banner6

Barolar iklim değişikliğine neden olanların karşısında olmalı

Barolar iklim değişikliğine neden olanların karşısında olmalı

(ÖZEL HABER)

Serhat ŞANLI

ADANA (İLKHABER) – Adana Barosu Çevre Komisyonu üyesi ve Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri Gönüllü Avukatı İsmail Hakkı Atal, doğayı kirletici tesislerin halk sağlığı üzerindeki yıkıcı-öldürücü etkisinin yanında iklim değişikliği etkisinin, çevre hakkının birinci kuşak haklar arasında yer alan yaşama hakkının ihlaliyle eşdeğer hale gelmesine neden olduğunu söyledi.

Türkiye Barolar Birliğinin dünya halklarının ve Türk halkının yaşama hakkının ihlaline neden olan/ neden olacak iklim değişikliğini engellemek konusunda yasal, etik, ahlaki, vicdani yükümlülüğü olduğuna değinen Av. Atal, “Savaşlara,  göçlere, kuraklığa  yiyecek stoklarının tehlikeye düşmesine neden olan insan kaynaklı iklim değişikliği insan hakları ihlallerinin asıl nedenidir. Ayrıca iklim değişikliği ile dünya halklarının birincil insan hakkı olan yaşama hakkı arasında açık bir sebep -sonuç ilişkisi bulunmaktadır. Bu meyanda Avukatlık Kanunun 110 maddesinin 17 fıkrasıyla Türkiye Barolar Birliğine yüklenmiş olan görev " insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmaktır” diye konuştu.

Küresel iklim değişikliği hakkında savunma görevi olan dünyanın önde gelen barolarının ve baro birliklerine çağrıda bulunan Türkiye Barolar Birliği, Adana Barosu Çevre Komisyonu üyesi ve Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri Gönüllü Avukatı İsmail Hakkı Atal, şu bilgilere yer verdi;

“Özellikle son yıllarda sık sık dile getirilen küresel ısınma bir gerçek ve bugün gezegen atmosferinin altında canlı yaşamının sürebilmesini sağlayan koşullar ve iklim sistemi fosil yakıt tüketiminin neden olduğu sera gazları nedeniyle büyük değişime uğradı. 

Bilim insanları, endüstri öncesi döneme göre gezegenin ortalama ısısında meydana gelecek 2 C' lik artışın küresel ısınmada geri dönülemez sınır olduğunu tespit ettiler. Yapılan hesaplamalara göre atmosfere 721 milyar ton daha sera gazı saldığımız takdirde sanayi öncesi döneme göre gezegendeki ortalama ısı artışı 2 derecelik geri dönülemez sınırı geçecek.

İklim değişikliğinin geldiği kritik nokta tüm dünyanın ve ülkemizin geleceğini tehdit etmektedir. Max Planck enstitüsünün 2016 Mayıs tarihli çalışmasına göre önümüzdeki bir kaç 10 yıl içinde Kuzey Afrika ve Ortadoğu'da hava sıcaklığı insan organizmasının dayanabileceği sınırların üzerine çıkabileceği için yaklaşık 500 milyon insan Kuzey Afrika ve Ortadoğu'dan göç edebileceği belirtilmektedir. 

‘Bereketli Hilal'de iklim değişikliğinin Suriye iç savaşına etkisi’ isimli akademik çalışmaya göre ise 2006 ile 2009 arasında kırsal alanda yaşayan çiftçiler nüfus iklim değişikliğine bağlı kuraklık nedeniyle tarımsal üretim yapamamış, hayvanları da ölmüş ve kendileri de susuz kalınca yaşadığı şehirlerin varoşlarına göç etmek zorunda kalmış ve arkasından bir kıvılcımla Suriye iç savaşı çıkmıştır. 

Türkiye Barolar Birliğinin dünya halklarının ve Türk halkının yaşama hakkının ihlaline neden olan / neden olacak iklim değişikliğini engellemek konusunda yasal, etik, ahlaki, vicdani yükümlülüğü vardır.

Oysa ki; Türkiye Barolar Birliği birincil görevini görmezden gelmektedir. Türkiye'nin en önemli ve öncü konumda olması gereken meslek örgütünü, iklim değişikliği nedeniyle gelecek nesillerin yaşama hakkının tehlikeye girdiği uygarlık tarihinin en kritik dönemecinde olduğumuz 5-10 yıllık süreçte atıl bırakmaya kimsenin hakkı yoktur. 

Bir sistem karmaşıklaştıkça, daha kompleks bir yapıya ulaştıkça sistemin kırılganlığı artar ve savunmasızlaşır. Büyük ekosistem gezegenin, küreselleşme ve aşırı nüfus artışıyla birlikte kompleksleşmiş ve kırılganlığı artmıştır. 

Kırılganlığı artan gezegende iklim koşulları, insan etkisi-fosil yakıtla zorlanmakta olup, Policene döneminden bu yana (3 ile 5 milyon yıldır) ilk defa 2013 yılında atmosferdeki sera gazı miktarı milyonda 400 parçacığı (400 ppm) geçmiştir. Şu anda ise 417 ppm düzeyindedir. 

İklim felaketlerinin geri dönülemeyecek şekilde şiddetlenmesi ve belki de insanlığın tamamının veya önemli bir bölümünün sonunu getirebilecek süreç için 2 C’lik geri dönülemez sınıra 12 yıldan biraz daha fazla bir zamanımız kalmış olabilir. Permafrostlardan ve okyanus tabanından salımı başlamış olan sera gazlarının ani bir şekilde artması atmosferdeki sera gazı miktarını bir anda 4-5 katına yükseltebilir ve gezegen bir süre sonra buzul çağına girebilir. 

NASA tarafından 2000’li yıllarda güneşte daha az patlamanın gerçekleşmiş olduğunun ve 21. Yüzyılda güneşten dünyaya daha az ısı ulaşmış olduğunun tespitine rağmen, 21 yüzyılın başından itibaren her yıl sıcaklık rekoru kırılması, gezegen üzerinde nefes alacağımız sürenin yaradanın lütfuyla mucizevi şekilde devam ettiğinive acilen fosil yakıt tüketimini sonlandırmazsak insanlığın bir bölümünün sonunun her an gelebileceğini düşündürmektedir. 

2 C’lik geri dönülemez sınırın geçilmesi sonrasında deniz seviyesinin yükselmesi ve deprem –volkan patlaması, kasırga v.s. iklim felaketleri risklerinin nükleer santraller nedeniyle oluşturduğu tehlike gezegendeki tüm insanlığın sonunu getirebilecek potansiyele sahiptir. 

Dünyadaki tüm nükleer mevzuatının kazasızlık ihtimali üzerine yapılandırıldığını, oysaki iklim değişikliğinin çalıştırdığı pozitif geri besleme sistemlerinin etkisiyle gezegendeki tüm nükleer santrallerin depremler, kasırgalar, tsunamiler, deniz seviyesinin yükselmesi, volkan patlamaları tehdidi altında olması göstermektedir ki; iklim değişikliğinin nükleer santraller üzerinden yarattığı tehlike katastrofik boyuttadır. 

İklim sistemi tamamen karmaşık ve doğrusal olmayan bir sistemdir. İçinde birçok pozitif geri besleme sistemi, gizli eşik noktaları ( thresholds ) ve geri dönülemez devrilme noktaları (tipping points) bulundurmaktadır. Bu karmaşık yapı iklim sisteminin ve iklim değişikliğinin anlaşılmasında büyük sorun olmaktadır.  İnsanlığın, politikacıların ve yargıçların büyük çoğunluğu, 2 C'lik geri dönülemez sınıra ne kadar az zamanımız kaldığını anlamakta güçlük çekmekte; insanlığın ve politikacıların büyük çoğunluğu 10'larca yılımız daha olduğunu varsayarak sorunun çözümünü ötelemektedirler.  

İklim değişikliği bölgesel değil, küresel bir sorundur. Ulusal hükümetler küresel iklim değişikliği sorununa çözüm getirmekte isteksiz davranmakta, ulusal yargı makamları ise yetersiz kalmaktadırlar. Ulusal hükümetler gelir düzeyi düşen ve nüfusu katlanarak artan halklarının beklentilerine bağlı olarak kısa vadeli ve yenilenebilir enerji yerine fosil yakıta bağlı ekonomik büyüme hedefli politikalar uygulamaktadır. 

Bu kısır döngü iklim değişikliğini beslemektedir. Halkların kısa vadeli beklentilerini besleyen bir sebep-sonuç ilişkisi içinde işbaşına gelen politikacılar küresel iklim değişikliği sorununa çözüm getirebilecek yeterlilikte değildir. Ulusal yargı organlarının ise küresel bir soruna karşı verdiği bölgesel kararlar yeterli, bütünsel ve homojen bir sonuç doğurmamaktadır.  

Bu nedenlerle KÜRESEL SORUNA KÜRESEL BİR ÇÖZÜM ÜRETMEKTEN BAŞKA ÇAREMİZ YOKTUR. İklim değişikliği ve fosil yakıt arasındaki sebep sonuç ilişkisini  "insanlığa karşı suç - ekosid suçu" olarak değerlendirilmesi ve UCM Savcılık Ofisinin 2016 Eylül ayında yayınladığı politika belgesi ( policy paper ) doğrultusunda Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Çevre -iklim suçlarını "insanlığa karşı suç " kapsamında yargılamasıdır.

Bilimsel delilleri ve UCM Roma Statüsü kapsamında hukuksal dayanaklarını belirttiğimiz ‘İklim Değişikliğine Neden Olma”nın Uluslararası Ceza Mahkemesinde “insanlığa karşı suç “ kapsamına alınarak yargılanması gerekliliği üzerine, dünyanın önde gelen Barolarının ve Baro Birliklerinin katılacağı uluslararası çalıştaylar düzenlenmeli ve biran önce çözüm bulunmalıdır”

İLKHABER GAZETESİ

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER