banner6

Dr. M. Zeki Uyanık: Vefa yaşanmışlıkları unutmamak insanları hatırlamaktır

Çukurova İlçe Müftülüğü tarafından düzenlenen 2021 Yılı "Camiler ve Din Görevlileri Haftası" programında konuşan Mersin Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Dekan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi M. Zeki Uyanık, “Vefa; dostluk ve arkadaşlık ilişkilerinde süreklilik sağlamak, arkadaşlığın kıymetini bilmek, sözünde durmak, vaadettiklerini yerine getirmek, ve Tasavvufta, terim anlamında kullanılarak Kulun, Kalu-Bela'da Allah'a verdiği sözü tutmasına denir. Vefa, yaşanmışlıkları unutmamak ve birçok şey paylaştığın insanları hatırlamak demektir. Tersi ''vefasızlık” demektir.” Dedi.

Dr. M. Zeki Uyanık: Vefa yaşanmışlıkları unutmamak insanları hatırlamaktır

Serhat ŞANLI / ÖZEL HABER

ADANA (İLKHABER) – Çukurova İlçe Müftülüğü tarafından düzenlenen 2021 Yılı "Camiler ve Din Görevlileri Haftası" programında konuşan Mersin Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Dekan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi M. Zeki Uyanık, “Vefa; dostluk ve arkadaşlık ilişkilerinde süreklilik sağlamak, arkadaşlığın kıymetini bilmek, sözünde durmak, vaadettiklerini yerine getirmek, ve Tasavvufta, terim anlamında kullanılarak Kulun, Kalu-Bela'da Allah'a verdiği sözü tutmasına denir. Vefa, yaşanmışlıkları unutmamak ve birçok şey paylaştığın insanları hatırlamak demektir. Tersi ''vefasızlık” demektir.” Dedi.

Çukurova İlçe Müftülüğü 2021 Yılı "Camiler ve Din Görevlileri Haftası" çerçevesinde Ramazanoğlu Camii Konferans Salonu’nda program düzenledi. Program çerçevesinde konuşmacı olarak Mersin Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Dekan Yardımcısı Dr. Öğretim Üyesi M. Zeki Uyanık, ‘Cami, Din görevlileri ve Vefa ” konulu konferans verdi.

Türk Dil Kurumuna göre ‘Vefa’ kelimesinin üç farklı anlamı olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi M. Zeki Uyanık, “Birincisi dostluk ve arkadaşlık ilişkilerinde süreklilik sağlamak, arkadaşlığın kıymetini bilmek. İkinci anlamı sözünde durmak, vadettiklerini yerine getirmek, sözüne sadık kalmak ve üçüncü terim anlamı ise Tasavvufta vefa, sözlük anlamında değil terim anlamında kullanılır. Kulun, Kalu-Bela'da Allah'a verdiği sözü tutmasına vefa denir.

Tasavvuf inanışına göre Allah, ‘Ben sizin rabbiniz değil miyim?’ dedi, insanlar da ''Evet'' cevabını verdi. Sûfîler, bezm-i elestte Allah’ın rab olduğunu ikrar etmeyi ahid, bu taahhüde bağlı kalmayı da ahde vefa kabul etmişlerdir (bk. el-A‘râf 7/172)” dedi.

Vefanın, yaşanmışlıkları unutmamak ve birçok şey paylaştığın insanları hatırlamak olduğuna değinen Dr. Öğretim Üyesi M. Zeki Uyanık, “Tersi ise ''vefasızlık” demektir. Sözlerinde duran ve geçmişini unutmayan insanlar içinse ''vefalı'' ya da ''vefakar'' kelimeleri kullanılır. Kur’an’da;  kulluktan, anne babaya saygıya, sözünde durmaya, nimetin kadrini bilmeye, anlaşmalara uymaya kadar vefalı olmayı istemektedir” diye konuştu.

Vefa kelimesinin anlamını verdiği örneklerle açıklayan Mersin Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Dekan Yardımcısı Dr. Öğretim Üyesi M. Zeki Uyanık, konşmasını şöyle sürdürdü;

“Vefa çeşitlerine baktığımızda; Allaha karşı vefa, Peygambere karşı vefa, Ailesine ve Anne babaya karşı vefa, Akrabaya karşı vefa, Arkadaş ve dostlara karşı vefa, İş, ticaret ve muamelat hayatında vefa, Borcuna karşı vefa ile Vatana ve millete karşı vefa (Bizi okuttu, yetiştirdi, himaye etti.)

Allah’a vefa: İnsan,  Rabbini zikrederek ve ibadet ederek hatırlamalıdır. Bunu bilmeye de ''vefa göstermek'' denir. İnsanoğlunun verdiği Allah’a verdiği söz, sıradan bir söz değildir. Yaratıcısına verdiği bir ahittir, bir misaktır. Varoluşumuzun nihai anlamı, verdiğimiz bu ahde sadakatimizde yatmaktadır. Allah’ı tanımak ve verdiğini unutmadan şükretmektir. Hem söz hem fiil ile.

Mümin, her şeyden önce Rabbine karşı hakşinas, kadirbilir ve vefakârdır. Rabbine karşı vefakâr olan, O’nun kullarına karşı da kadirşinas ve vefakâr davranacaktır. Ancak insan, varlıklara karşı vefasızlık Allah’a olan vefayı da gölgeler.

ANNE-BABAYA, DOST ve AKRABAYA VEFA

Dünyaya gelişimizin sebebi olan ana ve babamıza vefa onlara saygı ve ihsanda bulunmadır. "Ey Allah’ın Resulü! Anne- babamın vefatlarından sonra, benim üzerimde bir hakları kaldı mı?" diye soran sahabiye: "Evet, üzerinde (vefa göstermen gereken) dört hakları vardır. Onlara dua etmek ve bağışlanmalarını dilemek, Yaptıkları vasiyetleri yerine getirmek, Onlar yoluyla sana akraba olan kişilerle akrabalık bağlarını koparmamak, Dost ve arkadaşlarına ikramda kusur etmemek." (Tirmizî, Birr, 5)

Hz. Peygamber her alanda insanlara örnek bir şahsiyettir. “Allah resulünde sizin için güzel örnekler vardır.” (Ahzab, 33/21.) vefakârlığın en güzel örneklerini de Hz. Peygamberde görmekteyiz.  Hz. Peygamber, dadısı Ümmü Eymen’i, ücret karşılığı da olsa yıllarca kendisine bakan sütannesi Halime’yi, sütkardeşi Şeyma’yı, çocukluğunu yanında geçirdiği amcası Ebu Talib’in hanımı Fatıma’yı ömrü boyunca unutmamış, her fırsatta onlarla ilgilenmiş, onlara gereken saygı, şefkat ve merhameti göstermiştir.

Mekke müşriklerinin zulmünden kaçan Müslümanlara kucak açan Habeş Necâşî’sini daima hayırla yad etmiş, öldüğünde dua etmiş, yıllar sonra oğlu Medine’ye geldiğinde, babasına hürmeten bizzat kendi eliyle ona hizmet etmiştir.

Vefat etmiş olan eşi Hz. Hatice validemizi de hep hayırla anar, hayırla yad ederdi. Hatta onun arkadaşlarına bile saygı gösterir, ikramda bulunurdu. Bir defa yanına gelen bir yaşlı hanıma fazla ikramda bulunmuştu. Bunun sebebini soranlara: “Bu kadın Hatice (r.a.)’nin sağlığında bize gelir giderdi.” diye cevap vermişti.

EŞYAYA VE VARLIKLARA VEFA

İslam bütün varlıklara karşı vefalı olmayı tavsiye eder. Hz. Peygamber sadece insanlara karşı değil, taşa toprağa karşı bile vefayla dopdoluydu. Mekke’yi arzular, Uhud’a uğrar ve sık sık ilk konağı olan Küba’yı ziyaret ederdi. Çünkü orası Mekke’den ayrıldıktan sonra kendisine sinesini açıp, âdeta "bende kalabilirsin" diyen yerdi. Hz. Peygamber, "sen beni misafir ettin, ağırladın" dercesine her cumartesi mutlaka Kuba Mesci- di’ne uğramaya çalışırdı. O, "Biz onu severiz, o da bizi sever" dediği (Buhârî, Zekat, 54; Müslim, Fezail, 11) Uhud dağını da ziyaret ederdi.

Mesnevî Şerhi’nde vefa ile ilgili şöyle bir olay anlatılır: Mervli (Türkmenistan’da/ Asya’da bir Şehir) biri, ticaret için seyahate çıktıkça her defasında Iraklı birine konuk olur, en güzel şekilde ağırlanır, kendisine izzet ve ikramda bulunulur, yer içer, giderken de: ‘Ah sen de bir bize gelsen, biz de seni ağırlasak’ dermiş.

Iraklının da bir sefer yolu Merv’e düşmüş, kendisine devamlı gelip giderek konuk olan ve her defasında davet eden dostunu hatırlamış, doğruca ona gitmiş. Fakat Mervli, Iraklıyı tanımazlıktan gelmiş. Adam ‘her halde beni yolcu elbisemle gördü o yüzden tanımadı’ demiş, külahını, elbisesini çıkarmaya başlamış. Mervli:’Boşuna uğraşma, derini bile yüzsen, ben seni tanımıyorum.” demiş, (Bk. Abdülbâki Gölpınarlı, Mesnevî ve Şerhi, III, 111-112.) “Kim Allah ile ahdine vefa gösterirse, Allah ona büyük bir mükâfat verecektir” (Fetih, 48/0.)

 TARİHTEN BİR YANSIMA ve ADANA HOCALARI

 Fatih Sultan Mehmet, manevi Hocasının (Muslihiddin Mustafa Lakabı ile bilinen Ebu'l Vefâ)  yaşadığı “Fatih, Unkapanı ve Süleymaniye” Bölgesine VEFA ismini vermiştir.

Hademe-i hayrata kendini vakfeden ve ömrünü Kur’an hizmetine adamış hocalarımız (Muzaffer Hoca, Mehmet Arıcı, Mehmet Baysal…) var. Adana’da Cadde, sokak, camii (Mehmet Baysal), Kur’an kursu ya da bir mekâna vefa adına isim verilebilir. Toplumların ve şehirlerin hafızası olur. Bu hafızada bu tarz güzel insanlar olmalı ve kalmalıdır. Mevlana Hazretlerinin şu güzel sözü ile noktalayalım: ‘Ey dost! Sen, gamlar içinde bulunduğun halde neşeli ol; vefasız olan, vefa nedir bilmeyen şu dünyada, sen vefalı ol!”

Programa; Adana İl Müftüsü Dr. Hasan Çınar, İl Müftü Yardımcısı Yusuf Dikmen, İlçe Müftüsü Kadir Demirlek, Kuran Kursu Öğreticileri, Din Görevlileri, Müftülük personeli, Emekli Din Görevlileri ve davetliler katıldı.

İLKHABER GAZETESİ

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER