Görülen Rüya'ya itibar edip amel etmek gerekir mi?

Görülen Rüya'ya itibar edip amel etmek gerekir  mi?

       Görülen rüyalara itibar edip onlardan bir anlam çıkarmaya çalışmanın bir manası yoktur. Zira rüya her ne kadar peygamberlerin vahiy aldığı yollardan birisi de olsa biz normal insanlara için bir rüyadan öte değildir. Dolayısyla rüya ile amel edilmez. Yani rüya da gördüğümüz hayır ya da şer ile ilgili amel edilmez.     

      Sevgili Peygamberimiz rüya ile ilgili olarak şöyle buyurur: “ Rüya tabir edilinceye kadar tek ayağı üzerinde duran kuş gibidir.Tabir edildikten sonra iki ayağı üzerine düşer" buyurmuştur.Yani tabir edilmeyen rüya olduğu haliyle kalır,Tabir edilikten sonra ise iki ayağı üzerine düşer yani yorumlandığı şekilde gerçekleşir.”

      Ancak şu da unutulmamalıdır ki her zaman kötü görülen rüya kötüye, güzel rüya da iyiye işaret etmez tam tersi de olabilir.

       Fakat yine de iyi rüya gördüğümüzde iyilikerimizi, amellerimizi artırmalı ve bunun için de Allah’a ham edip imkan varsa sadaka vermeli. Ancak kötü rüya gördüğümüzde de ibadetlerimizi, yaşantımızı, ahlakımızı beşeri ilişkilerimizi ve benzeri durumları bir gözden geçirmeli varsa bir eksiğimiz ya da kusurumuz tamir etmeliyiz.

 

Cem’l’- Kur’an ne demektir?

      Kur'ân'ın toplanması, mushaf hâline getirilmesi demektir. Hz. Peygamber 'e inen âyetler; ince ve yassı taşlara, kaburga kemiklerine, derilere, kağıtlara, hurma dallarına vb. şeylere yazılıyor ve muhafaza ediliyordu. Âyetler, inmeye devam ettiği için Peygamberin sağlığında Kur'ân, mushaf haline getirilmemişti.

      Hz Peygamber'in vefatından altı ay sonra, Yemâme savaşında birçok hâfızın şehit olması üzerine Hz. Ömer'in teşvikiyle Halife Hz. Ebû Bekir, Kur'ân-ı mushaf haline getirme kararı aldı ve bu görevi, Peygamberin Kur'ân'ı vahiy meleği Cebrail'e son okuyuşunda hazır bulunan, vahiy kâtibi ve hâfız olan Zeyd ibn Sabit'e verdi. Zeyd, titiz bir çalışma ile Kur'ân'ı mushaf haline getirdi ve halifeye teslim etti.

       Bu mushaf, Hz. Osman zamanında yine Zeyd ibn Sabit'in başkanlığında Abdullah ibn Zübeyr, Sâid ibn As ve Abdurrahman ibn Hâris'den oluşan bir komisyon tarafından çoğaltıldı. Yeryüzündeki bütün mushaflar, bu ilk mushafların aynıdır.

 

  Sarhoş kimsenin yaptığı yemin geçerli olur mu?

     Sarhoşluk verici bir maddeyi kullanan kimse o anda aklı başından gitmişse ve ne dediğini bilmeyecek derecede aklı başında değilse, sarhoşluğu geçtiğinde ne dediğini hatırlamıyorsa bu kimsenin yemini yemin kabul edilmez. Yeminin de itibar edilmez.

      Ancak maddeyi kullanmakla beraber aklı başında ise ve ne dediğini gayet iyi biliyor ve hatırlıyorsa bu kimsenin ettiği yemin yemin sayılır. Bu yemini de bozarsa yemin kefareti gerekir.

Namaz hangi durumlarda kazaya kalsa günah olmaz? 
      Namazı bilerek ve dini meşru bir mazeret olmadan kazaya bırakmak günahtır. Ama namaz uykuda ya da unutulduğunda veya kılmasını imkansız hale getiren fiziki şartlardan dolayı kazaya bırakılmışsa bunun  bir günahı yoktur.
     Hanefi, Şafii ve Maliki mezheplerine göre namazı bu şekilde kazaya kalan kimse günahı olmamakla beraber bu namazı kaza etmelidir.

 

Günün Ayeti

İki melek insanın sağında ve solunda oturarak yaptıklarını yazmaktadırlar. İnsan hiçbir şey söylemez ki yanında gözetleyen, yazmaya hazır bir melek bulunmasın”

Kaf, 50/17-18.

 

Günün Hadisi

Halkın arasına girip, sıkıntılara sabreden müminin sevabı, onların arasına girmeyen ve sıkıntılara sabretmeyen müminin sevabından daha fazladır.

İbni Mace, "Fiten", 23.

 

Günün Sözü

Nefse kolay ve tatlı gelen şeyi saadet zannetmemeli, nefse güç ve acı gelenleri de felâket sanmamalıdır.

İmâm-ı Rabbânî

 

Günün Duası

Allah’ım, evimizden, ailemizden ve de iş yerimizden huzuru eksik etme.

 

Bunları biliyor muyuz?

Halvet ne demektir?

     Bir tasavvuf terimi olarak, günahtan korunmak ve daha iyi ibadet edebilmek amacıyla ıssız yerlerde yaşamayı tercih etmek demektir.

 

Günün Nüktesi

Kendimi Sana Feda Ederim...

            Ebu Talip Mekki anlatıyor:

"Allah'a aşık bir veli vardı, bütün malını mülkünü ve canını Allah yoluna adamıştı. Her nesi varsa Allah için harcıyor, geride hiçbir şey bırakmıyordu."

            Kendisine:

“Senin bu muhabbetinin sebebi nedir? diye sorulduğunda;

“İki insan gördüm aralarında konuşuyorlardı. Onlardan işittiğim sözler, beni bu hale sevk etti” dedi.

            Tanıdıkları:

“Ne işittin?” diye sordular.

            Aşık şunları anlattı:

“Sevdiğiyle baş başa kalan birisi sevgilisine:

”Allah’a yemin ederim ki, ben seni bütün kalbimle seviyorum, sen ise benden yüz çeviriyorsun..” dedi.

            Bunun üzerine sevgilisi:

 “Beni gerçekten seviyorsan, benim için ne vereceksin? diye sordu.

O da:

“Sahip olduğum bütün malımı mülkümü sana veririm. Ayrıca son nefesime kadar da hizmetinde bulunur, kendimi sana feda ederim.” dedi.

            İşte o zaman ben:

            “Bir insan kendisi gibi bir insanı bu kadar sever ve her şeyini onun hizmetine feda ederse, ya bir kulun yüce yaratıcısına ve Mabuduna karşı sevgisi nasıl olmalı?” diye düşündüm. Ve ben de her şeyimi yüce Allah’a feda ettim.

 

YORUM EKLE