banner6

İncefikir; “Ciddi bir kuraklık ile karşı karşıyayız”

Bir yandan artan dünya nüfusu ile birlikte gıda ihtiyacı da artarken, öte yandna ise küresel ısınma, su kaynaklarının kıtlığı, tarım arazilerinin amaç dışı kullanılması ile tarım alanlarında ciddi oranda azalmasıyla tarımın önemi bir kez daha ortaya çıkıyor.

İncefikir;  “Ciddi bir kuraklık ile karşı karşıyayız”

Serhat ŞANLI

ADANA (İLKHABER) – Bir yandan artan dünya nüfusu ile birlikte gıda ihtiyacı da artarken, öte yandna ise küresel ısınma, su kaynaklarının kıtlığı, tarım arazilerinin amaç dışı kullanılması ile tarım alanlarında ciddi oranda azalmasıyla tarımın önemi bir kez daha ortaya çıkıyor.

Özellikle son birkaç yıldır dünyanın dört bir yanında küresel ısınmanın getirdiği sonuçların bariz bir şekilde yaşanmasıyla insanoğlu yeni çözümler arayışına girmeye başladı. Bu yıl ülkemizde de ciddi yaşanan meteorolojik kuraklık, zamanında yeterli yağışların olmaması, zamansız yağan yağmurlar, fırtınalar, sel sonuçları doğurmaya başladı. Tüm bu değişim beraberinde tarımda rekolte düşüşlerine neden olmasının yanında bazı türlerin ise neredeyse yetiştirilememesi sonucunu doğuruyor.

Gazetemize kuraklığın tarımda etkileri üzerine konuşan Seyhan Ziraat Odası Yönetim Kurulu Üyesi Cahit İncefikir, son yıllarda yaşanan kuraklığa dikkat çekerek, “Son 20-25 yıldır küresel iklim değişikliği konusunda bilim adamları uyarıda bulunuyor ancak maalesef yapılan bir şey yok. Şimdi ise onun ciddi sorunlarını yaşıyoruz.

Örneğiz ülkemizde Meteoroloji tarafından açıklanan 2021 İlkbahar Mevsimi Yağış Değerlendirmesine göre; 2021 yılı ilkbahar mevsimi yağışı 131.3 mm, normali (1981-2010) 168.0 mm ve geçen yıl ilkbahar mevsimi yağışı 185.7 mm olarak görüldü. Mevsim yağışları normaline göre yüzde 22, geçen yıl yağışlarına göre ise yüzde 29 azalma olduğu gözlendiği belirtildi.

Bölge bazında Marmara ve Karadeniz Bölgesi haricindeki diğer bölgelerde mevsim yağışlarında azalma gözlendiği dikkat çekerken, en fazla azalma yüzde 54 ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde gerçekleşti. İller bazında bakıldığında da en fazla yağış 311 mm ile Düzce’de gerçekleşirken aynı zamanda Düzce son 50 yılın en yüksek ilkbahar yağışını aldı. En az yağış ise 59 mm ile Şanlıurfa’da olduğu kayıtlara geçti. Ayrıca Burdur, Şanlıurfa ve Mardin son 50 yılın en düşük 2. ilkbahar yağışını alan iller olarak dikkat çekmekte.. Bu şimdi gözüken. Peki! Önümüzdeki yıllarda bizi neler bekliyor biliyor muyuz? ” dedi.

Ülkemizin küresel ısınmanın muhtemel etkileri açısından, risk grubu ülkeler arasında yer aldığınına dikkat çeken İncefikir, ”Tarım sektöründe kuraklığın anlamı, diğer sektörlerden daha farklıdır. Çünkü bitkiler için yıl içerisinde yağan toplam yağıştan çok, büyüme dönemlerinde bitki kök bölgesinde var olan su daha önemlidir. Dolayısı ile bitkilerin çıkış ve gelişme döneminde ihtiyaç duydukları suyun toprakta bulunamaması, tarımsal kuraklık olarak adlandırılır.

Ülkemizin, küresel ısınmanın muhtemel etkileri açısından, risk grubu ülkeler arasında yer aldığı, gelecekte özellikle Akdeniz ve İç Anadolu bölgelerimizin iklim değişikliğinden daha çok etkileneceği tahmin edilmektedir.” Diye konuştu.

İncefikir, “Tarımsal kuraklığın olumsuz etkilerini azaltmak, kuraklık olmadan önceki dönemlerde alınacak tedbirler ve kuraklığın yaşandığı dönemlerde yapılacak doğru planlamalarla mümkündür. Bu nedenle, kuraklıktan önceki dönemde alınacak tedbirler ve kuraklık yaşanırken atılacak adımlar ayrı ayrı planlanmalıdır. Yağışların devamlılığını sağlayarak, su arzını artırmak elimizde olmasa da kuraklıktan kaynaklanan olumsuz etkileri azaltmak elimizdedir.

Türkiye’de bazı yıllarda yıllık buğday üretim miktarları ülke ihtiyacının üstünde olurken bazı yıllarda ise ülke ihtiyacını karşılayamamaktadır. Bunun nedeni ise tarım faaliyetleri ile iklim arasındaki sıkı ilişkidir” ifadelerine yer verdi.

Tarımda suyun önemine dikkat çeken, Seyhan Ziraat Odası Yönetim Kurulu Üyesi Cahit İncefikir şu bilgilere yer verdi;

“Suya en çok gereksinim duyan sektör tarımdır. Tarıma harcanan suyun büyük bir bölümü sulama tekniğindeki aksaklıklardan dolayı boşa gitmektedir. Sulamada, geleneksel yöntemler yerine modern yöntemler kullanılmalıdır.

Günümüzde çiftçilerin büyük bir bölümü tarlaya su basarak, ya da suyu paralel hendeklerden akıtarak sulamakta ve suya yön vermek için yerçekiminden yaralanmaktadır. Bu durumda bitkiler suyun çok azını emmekte geri kalanı ise toprağa karışmaktadır. Bu uygulama birçok yerde suyun boşa gitmesine ve kirlenmesine yol açmaktadır.

Aynı zamanda toprağın aşınma, suyla dolma ve tuzlanması sonucunda verimini yitirmesine de neden olmaktadır. Günümüzde su gereksinimini neredeyse yarıya indiren çok daha verimli ve çevreye çok daha az zarar veren yöntemler bulunmaktadır. Sulama tekniklerinden en verimli olanı yağmurlama ve damlatmalı sulama sistemidir. Yağmurlama veya damlatmalı sulama sistemi, su kullanımını yüzde 70 azaltırken, ürün miktarını ise yüzde 90 artırmaktadır. Ancak bu sistemlerden ülkemizde çok az faydalanılmaktadır.

Nüfus durmadan artıyor. 2050 yılında dünya nüfusunun 9 milyara ulaşacağı öngörülür ancak bence daha fazla artacaktır. Artan bu nüfusu beslemek için dünya gıda üretiminin paralel artması gerekiyor. Ayrıca toplam arazi kaynağının yüzde 33’ü erozyon, tuzlulaşma, sıkışma, asitleşme ve kirlenme gibi sorunlardan dolayı orta ve yüksek düzeyde tahribata uğramış bir gezegende bu performansın nasıl sağlanacağı da soru işareti..

Yıllardır uzmanlar, bilim adamları, fosil yakıtlar kullanılmaya başladığı dönemden günümüze, atmosferde yaptığı değişimi anlatıyor, buna ormanların tahribi ile ormanların bozulumu, çeşitli sanayi uygulamaları gibi insan etkileriyle atmosfere salınan sera gazlarının yer küre sıcaklığının artışına dikkat çekiyor.

Ancak yapılan bir şey yok. Toplantılar yapılıyor, açıklamalar vs… ancak yine aynı. Artık iş ciddi.. Gezegenimizde yaşayan herkes bu iş için elinden geleni yapmalı.. Çünkü bu hepimizin sorumluluğunda..

Tarımda arazi tahribatının tersine çevrilmesinin öneminin her geçen gün arttığının farkındayız ve çölleşme, arazi bozulumu ve kuraklık sorunları dikkate alınarak kalıcı çözümler bulunmalıdır. Bu küresel olarak düşünülmeli ve acilen hayata geçirilmelidir.

Sürdürülebilir arazi/toprak yönetimi, sürdürülebilir toprak ekosistem bağıntıları ve hizmetleri, arazi bozulumunun azaltılması/dengelenmesi, bozulmuş alanların geri kazanımı ile gelecek kuşaklar için arazi kaynaklarının güvence altına alınması son derece önemlidir.

Tarımsal üretimi tehdit eden ve günümüzde etkileri giderek daha şiddetli bir şekilde hissedilen iklim değişikliğinin etkilerini azaltmak ve tarımsal gıda üretiminin çevresel sürdürülebilirliğini güvence altına almak için küresel ve ulusal düzeylerde eylemle planları hayata geçirilmelidir. Söylem değil, icraat önemli hem de acilen..”

İLKHABER GAZETESİ

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER