banner6

İçtiğimiz suya dikkat

Adana’da 160 farklı apartmanın su deposundan alınan su örneklerinin araştırma sonuçları 2 oda temsilcisi ve bir öğretim üyesi tarafından açıklandı:

İçtiğimiz suya dikkat

 

Bayram BULUT

ADANA (İLKHABER)-Adana’da 160 farklı apartman deposundan alınan su örnekleri incelendi. Yapılan incelemede alınan su numunelerinin binalardaki su borularından kaynaklı temiz olmadığı ortaya çıktı.

Konuyla ilgili çalışmalar yapan Makina Mühendisleri Odası Adana Şubesi Başkanı Hasan Emir Kavi, Gıda Mühendisleri Odası Adana Şubesi Şehmus Alparslan ve Adana Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Rozelin Aydın birlikte Çukurova Gazeteciler Cemiyeti’nde ortak basın toplantısı düzenleyerek kentte kullanılan içme suyunun durumu ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. Yapılan araştırma ile ilgili hazırlanan basın metnini okuyan Gıda Mühendisleri Odası Adana Şubesi Şehmus Alparslan, durumun ciddiyetine dikkat çekti.

SU HAKKINDA BİLGİLER VERDİ

İlk olarak suyun önemi hakkında bilgiler veren Başkan Alparslan, suyun, gerek insan yaşamında, gerekse diğer bütün canlıların hatta yeryüzündeki her varlığın yapısında bulunması, yaşamın sürdürülebilmesi için gerekli bütün faktörlerdeki gerekliliği bakımından yaşamın kaynağı olduğunu, uzay araştırmalarında hayatın varlığına dair ön bulgu olarak ilk aranan unsurun“su” olduğuna belirtti. Alparslan dünyadaki suyun yüzde birinden azının kullanılabilir içilebilinecek içme suyu özelliğine sahip olduğunu dile getirdi. Alparsan, Dünyanın yüzde 70`ini kaplayan suyun sadece yüzde 2,53`lük kısmının tatlı su olduğunu ve bu tatlı suyun da sadece  yüzde birinden azının kullanılabilir ve içilebilir özellikte su olduğunu işaret etti.

 SON YILLARDA TÜM DÜNYANIN ÜZERİNDE DURDUĞU EN ÖNEMLİ KONU

Dünya üzerinde 900 milyon kişinin güvenli bir su kaynağına ulaşamadığını ifade eden Alparslan, “Küresel ısınma, artan şehirleşme ve nüfus artışı ile beraber kullanılabilir temiz su kaynaklarının azalması veya tükenmesi son yıllarda tüm dünyanın üzerinde durduğu en önemli konulardan biri haline gelmiştir. Sağlıklı suya olan erişim tüm insanlık için temel bir hak olduğu halde, dünya üzerinde 900 milyon kişinin güvenli bir su kaynağına ulaşamadığı bilinmektedir. Sağlıklı bir su; içerisinde hastalık yapan mikroorganizmaları ve toksik kimyasalları içermeyen bunun yanı sıra gerekli mineralleri bünyesinde bulunduran sudur.” dedi.

GÜVENLİ BİR İÇME SUYU

Küresel düzeyde ortaya çıkan hastalıkların büyük çoğunluğunun güvenli bir içme suyu ve iyi bir sanitasyon olanağı sağlandığında önlenebileceğinin beklendiğini kaydeden Alparslar, “Bu durumda suyun insani amaçlı tüketime sunulmadan önce dezenfekte edilmesi şarttır. Dezenfeksiyon işleminde kullanılan en yaygın yöntem klorlama olmakla beraber çeşitli filtrasyon, çöktürme vb. yöntemler de uygulanmaktadır. Bilindiği gibi İçme ve Kullanma Suyu’nun temini yerel yönetimlerin başlıca görevleri arasındadır. Suyun kaynağında çeşitli yöntemlerle temizlenmesi ve içilebilir kılınması ayrıca uygun hatlar aracılığı ile son tüketim noktasına taşınması yerel yönetimlerin temel görevleri arasındadır. İnsani amaçlı kullanılan suların sağlık açısından herhangi bir risk teşkil etmemesi için belirli kriterlerde olması gereklidir. Ülkemizde konu ile güncel mevzuat 17.02.2005 tarih 25730 Sayılı Resmi Gazete`de yayımlanan İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik`tir.” diye konuştu.

 ÇALIŞMA VE PROJE YÜRÜTÜLDÜ

Adana’da kullanılan içme suyunun durumu ile ilgili TMMOB’ye bağlı Makine Mühendisleri Odası, Gıda Mühendisleri Odası Adana Şubeleri olarak yapılan çalışmayı Adana Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nin yürüttüğü proje sonuçları ile birleştirdiklerini kaydeden Alparslar, “Çatalan barajı kaynaklı şehir şebeke suyundan değişik noktalardan olmak üzere numuneler alınmış ve İl Halk Sağlığı Laboratuarında “Kontrol İzlemesi” analiz planı kapsamında mikrobiyolojik ve kimyasal analizlere tabii tutulmuştur. Analiz sonuçlarına göre ana şebekeden alınan numunelerde bakılan parametreler bakımından herhangi bir olumsuzluk tespit edilememiştir.” şeklinde konuştu.

 SUYUN BİNA İÇİNDEKİ YOLCULUĞU SAHİPSİZ

Suyun bina içindeki yolculuğu sahipsiz kaldığını dile getiren Alparslan, “Proje kapsamında mikrobiyolojik analizi yapılan 160 örnekte yer yer depo giriş, depo çıkış ve 1. katlardan alınan su numunelerinin uygun olmadıklarını gördük. Bu da bize suyun apartmana ulaşırken borulardan kaynaklı bakteriyolojik yükü, deponun temizliğinin-dezenfeksiyonunun yapılmamasından kaynaklı ve hidrofor ile 1. kattaki borulardan kaynaklı problemler olabileceğini göstermiştir. Bununla beraber; şebeke suyu bina girişine kadar güvenli ve sağlıklı bir şekilde getirilse bile suyun bina içindeki yolculuğu sahipsiz kalmaktadır.” ifadelerini kullandı.

İLGİLİ KURUMLARA ÇAĞRI

İlgili kurumlara çağrıda bulunan Alparslan, “17 Şubat 2005 tarih be 25730 sayılı `İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmeliği genelde esas alınsa da yönetmelik içerik anlamında bina içi su depolarının yapısı ve periyodik temizliği kapsayacak yeterlilikte değildir. İlgili kurumların bu konu ile ilgili gerekli mevzuat düzenlemeleri yapmaları gerekmektedir. Ülkemizde bina içi sıklıkla kullanılan depoların başında krom, galvaniz, DKP sac, plastik, beton ve fayans depolar gelmektedir. Sac depolar, ömrü dolmuş galvaniz ve çelik depolarda herhangi bir düzeltici işlem yapılmamakta ve maalesef bu depoların kullanımına devam edilmektedir.” dedi.

ESKİ GÜNEŞ ENERJİSİ DEPOLARINI YENİLEYİN

Eski güneş enerjisi depolarının yenilenmesi ve belli periyotlarda bakım ve temizliklerinin yapılması önem arz ettiğini dile getiren Alparslan, “Bölgemizde yaygın olarak kullanılan Güneş Enerjili Su ısıtma sistemleri her ne kadar içme suyu olarak tüketilmediği varsayılsa da, aslında özellikle kullanım yerlerinde MİX (karıştırıcı) batarya oluşundan kaynaklı farkında olmadan tüketilmektedir. Bu sebeple özellikle eski güneş enerjisi depolarının yenilenmesi ve belli periyotlarda bakım ve temizliklerinin yapılması önem arz etmektedir.” diye konuştu.

BİRÇOK BULAŞICI HASTALIK ETMENİ İÇİN SU EN UYGUN GEÇİŞ YERİDİR

Birçok bulaşıcı hastalık etmeni için suyun en uygun geçiş yeri olduğunu dile getiren Alparslan, “Depolarda bulaşıcı hastalıkların yayılmasına sebep olan patojen mikroorganizmaları ortamdan elemine etmek ve içme sularındaki kötü tat ve kokuya neden olan organik maddeleri ve diğer organizmaları ortamdan uzaklaştırmak için 6 ayda bir depoların temizliğinin ve dezenfeksiyonunun yapılması zaruri bir ihtiyaçtır. Depolarda uzun süre bekletilen şebeke suyunda bulunan klor, aktivitesini yitirmekte, mikroorganizmaların üremesi ve çoğalması için çok elverişli bir ortam oluşmaktadır. Depolar, periyodik olarak sağlık ve hijyen koşullarını sağlayan, Sağlık Bakanlığı`ndan onaylı biyosidal ürünler ile ve yetkilendirilmiş profesyonel ekiplerce temizlenmelidir.

Sonuç olarak; ilimizde her ne kadar şehir şebeke suyunun tüketime uygun olduğu kabul edilse bile, bina içerisinde suyun yolculuğu sahipsiz kalmaktadır. Suyun kaynağından taşınmasına ve tüketilene kadarki süreci bir güvenlik zinciri olarak kabul edersek; bu zincirin, suyun binaya girişi ile koptuğunu ifade etmek yanlış olmayacaktır. Bu durumda ise bir su güvenliğinden söz etmek mümkün olmamaktadır.” ifadelerini kullandı.

 BİNA İÇİ SU KULLANIMININ SAĞLIKLI HALE GETİRİLMESİ

Alparslan sözlerini şöyle tamamladı; “Bir taraftan hayatımızda çok önemli bir yere sahip olan suyun sağlıklı tüketimine dikkat çekmek ve diğer taraftan yerel ve merkezi yönetimleri bina içi su kullanımının sağlıklı hale getirilmesi için görevlerini yapmaya davet etmeyi toplumsal sorumluluğumuz gereği olarak görev bilmekteyiz. Yapılması gereken sorumlu kurum ve kuruluşların bina/ev su depolarının ıslahına yönelik projeler üretmesi, depolarını uygun hale getirmek üzere çaba gösterecek olanların desteklenmesi, rutin depo kontrollerinin yapılması ve depoların ıslahına dönük denetim programlarının başlatılmasıdır.”

 

 

Güncelleme Tarihi: 28 Temmuz 2017, 15:32

ilkhaber


İletişim Hesapları
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER