Şeyhmus Dinçer ise son zamanlarda Mardin ve ilçelerinde yapılan hizmetlere ve çalışmalara dikkat çekerek,  Mardin’in kalkınmada doğu ve güneydoğu illerinin en önemli şehirlerinden birisi olduğunu söyledi. 

  KAAN: GÜNEYDOĞU’NUN İNCİSİ MARDİN

MÜSİAD Genel Başkanı Abdurrahman Kaan Mardin’in zengin kültürü, mutfağı ve insanlarıyla

“Güneydoğu’nun incisi” diye anılmayı fazlasıyla hakkettiğini belirttiği konuşmasında

Mardin’de bulunmaktan mutluluk duyduğunu söyledi.  

Mardin'in geleneksel ekonomik yapısının; tarım, el sanatları, ticaret ve son zamanlarda artış gösteren imalat sanayi ile küçük çaplı sanayiye dayandığının altını çizen Kaan, Mardin’in Ortadoğu'ya yakın sınır illerinden birisi olması özelliğiyle de transit taşıma güzergâhında önemli bir yere sahip olduğunu belirtti.

Kaan konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Uluslararası taşımacılığın da Mardin ekonomisinde önemli bir yeri olduğunu görüyoruz. İlin Nusaybin Sınır Kapısı (Suriye) ve Habur Sınır Kapısına çok yakın olması sebebiyle nakliyecilik gelişmiş durumda.

2020 yılında Türkiye’nin en çok ihracat yapan illeri arasında 19’uncu sırada yer alan Mardin, ülke genelinde ihracatın daraldığı bu dönemde, ihracatını %14’luk artışla 904 milyon dolara çıkarmayı başardı. Mardin’in bizleri memnun eden bu başarısının artarak sürmesini temenni ediyoruz.

Genel Başkanlığım sürecinde Anadolu şubelerimizi sürekli ziyaret ederek ekonominin ana kalbi olan sizlere doğrudan temas etmek ve Türkiye ekonomisini gerçek bir perspektifle ele almak yolunu seçtim. Çünkü Türkiye sadece büyük şehirlerinden ibaret değildir. Aslında bizi çeşitli kılan, özgün kılan ve zor zamanlarda güçlü kılan bölgesel ekonomik avantajlarımızdır.

Ankara’da katıldığım her toplantıda ve medyada paylaştığım her demeç ve röportajda defaten altını çizdim: bölgesel ekonomiler ve onların ülke milli gelirlerine, kendi özgün varlıkları ile yaptıkları katkı olmadan bu çark dönmez.

Türkiye’nin her bölgesi, her şehri faklı bir alt model gibi çalışır. Biz de MÜSİAD olarak gerek yerelde, gerekse global ağlarımızdaki yaygınlığımız sayesinde ülkemizin sinir uçlarına kadar yayılıp buralardaki iktisadi ve ticari bilgiyi anında edinmekteyiz. Aynı zamanda üyelerimizin talep ve sıkıntılarına da anında cevap vermek ve bunları yetkili mecralara daha hızlı taşımak adına eski sistemimizden çok daha verimli ve hızlı çalışan ve anlık tepkiler verebilen bir yapı inşa ettik ve adına tazelenme süreci dedik.

Bu yeni yapının olaylar karşısında refleks gücünü aslında Pandemi sürecinde test ettik. Kurduğumuz Korona Kriz Merkezi ile tüm STK ve ticari örgütlerden çok önce yapılanarak üyelerimize doğrudan temas etmek ve devletin aldığı kararların sahaya yaygınlaşmasını sağlamak bizi mutlu etti. Ayrıca Mardin, başından beri salgınının tüm olumsuz koşullarına rağmen hem dirayetli hem de kendi içinde işlettiği sistematiği ile bugün salgının mavi alanlarından olmayı başardı. Burada Mardin’in değerleri arasındaki ahilik geleneğinin de payı büyüktür.

2020 TÜM DÜNYA İÇİN ZORLU BİR YIL OLDU

2020 yılını, tüm dünya zorlu bir yıl olarak geride bıraktı. Bizler, 2018 yılının başından itibaren, küresel ekonomik sistemin oldukça sıkıştığını ve ciddi bir emtia kriziyle yüzleşmek durumunda kalabileceğimizi ısrarla vurguluyorduk. Her mecrada dünya ekonomisinin gelişmekte olan ülkeler lehine doğuya kaydığını, batı ekonomilerinin hem yaşlanan nüfusları hem de hantallaşan şirket yapıları ile birer tüketim merkezi olduğunu söylüyordum. Elbette bu durumdan karlı çıkabilmek için Türkiye, merkezde yani transit ülke olma avantajını iyi kullanmalıydı. Geç kalınmış da değildir. Çin pandemiye rağmen dur durak bilmeden üretim hacmini daraltmadı ve izole üretim üslerinde pandemi sonrası dünya için üretmeye ve yeniden hem tedarik hem de lojistik ağları anlamında monopol güç olma özelliğini geri kazanma savaşına girdi.

Şimdi görüyoruz ki bu durumdan karlı çıkacağa benziyor.

Salgın öncesi global iktisadi veriler bizi aslında sert bir global ekonomik krizin beklediğini gösteriyordu. Hatta biz buna dair geniş kapsamlı bir raporu basın ile paylaştık. Ticaret hatları hem yön değiştirmişti hem de ciddi oranda azalmıştı. Emtia fiyatları artma eğilimine girmekteydi. Çin’e bağımlılığın artmaya başladığı bir süreçte batı ekonomileri yani gelişmiş 20 ülke 2017’den itibaren küçülme eğilimine girmişlerdi. Yani Pandemi bir bakıma pimi çekilmiş bir bombanın düştüğü yer oldu.

DİJİTAL SİSTEM TEMEL UNSUR OLDU

Pandemi süreci bizlere çok farklı yaşam, üretim, tüketim ve siyasi davranış kalıpları getirdi. Bugün çok büyük firmalar uzaktan çalışmanın Salgın sonrasında da devam ettireceklerini ve yapılarını buna göre dijital dünyaya uyumlu hale getireceklerini söylüyorlar. Buna göre elbette yasal bir sistem oluşturulacak. Bakınız, şube genel kurullarımızda bile katılamadığım yerlerde artık telekonferans yöntemi ile ulaşmak bizlere normal geliyor. Salgın öncesi zorlandığımız dijital sistem artık temel unsur oldu. Yadırgamıyoruz. Ev içinde yaşamak, e ticaret, yeni üretim modelleri ve yeni tip ürünler hayatımızın bir parçası oldu. Olmaya da devam edecektir.

DEVLETLER ÜRÜN PİYASALARINA SATICI YA DA ALICI OLARAK GİRECEK

Bir noktaya daha dikkatinizi çekerim; devletler artık piyasalara çok daha hâkim konuma geçtiler. Pandemide her devlet vatandaşını korumak için gücü mukabilinde destek paketleri açıkladılar. Bu durum giderek devletin sosyal devlet ilkesini iktisadi alana taşımasına da neden oldu. Bakınız bu sadece bizde değil tüm dünyada başlayan yeni trentdir. Devletler artık ürün piyasalarında sadece regülasyon görevi gören kurumlarla değil bizzat kendisi satıcı ya da aracı olarak girecektir. Girmektelerdir. Bu durumun serbest piyasa şartlarında biz üreticileri nasıl etkileyeceğini zaman içinde göreceğiz.

Pandemi bize bir şeyi daha hatırlattı: kendi kendine yetebilmek. Hatırlarsanız küreselleşme kuralları içinde serbest mal ve sermaye hareketleri ülkeleri biraz da üretim ve kendi kaynaklarını değerlendirme konusunda tembelleştirmişti. Rahatlıkla çok uluslu firmalar kaynak zengini ülkelere gelerek kendi ülkeleri lehine üretimleri bu ülkelerde gerçekleştirip karı kendi ülkelerine transfer etmekteydiler. Ancak pandeminin ilk zamanlarında neler gördük hatırlayın? Tıbbi malzeme ve gıda için birbirleriyle yarışan ve hatta birbirlerini ezen, mal çalan sözde modern batı ekonomisi kendi ürettiği küresel ekonomi oyununda başarısız oldu. Dikkat ediniz yeni dönem ulus ekonomilerinin ön plana çıkacağı ve her ülkenin kendi kaynaklarına ve yerli-milli sermayesine sımsıkı sarılacağı bir yüzyıl olacaktır. Bu kaynakların başında elbette su, tarım alanları, tohum, hayvanlarımız, madenlerimiz, bize özgün ve tıbbi üretimde kullanılan bitkilerimiz, enerji kaynaklarımız, insan gücümüz ve elbette milli sermaye ile bizleri her mecrada ve her krizde ayakta tutan milli şirketlerimiz gelmektedir.

TEŞVİK VE DESTEKLERİN DAĞITIMI YENİDEN GÖZDEN GEÇİRİLMELİ

Her zaman dile getirdiğim bir husus vardır. Biz, Alman ekonomisine çok benzemekteyiz. İkimizin de dinamikleri aynıdır. KOBİ yapılarımız. KOBİ’lerimiz bugün istihdamın % 73’ünü, toplam üretimin %57’sini, ülkemiz toplam cirosunun ise %65’ini karşılamaktadırlar. İhracat içindeki payları ise ülkemizin lokomotif unsuru olduklarının bir diğer kanıtıdır. KOBİ’lerimiz ise Anadolu’da aslında ülkemizin ekonomik ağırlığını tek başlarına sırtlanmış haldedirler. Bu nedenle teşviklerin ve desteklerin dağıtımı noktasında teşvik verimliliği hesabı yapılacaksa evvel teşvik ve destekleme sisteminin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini yıllardır savunduk. En sonunda Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde açıklanan Ekonomi Reform Paketinde bu duruma özellikle dikkat çekildiğini görmek bizleri umutlandırdı.

YERLİ VE MİLLİ SANAYİLEŞME

Pakette bir diğer önemli nokta ise yerli ve milli sanayileşmenin ve şehir ekonomilerinin önemine vurgu yapılması ve ithalat bağımlılığının azaltılması adına devlet alımları başta olmak üzere üretimin yerli kaynaklara kaydırılması başlıklarıdır.

Kıymetli kardeşlerim, enflasyon bugün ülkemizin en önemli sorunlarından biri olarak karşımızdadır. Enflasyon ile mücadelede en etkili çözümün üretim planlamalarının etkin bir şekilde yapılması gerektiğini defaten dile getirdik. Üretim üretim üretim.

Çünkü bir ülkede milli paranın değerini o ülkenin üretim ve yatırım gücü belirler.

Sadece üretmek de yetmez, satışa yönelik üretim planlama mantığıyla önce iç talebi sonra dış Pazar talebini iyi hesaplayıp dönemsel üretim miktarlarımızı ve ürün gruplarımızı belirleyeceğiz. Bu da yetmez, bu kez de yatırım alanlarımızı ve yatırımcılarımız destekleyen bir sistemi çalıştıracağız. Buna biz kısaca üretim-ticaret-yatırım senkronizasyonu diyoruz.

Bu çözümü içeren öneri dosyalarını ilgili mercilerle hatta bizzat Cumhurbaşkanlığı ile paylaştık. İş yapma kolaylığı endeksi kapsamında Türkiye’de yapılması gerekenler hususnda özel gündem ile toplanan YOİKK’te KOBİ’ler için bu hattın nasıl işletileceğine dair saha verilerine dayalı bir çalışma sunduk.

Bununla da yetinmedik üretimin her durumda aksamadan devam edebilmesi ve KOBİ statüsüne ulaşamamış mikro KOBİ dediğimiz işletmelerin OSB’lere geçişleri öncesinde yaşadıkları sorunları ortadan kaldırmak ve onları geleceğin yeni koşul ve şartlarına göre yapılandırmak ve büyümelerini sağlamak amacıyla KOBİ kuluçka merkezleri gibi çalışacak orta ölçekli sanayi bölgeleri iş modelimizi geliştirerek yatırım ve üretim üsleri projesi, haline getirdik. Bu proje bizzat SBB tarafından devlet koruması altına alındı. Tüm bunlar sizlerin işletmelerini büyütmeniz ve zor koşullarda ayakta durabilmenizi kolaylaştırmak için attığımız adımlardır.

Sadece bu böylesi devasa projeler değil, artık tazelenen yapımız aslında, proje bazlı işleyişi sayesinde yerel ve global ağlardaki tüm şube ve temsilciliklerimizin projelerini uygun paydaş, yatırımcı ile buluşturmak ya da olası ortaklıkları teşvik etmek ve bunlar için uygun hukuki ve bürokratik zemini hazırlamak üzerine kuruludur. Çünkü amacımız, tüm üyelerimizin MÜSİAD’ın nüfuz alanı ve çatısı sayesinde sermaye güçlerini artırarak sanayileşmenin lokomotif unsuru haline gelmesini sağlamaktır. Bu, bizim asli görevimizdir. Çünkü biz, bir sermaye platformuyuz.

Salgın öncesinde 2020 yılı genelinde %3,5 oranında büyümesi beklenen küresel ekonominin, güncel tahminlere göre bu dönemde %4,5 - %5,0 bandında küçüldüğü tahmin ediliyor.

Ülkemiz ise bu zorlu süreci en az hafif hasarla atlatan ülkelerin başında yer almaktadır.

Bilindiği üzere 2020 yılının son çeyreğinde %5,9 oranında büyüyen Türkiye ekonomisi, bu dönemde G20 ülkeleri içerisinde Çin’in ardından en çok büyüme kaydeden ülke olmuştur. 2020 yılı genelinde ise %1,8 oranında büyüyen Türkiye ekonomisi, yılın başında kendisine yönelik küçülme tahminleri yapan bütün uluslararası kuruluşları şaşırtan bir performans sergilemiştir. 2021 ilk çeyreğindeki büyüme tahminimiz ise %5,5-6 oranındadır.

Elbette bu performans bizim için şaşırtıcı olmadı. Zira MÜSİAD olarak Türkiye’nin, mevcut imalat potansiyeli ve esnek üretim kapasitesiyle, muadili olan diğer ülkelerle kıyaslandığında ciddi bir avantaja sahip olduğunu, her fırsatta dile getirmiştik.

ÜÇÜNCÜ DALGAYA KARŞI STOKLARIMIZI ARTIRMALIYIZ

Ancak burada yine belirleyici faktör pandeminin seyri ve aşı çalışmalarının verimliliğidir. Zira bir üçüncü dalga ile karşı karşıya kalmamız halinde yeniden yaşayacağımız muhtemel sermaye kaybının telafisi için aynen Çin’in yaptığı gibi belli bölgelerde dur durak bilmeden üretime devam etmeli ve stoklarımızı artırma yoluna gitmeliyiz.

Bu da elbette güvenli ve her aşaması düşünülmüş üretim üsleri kurmak mantığından geçmektedir. Ayrıntılarına birazdan değineceğim bu modelde temel amacımız Çin’in yaptığı stratejiyi ülkemiz şartlarında daha da gelişmiş koşullar ve insanı-doğayı önceleyen bir mantıkla geliştirmektir,

Tazelenme sürecinin şubelerdeki entegrasyonu yeni yönetim döneminde hızlıca tamamlanıp sizlerin şehrinizdeki kaynak ve sektörel yapıların çeşitliğine bağlı olacak şekilde komiteler kurulacaktır. Proje bazlı yeni yapımız sayesinde hepinizin her bir üyemizin kendi firması ya da bireysel çalışması şeklindeki projeleri artık genel merkez ile doğrudan bağlantılı bir şekilde çalıştırılacak ve güçlü ortaklıklar sağlanarak büyük projelere dönüştürülecektir.

İthalata olan bağımlılığımızı azaltacak her türlü üretim ve yatırım planı ve bunlara uygun projeler inanın bizi geleceğin Türkiye’sine taşıyacak yegane güç olacaktır. Türkiye’de sanayicilerimiz bu dönemde oldukça büyük bir yatırım hevesi içindeler. Sadece büyük işletmeler değil KOBİ yapılar da büyümek ve yatırım yapmak adına oldukça ısrarlı ve iştahlılar. Bu durumu ivedilikle avantaja çevirmeliyiz. MÜSİAD’taki görevim gereği sürekli sahadayım ve Anadolu’yu geziyorum. Sadece büyükşehirlerde değil Anadolu’nun her yerinde üretici, yatırım adına uygun bir finansal yapı ile buluştuğu takdirde hakikaten yeni bir başarı hikâyesi yazmaya hazır. Ancak burada bazı sorunlar var elbette. Özellikle firmaların, iç piyasada döviz avantajı sebebiyle ihracata yönelmeleri ve iç piyasaya daha kısıtlı mal vermeleri. Burada asıl yapılması gereken özellikle stratejik sektörlerde bilhassa hammaddeler konusunda üretimin artırılmasıdır. Uzun vadede firmaların ithalat stratejilerini revize etmeleri yani aslında hammadde üretimine yatırım yapmalarıdır.

Ayrıca COVID süreci tamamen bitse bile bizi bekleyen iki büyük sorun daha var: İklim değişikliği ve biyolojik terör . Dolayısıyla bu süreçte her ülke mecburen kendi yedek planlarını yapmakta. Üretimden tutun da güvenliğe kadar her alanda olası bir tekrarın önlemleri alınacaktır. Söz konusu avantajı bütün parametreleriyle birlikte sahaya yansıtabilmemiz için, Covid-19’un getirdiği orta ve uzun vadeli dönüşüm sürecine imalat sanayiini çok iyi hazırlamalıyız. Zira önümüzde Ar-Ge ve yenilikçilik kapasitemiz ve iş gücü yetkinliklerimizi geliştirmek için kullanarak uzun vadede küresel ekonomide ciddi bir sıçrama yapabileceğimiz bir fırsat alanı bulunmaktadır.

Bakınız tesadüf eseri değil, bugünleri çok iyi analiz ederek ve gerçek manada stratejik bir yol haritası çıkararak bundan iki sene evvel başlattığımız tazelenme sürecimizdeki komitelerimizin isimlerini şimdi bir kez daha okuyunuz. 2018 yılında çizilen hattın 2023-2030’a kadar giden bir yolu nasıl tasarladığını göreceksiniz. Biz bu vizyonu kimse görmeden evvel seneler evvel ortaya koyduk. Bizim seneler evvel planlayıp kurduğumuz komiteler, bugünün değil yarının ekonomik stratejilerinde birer madde olarak sayılmaktadır. Biz bunları evvelden gördük elhamdülillah.

Örneğin Akıllı şehirler ve şehir ekonomileri komitesi dedik, bizden sonra Cumhurbaşkanlığı düzeyinde politika haline geldi, 11 Kalkınma planına işlendi. hatta şehirlerin eşleştirilmesi adına AB çapında başlatılan projeler bizim bu hususta ne denli haklı ve öngörülü olduğumuzu gösterdi. Gastro-ekonomi kelimesini biz kullandığımızda ülkemizde henüz çok nadir ve kısıtlı bir kesimin uhtesinde kısıtlı çalışmalar olarak yapılıyordu. Bugün neredeyse her yerde turizmin ve ülke kalkınmasının temel çıkış noktası haline geldi. Yine aynı şekilde turizminde yeni kaynaklar ve yatırımlar dedik, turizm salt yaz turizminden çıkarak bambaşka alanlara yöneldi. Kırsal kalkınma komitemizi kurduk ve orada birazdan çok daha ayrıntılı bahsedeceğim Akıllı Kırkentler Projesi ile Bakanlığımızın yıllık planlamalarına destek verdik. Birleşme ve devralmalar, İhracat Eşleştirme…

Şimdi ise bambaşka bir proje ile bir kez daha ülkemizin kalkınmasına el vermek adına sizlere yakında ayrıntılarını duyuracağımız bir ilke daha imza atacağız. Bu proje ile ülkemizin topyekun kalkınmasına ve her şehrimizin bu kalkınma hareketine kendi varlıkları ile katkıda bulunmasına imkan vereceğiz inşallah. Bu çalışmaya “Şehirleri Özgün Değerleriyle Kalkındırma” adını verdik. Yani dünya muadilleri ile kıyaslayarak kendi varlıklarını değerleme kriterleri belirleme ve şehir eşleştirme. İşte bu noktada kıyas kriterlerinden en önemli olanı o şehrin sahip olduğu firma gücüdür. Doğru bir sanayileştirme politikası belirlemek aslında, şehir ekonomileri oluşturmak için bu ekonomiyi ayakta tutacak gelecek vadeden firmaları bulmak, desteklemek, ölçeklerini büyütmek, sermaye güçlerini artırmak ve yerli-milli üretim hamlesini hem şehirleri markalaştırmak hem de firmaları güçlendirmek şeklinde yapmaktan geçer. Ben buna Sanayileştirmenin icrası için şehir ekonomilerini çalıştırmak diyorum.

BİZLER CESUR İNSANLARIZ

Ekonomik olarak sıkıntılı geçen 2020 yılında, Türkiye’nin en önemli fuarlarından birini gerçekleştirdik.

Pandemi sonrasında yapılan en büyük fuar olan, hem katılımcı hem ziyaretçilerden yoğun ilgi gören MÜSİAD EXPO 2020’yi geniş bir katılımla gerçekleştirdik ve başarıyla tamamladık.

4 gün süren fuara Avrupa, Asya-Pasifik, Avrasya, Afrika ve MENA ülkeleri başta olmak üzere, 102 ülkeden 15 bine yakın ziyaretçi katıldı..

YEPYENİ BİR YAPILANDIRMA HAREKETİ

Yol arkadaşlarımıza, Türkiye’de 89 nokta ve dünyada 95 ülkede 225 irtibat noktamızla destek oluyoruz. Ve şimdi onları güçlü bir ticaret ve yatırım ağıyla birleştirmek için yepyeni bir yapılandırma hareketini başlatmaktayız.

Sağladığı 2 milyon kişilik istihdam ile Türkiye ekonomisine ve milletine faydalı olmak için her gün daha fazla çalışan bu değerli yapıyı bizler, her bir üyemizle bu noktaya getirdik.

Bunu, kurum kültürümüz, bilgi birikimimiz ve teşkilatımızdan aldığımız güçle yapıyoruz.

Sizler aracılığıyla yurt içi ve yurt dışı bölgelerden edindiğimiz bilgileri işleyerek, önemli bir veri tabanı oluşturuyoruz. Bunun sonucu olarak da iş dünyasına, tüm riskleri, fırsatları ve güncel sorunları ortaya koyan bir tablo sunuyoruz.

Bildiğiniz üzere, yeni dünya sistemine önceden hazırlık yapmak amacıyla tazelenme sürecimizi başlattık.

Yapmayı planladığımız ve vaat ettiğimiz neredeyse tüm açılımları tazelenme sürecimiz çerçevesinde yerine getirdik. Şimdi geniş çaplı projelerimizle bu sürecin meyvelerini topluyoruz.

MÜSİAD olarak, ülke ekonomisine yapılan katkıyı artırmaya ve üyelerimiz arasındaki ortaklık kültürünü geliştirmeye yönelik projeler geliştiriyoruz.

Bu amaçla tazelenme sürecinde kurduğumuz MÜSİAD MECLİS çatısı altındaki toplam 23 komitemiz kendi tematik ya da sektörel alanlarına uyumlu projeler ile Anadolu’daki potansiyel yatırımcı ve sanayicileri belli projeler etrafında toplamaya başladılar.

Bu projeler, Anadolu’daki sermaye gücünü, projelere yatırım yapmak veya ortak olmak adına teşvik etmeye başladı.

Örneğin Yatırım ve Üretim Üsleri Projemiz ile dar alanlarda üretim yapmakta zorlanan ve bu nedenle ölçek büyüklüğüne erişemeyen küçük ölçekli firmalarımıza tüm ihtiyaçlarının aynı ortamda karşılanacağı bir yaşam ve üretim bölgeleri inşa ederek onları zamanla OSB’lere geçmeye hazır ve kurumsallaşmış firmalar haline getirecek bir model oluşturduk. Bu modelin ilk prototipini tamamladık, ikincisinin de inşasına yakında başlıyoruz..

Dünyada ilk on ekonomi arasına girmek için ve her koşulda tekrarlaması muhtemel salgınlar ve afetler için üretim üsleri kurmak zorundayız. Üretim üsleri kurarak, salgın ya da ağır afet durumlarında firmaları, çalışanları ve üretimi korumak, tam kapanma olmadan devam ettirmek mümkün olur.

Biz bu modele kısaca KOBİ KULUÇKA MERKEZLERİ adını verdik. KOBİ’lerin eğitimden barınmaya, sosyal aktivitelerden sanat ortamlarına kadar tüm ihtiyaçlarının aynı yaşam alanında karşılandığı bu model, hem emekçilerimiz hem de üreticilerimiz ve aileleri için güvenli bir üretim ve yaşam alanı oluşturmayı amaçlıyor.

Bu projemiz de merkezden planlanıp Anadolu’ya doğru aktarılan çalışmalarımızdan biri oldu. Aynı zamanda bu projemiz YOİKK kapsamında SBB tarafından devlet himayesi altında proje olarak tescillendi.

Aynı şekilde Akıllı Tarım Kentler Projemiz ile kırsal kalkınmayı teşvik etmek ve bu şekilde tersine göçü desteklemek ve homojen bir nüfus yapısına kavuşmak adına bir girişim başlattık.

Bunu bir model olarak Tarım ve Orman Bakanlığı’na sunduk.

Akıllı Tarım Kentler Modeli ile büyük şehirlere sıkışan nüfusu ve özellikle kadın ve genç girişimleri hedef alan imkânlarıyla, kırsal yaşamı özendirme ve kırsal kalkınmayı destekleme inisiyatifi geliştirdik.

Bugün Anadolu’daki pek çok üyemiz bu inisiyatifi kendi bölgelerinde uygulamak üzere hazırlık çalışmaları yapmaktadırlar.

Bunlar gibi daha pek çok projemiz komitelerimiz tarafından üretilip tabana yayıldılar.

Gastro-ekonomi ve Türk Mutfak Sanatları üzerinden Şehirleri Gastro-Turizm alanında markalaştırmak, Karavan Turizmi, Sahra Hastaneleri gibi yapıları çoklu ortaklıklar üzerinden kurmak, ikinci el araç piyasasında güvenli alım platformu oluşturmak, gayrimenkul güvenli alım-satım platformu oluşturmak, 2023 hedefleri doğrultusunda 20 yer 23 lokasyonda seçili KOBİ’leri büyüterek Türkiye ve Dünya Markası haline getirmek. Bu ve bunun gibi birçok proje MÜSİAD’ın tazelenme serüveninin meyveleri oldu.

Bizler, birçoğunuzun şahit olduğu üzere çalışmalarımıza aralıksız devam ediyoruz ve edeceğiz. Projeler geliştirmeye, ülkemize, milletimize, doğduğumuz topraklara hizmet etmeyi sürdüreceğiz.

MÜSİAD olarak, kurucularımızın ideallerine ve bu hedeflerimize sahip çıkarken, diğer yandan MÜSİAD geleneğini de sürdürüyoruz.

Bu geleneğin en güzel uygulamalarından biri olan Karz-ı Hasen Sandığı’mız, üyelerimizin teveccühü ile yaralara merhem oluyor, kardeşlik kültürünü güçlendirerek yeni nesillere aktarmamızı sağlıyor.

Diğer yandan, başka bir kadim geleneğimiz olan “Zimem Defteri” uygulamasını da, başta genel merkez olmak üzere tüm şube üyelerimizin destek ve katkılarıyla sürdürüyoruz.

MÜSİAD bir aile, bir yuva, bir okuldur. Burada hepimiz aynı şuur ve aynı davanın neferi olmanın verdiği gururla yürür ve zamanı geldiğinde bayrağı bizden sonraki kardeşlerimize devrederiz. Bu kural herkes için kadimdir. MÜSİAD’ı özgün kılan budur. Bu maksatla şubemizin Genel Kurulunda bulunmak beni ziyadesiyle mutlu etmektedir. Sözlerimi burada tamamlarken, MÜSİAD Mardin Genel Kurulu’nun hayırlar getirmesini ve şubemizin, iş dünyamıza yaptığı katkılarının artarak sürmesini temenni ediyorum.

Şube başkanımıza, yönetim kuruluna, MÜSİAD Kadın Komitesi’ne, Genç MÜSİAD’lı kardeşlerimize başarılar diliyorum. MÜSİAD Yerel Üst Kurulu Başkanımız Ahmet Bey’e ve yerel ilişkiler komitemize, ayrıca üretim ve ticaret üst kurul başkanımız Oktay Bey’e, profesyonel kadromuza ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.”

Konuşmalarından sonra MÜSİAD Mardin Başkanı Mehmet İleriye ünlü ressam İsmet Yedikardeş bir tablosunu hediye etti. Görev alan dernekte ayrıca plaketlerle ödüllendirdiler.

Konuşmalardan sonra yapılan oylamalarda MÜSİAD’ın tüm çalışmaları oy birliğiyle kabul edildi. Tek liste ile gidilen seçimlerde Mehmet İleri yeniden başkan seçildi.

İLKHABER GAZETESİ

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER