Usta anlattı çırağı yazdı!

Gazeteci, siyasetçi ve iş adamı Münir Kilimci Mardin’den çıkıp İstanbul’da noktalanan yaşam hikayesini İlkhaber’in Mardin temsilcisi Adnan Avuka’ya aktardı.

Usta anlattı çırağı yazdı!

RÖPORTAJ

      

Adnan AVUKA

MARDİN(İLKHABER) - İstanbul’a ilk geldiği zaman ilkinde Topkapı sanayisinde Resim Matbaası ile iş hayatına başlayan, daha sonra da Beysan Sanayi Sitesi’nde “Resim Ofset” anılarıyla bütünleşen ve yaşayan, benim ustam Süryani Münir Kilimci ile  anlamlı ve güzel bir söyleşi yaptık.

Ustam Münir Kilimci, 1929 yılında Mardin’de doğdu. Genç yaşta Demokrat Parti  ilçe yönetiminde aktif  görev aldı. Süryani cemaatinde önemli görevler yaptı. 1960l’ı yıllarda Mardin’de Yeni Mardin Gazetesini çıkarır. Yanında matbuat işleri ile 7 yıl  gibi bir süre  mürekkepli hurufatlarla  haşir neşir olur. Kalıplar, elle çevirip bastırılan tabldot bir gazete. Kaşe fotoğraf dönemi yani. İlde görev yapan üst düzey yöneticilerinin vesikalık fotoğraflarının kaşelendiği ve her habere aynı fotoğrafın kullanıldığı bir dönemden söz ediyoruz ve bende hatırlıyorum. Gazeteciliğin çok da ayağa düşmediği, politiğe olmadığı dönemler. Biz sorduk Kilimci cevaplandırdı. 

USTANIN YANITLARI                            

Münir Kilimci derinlere dalıyor bir süre. Sonra bir buruk biraz hüzünlü masası üzerinde bulunan sigarayı eline alır ve yakıyor, ben “Ustam lütfen sigarayı bırak artık” diyorum ama nafile ve bana dönerek, “İyi ki bugün sizleri benim karşımda gördüm çok mutlu oldum.” dedi.

Ardından öğrencisi olarak sorularımı sordum, ustam da yanıtlarını sıraladı:

Bakın neler söyledi:

“1960 yılında Yeni Mardin Gazetesi’ni kurdum. O zaman Mardin Sesi, Ulus Gazetesi ve Son Haber gazeteleri çıkıyordu. Ulus CHP yelpazesinde, biraz politikti. Diğer gazeteler memleketin sorunlarıyla ilgileniyordu. Ulus Gazetesi’nin sahibi Sırat Boya idi. Siverekliydi. Biz Mardin Sesi ve Son Haber gazeteleri ile o günkü imkanlar ölçüsünde  yarışıyorduk.”

Baskı durumu nasıldı? Yetiştirebiliyor muydunuz?

“Baskı hurufat dönemi. Tek tek harfleri dizerdik. Kalıplara yerleştirilirdi siyah mürekkebi kaleplere yerleştirirdik ve  5-6 kişi ile çalışıyorduk. Zor bir dönemdi matbaacılık adına, gazetecilik adına. Eleman sıkıntısı vardı. Eleman yetiştirmede zorlanıyorduk. Gerçi şimdi de elaman sıkıntısı ülke genelinde  var. Hala yaşanıyor.”

Muhabirleriniz var mıydı? Haberleri nasıl topluyorlardı?

“Kurumlarla aramız iyiydik. Çevremiz de güzeldi. O zaman bir farklı bir habercilik anlayışı vardı? Yaralamalı trafik  kazası bile çok önemliydi. Yaptığımız her türlü haberlerden zevk alıyorduk. Gazeteyi camekâna astığımızda, gelip geçenler okurdu. Çarşı pazarda dağıtıyorduk. Minik ve atılgan bir gazete satışı yapan oğlumuz kadar sevdiğimiz bir çocuk vardı (Gazeteleri o sıralarda Adnan Avuka yani ben dağıtırdım) dağıtıyordu. O dönemde Ulus ve Mardin Sesi Gazeteleri bizim haberleri kullanıyordu.

Ben genelde şehir haberlerine önem veriyordum. Mardin’de yapılması gerekenleri yazıyorduk. Eksiklikleri yazıyorduk.  Avukat Veysi Muharremoğlu baş yazarımızdı. Yazılarını takip edenler çoktu. Haberler ses getiriyordu. Şimdiki gibi değildi.”

Yöneticilerle diyalogunuz nasıldı?

“Ben kendi adıma söylüyorum, yöneticilerle aram çok iyiydi. Vali, Belediye Başkanı  v diğer kurum amirleriyle samimi görüşmelerimiz vardı.  Biz, sıkıntılı bir dönemdeydik. Su yok, elektrik yok, yol yok. Çok ama çok eksiğimiz vardı. Düşünün gazeteyi basmak için matbaayı elle çeviriyorduk. Elektrik sıkıntısı büyüktü. Biz bu sıkıntıların giderilmesi ile uğraşıyorduk. Sokak lambalarıyla, mahalle aralarındaki çeşmelerle uğraşıyorduk. Bizim hedef kitlemiz bizi bu yöne çeviriyordu.”

Bugünkü Gazeteciliği nasıl görüyorsunuz?

“Gazetecilik kutsal bir meslek, kamuoyu adına, halk adına, hizmetleri sorguluyorsun, araştırıyorsun. Bir o kadar da zevkli  bir iş ve meslek. Ama geriye dönüp baktığımda bugünün gazeteciliği yozlaşmış bir görüntü veriyor. Gazeteci doğruları yansıtmalı, doğruları yazmalı, vatandaşın kafasını bulandıracak habercilikten uzak durmalı. Bu gün yalaka gazetecilik ön plana çıkıyor. Menfaat gazeteciliği,   siyasilerin  güdümünde ve emrinde bir gazetecilik. İnandırıcı özelliğini kaybetti gazeteciler. Güvenilirliklerini kaybetti. Meslek yozlaştı. Yazık oldu. Oysa herkesin doğru habere, tarafsız gazeteciye, olayların üzerine giden gazeteciye bir gün ihtiyacı olacak. Tıpkı  hukuk gibidir gazetecilik.”

Mardin’de o yıllarda gazetecilik  yapmak zor muydu?

“Gazetecilik tarafsız yapılırsa her dönemde zorluğu var, riskleri var. Ama verdiği huzur da var. O dönemlerde yaptığımız haberlerden sıkıntı yaşadığımız olmuştur.”

Bir anınız var mı?

“O dönemin Valisi Bekir Suphi Aktan, şehir merkezinde tuvalet yok. Vali  4-5 gözlü bir tuvalet yaptırır. Ancak bir grup vatandaş tuvaletlere karşı çıkar. Vali ile bir görüşmemizde bu haberi yazmamı ister. Yaptırdığımız tuvaletlerin taşları kıbleye baktığı için bazı vatandaşlar tepki göstermiş. Müftü bey bana durumu izah etti. Bu nasıl bir anlayıştır der. Haber yapın lütfen der. Ben Süryani’yim, Hıristiyan’ım, birlikte yaşadığımız Müslümanların inancına ve görüşüne saygı göstermem gerekir ve bu haberin bana sıkıntı yaratacağını söyledim. O dönemde Milliyet Gazetesinin de Mardin temsilcisiyim. Diyarbakır büro şefi olayı duyar ve haber önemlidir neden yapmadın der. Ben aynı gerekçeleri sıraladım. Haberi yapması durumunda imzamı kullanmamasını rica ettim. İki gün sonra haber milliyette imzam ile gazeteye girer. Tanıdıklar dostlar, sitem eder. Yemin billah haberi yapmadığımı söyledim. Müftü beyi ziyaret edip durumu anlattım. Hoş gör ile karşılandı ama ben bir kaç gün ciddi anlamda tedirgin oldum.”

Yaygın basında çalışınca vatandaşı beklentileri artıyor mu?

“Elbette. Ben Milliyet, Cumhuriyet, Akşam ve Hür vatan gazetelerinin Mardin muhabirliğini de yaptım. Haberler ilk bize gelirdi. O avantajı yıllarca çok iyi kullandık. Hem yöneticiler hem de halk bize farklı bakıyordu.”

İstanbul sevda mı? Yoksa zorunlu mu?

“İstanbul’a geliş zorunluluktan. O Yıllarda dünyada bir göç dalgası yaşandı. İş az, geçim zor, sıkıntılar büyük. Su yok, yol yok, okul yok. Yoklar şehrinde yaşamak hayli zordu. Sanayileşme ile birlikte iş imkanlarının fazla olduğu illere göç başladı. Biz de İstanbul’a  yerleşmeye kararı aldık ve geldik. Bizi buralardaki  sanayi çekti. Geldiğimizde nüfus 500 bindi bugün 20 milyon. İstanbul  ve sanayi çekmeye devam ediyor.”

İstanbul’da matbaacılığa devam..

“Evet.. Bizim en iyi bildiğimiz iş matbaacılıktı. Ama sürekli gelişerek, ortama gelişmelere ayak uydurarak, ihtiyaçlara da cevap vererek devam etti. 1964 yılından bu yana karton ambalaj konusunda müşterilerimize en kaliteli hizmeti vermeyi amaç edinmiş bir aile firmasıdır. Günümüzde, geniş üretim alanı, deneyimli ve uzmanlaşmış çalışanlarıyla Resim Ofset, Türkiye matbaacılık ve ambalaj sektörünün lider firmalarından biri haline gelmiştir. Türkiye'nin kalbi olan İstanbul'un merkezinde kurulu tesisi, ileri teknoloji ürünü makine parkuruyla kapasitesini sürekli arttırarak gelişen öncü bir kuruluş haline geldik. Tabi bu bir çırpıda ve kolay olmadı. Dürüstlükten ve kaliteden ödün vermedik. Sözümüz de durduk. Yapabileceklerimiz en iyi şekilde yapmadık, yapamayacaklarımızı açıkça söyledi.

Bugün gerek yurt içinde ve gerekse yurt dışındaki uluslararası büyük firmaların genel ve lüks ambalaj konularındaki ihtiyaçlarını karşılamaya odaklanmıştır.”

Kaç kişiye istihdam sağladınız? Hala eleman sıkıntısı çekiyor musunuz?

“Gördüğünüz tesiste tamamen ambalaj üretimi üzerine yoğunlaştık. 90’a yakın kişi istihdam ediliyor. Teknikeri, grafikeri, hizmetlisi, ulaşımcısı ile hizmette kalite önceliğimizdir.”

Herkes doktor la da mühendis olmasın.

“Bakın güzel bir noktaya değindiniz. Devlet ya da üniversiteler sanat ve meslek okullarına ağırlık vermeli. Geçmişte yaşadığımız eleman sıkıntısını bugün de yaşıyoruz. Matbaacılıkta Avrupa ülkeleriyle yarışıyoruz. Ama kalifiye eleman noktasında gerideyiz. Matbaacılık, Tekstil alanında  okullar arttırılmalı. Eğitimli elemana ihtiyaç var. Herkes doktor-mühendis- mimar olmasın. Matbaacı olsun, grafiker olsun. Bu konuda devletimizin ve üniversitelerimizin önlem almasını bekliyoruz.

Uzun yıllar Süryani cemaatine büyük hizmetlerde bulundunuz. Mardin’de bir Süryani olmanın ne anlama geldiğini anlatabilir misiniz.

Süryani Cemaati Başkanlığını bir süre yaptım. Cemaat Başkanlığı onurlu bir görev olmakla birlikte fedakârlık isteyen, emek isteyen bir görevdi. Güzel hizmetler verdiğinize inanıyorum. “Benim hizmet anlayışın her alanda aynıdır. Bir işi yapacaksan noksansız, eksiksiz yapacaksın. Mardin de her inançtan insan var. Sıkıntılarımız da, sevinçlerimiz de acılarımız da ortaktı. Hıristiyan olarak yaşadığımız bazı olumsuzlukları, bazı Müslüman aileler de yaşadı.”

Türkiye’de ve yaşadığınız yerde inanç noktasında sıkıntı yaşıyor musunuz?

 “Devletten, hükümetten yaşam ve inanç noktasında hiç bir sıkıntımız yok. Hatta dini bayramlarımızda kilise ve manastırlarımıza, en yüksek düzeyde kutlamalara geliniyor. Bu da bizi mutlu ediyor. İnancımıza şimdiye kadar kimse karışmadı. Vatandaşlık haklarında sıkıntılarımız var.

Vatandaşlık haklarında hangi sıkıntılarınız var? Beklentiniz nedir.

Biz Süryanilerin bir devleti yok. Bizim Devletimiz Türkiye Cumhuriyeti Devletidir.. Burada olmaktan ve yaşamaktan her zaman mutlu olduğumuzu, bağlılığımızı tüm dünya bilmesi gerekir ve gidecek başka bir yerimizin olmadığını gösterdik. Biz her fırsatta azınlık olmadığımız dile getiriyoruz. Buna rağmen devlet bizi azınlık görüyor ve kabul ediyorsa, azınlık muamelesi yapılsın. Vatandaş olarak görüyorsa vatandaşlık haklarımızı kullanmamızı sağlasın.”

Hangi hakları kullanamıyorsunuz?

“Ben bu vatanın bir evladıyım. Ben  niçin polis olamıyorum ben niye subay olamıyorum. Ben bunu soruyorum. Benden şüpheleniyorsan hakkımda gerekli işlemi yap. Ama dürüst bir vatandaş isem bana hakkımı ver. Devlet samimi vatandaşını bilmeli. Ben bu yaşa geldim vatanıma hep sadakatle hizmet  ettim ve etmeye devam edeceğim…

Papazlarımıza, rahiplerimize, Metropolitlere devlet maaş vermeli, kiliselere bütçe ayırmalıdır. Diyanet işleri başkanlığının bütçesinden pay verilmelidir. Biz bu işi cemaat  desteği ile götürüyoruz. Ayinlerden sonra elde tabak dolaşıyoruz yardım toplamaya, dilencilik yapıyoruz. Diğer dinlere mensup, Ermenilerin, Yahudilerin mal varlıkları çok. Biz Süryanilerin mal varlıkları  bu işleri yürütecek kadar değildir. Fakirimiz var, muhtacımız var.

Yıllardın büyük sabırsızlıkla beklenen ve bugün Hükümetimiz  yeni vakıflar kanununu çıkarması bizleri  mutlu etti. Hükümet el konulan malları, Süryani Vakfına ait  Gayrimenkulleri iade etti. Şimdiye kadar bizi rahatsız eden bir durumdu. Vakıf malları kişilerin üzerine yapılıyordu. O kişinin vicdanına kalıyordu. Şimdi direk vakıf dan yapılabilmesi bizi rahatlattı.”

Son olarak neler söylemek istersiniz?

“Mardin’in kendine has özellikleri var. Mardinli misafirperverdir, Mardin de benim yakinen tanıdığım bizi rahatsız eden aileler vardı. Bizi rahatsız eden aileler mümtaz Müslüman aileleri de rahatsız ediyorlardı. Sadece bizi değil. Mardin’in bizim için anlamı büyüktür. Tekrar geri dönüp  oralarda yaşamak isterim.”

Değerli üstadım ve çok sevdiğim Münir Kilimci, sorularımıza cevap verirken, sevincini, tedirginliğini, özlemini hep yüzüne, bakışlarına yansıttı. 15-20 bin nüfusa sahip Süryanilerin hepsinde Mardin özlemi var  der gibi baktı ve anlattı.

Münir Kilimci’den izin isteyip ayrıldık. Anlattıklarının bir bölümü gözlerimin önünden sinema şeridi gibi geçti.

Bir başka söyleşide buluşmak dileğiyle..

Sevgiyle kalın...

Güncelleme Tarihi: 19 Ocak 2018, 15:12

ilkhaber


İletişim Hesapları
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner2