Her 8 kadından biri meme kanseri

Türkiye’de meme kanseri, kadınlar arasında en sık görülen kanser türü olarak karşımıza çıkıyor. Uzmanlar, her geçen yıl artış gösteren meme kanserinde erken tanının önemli olduğunu belirtiyor.
Bu haber 2017-10-14 18:44:11 eklenmiş ve 429 kez görüntülenmiştir.

 

Serhat ŞANLI

ADANA (İLKHABER) – Türkiye’de meme kanseri, kadınlar arasında en sık görülen kanser türü olarak karşımıza çıkıyor. Uzmanlar, her geçen yıl artış gösteren meme kanserinde erken tanının önemli olduğunu belirtiyor.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gürhan Sakman, her geçen yıl meme kanserinde artış olduğunu ve dünya geneline bakıldığında her 8 kadından birinin meme kanseri olduğunu söyledi.

Kadınlarda en sık görülen kanser türünün meme kanseri olduğunu belirten Prof. Dr. Gürhan Sakman, hastalığın her geçen yıl artış gösterdiğini ve bundan dolayı sağlıklı bireylerin dahi en az 2 ya da 3 yılda bir meme muayenesi yaptırmaları gerektiğini belirtti.

Kadınlarda en fazla görülen kanser türü olan meme kanserinin tedavisinde kozmetik cerrahi yöntemiyle memenin tamamı ve koltuk altı alınmadan hastaların daha konforlu, sağlıklı ve uzun ömürlü yaşamasının sağlandığına değinen Prof.Dr.Sakman, ‘’Meme kanseri erkeklerde de görülebilen bir kanser türü olmasına karşın, kadınlık hormonu olarak bilinen östrojen etkisinden kaynaklandığı için kadın hastalığı algısı yaygındır. Kadınlarda en sık görülen ve en sık ölüme neden olan kanser türüdür. Her 8 kadından birinde meme kanseri görüldüğü bilinmektedir. Erkeklerde de görülebilir ancak istatistikler hastalığın her 100 kadına karşı 1 erkekte görüldüğünü göstermektedir. Sonuç olarak her iki cinsiyet de bu hastalıkla ilgili risk altındadır’’ ifadesi kullandı.

Erkeklerde de meme kanseri vakaları olduğunu ifade eden Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gürhan Sakman, sözlerine şöyle devam etti;

‘’Erkek meme kanseri hastası da tedavi ettim. Erkeklerin memesinde fark ettikleri kitle ya da meme başı ve cildi değişikliklerinde mutlaka bir Genel Cerrahi Uzmanı tarafından değerlendirilmesi hayati önem taşır.

KANSERDE ETKENLER

Çevresel faktörler çok önemli ama en önemli faktör kadın olmak. Hastalığın en önemli nedeni kadınlık hormonu olarak bilinen östrojendir. Östrojene maruz kaldığınız oranda ve sürede meme kanserine yakalanma riskiniz artıyor. İnsanlar östrojene doğum kontrol ilaçlarıyla ya da menopoz sonrası tedavilerde de maruz kalabiliyor. Erken yaşta ve uzun süreli doğum kontrolü için hormon kullanımı, bebek sahibi olmak için kullanılan hormon tedavileri, çocuk sahibi olmamak, emzirmemek gibi durumlar risk artışı nedenleri arasında tanımlanmaktadır.

Etkenler üzerinde yapılan çok fazla araştırma var. Çok doğum yapan kadınlarda meme kanseri riskinin azaldığı söyleniyordu ama şimdi doğum yapılan yaş da önem kazandı. 20 yaşından 30 yaşına kadar çok doğum yapan kadınlarda koruyucu bir etkisi olduğu söyleniyor. Çocuk emzirenlerde meme kanseri riski azalıyor.

Tüm kanserlerde olduğu gibi ailesel ve genetik yatkınlık meme kanseri için de önemli bir faktördür. Meme kanserine neden olan gen anomalileri var. Üstelik bunları tespit etmek günümüzde mümkün. Günlük pratiğimizde gerekli durumlarda bu gen analizlerini yaptırıp koruyucu tedbirler alabiliyoruz. Özellikle birinci derece akrabalarında meme kanseri ortaya çıkmış sağlıklı kadınlarda bu yöntem elimizde önemli bir silah. Erken yaşlarda spor yapanlarda adet dönemi geç başlaması nedeniyle östrojene maruz kalma durumu geciktiği için meme kanseri riskinin azaldığı bilinmektedir.

BELİRTİLER

En önemli belirtiler arasında, memede ya da koltukaltında kitle, meme başı ya da derisinde çekinti ya da çökmeler, meme cildinde kızarıklık, meme başında kaşıntılı kabuklanmalar, iki meme arasındaki simetrinin bozulması ve meme başından kendiliğinden kanlı ya da renksiz ve tek taraflı akıntı sayılabilir. Bu durumlarda hasta mutlaka bir genel cerrahi uzmanına müracaat etmelidir. Ancak en az bu kadar önemli diğer bir konu da hiç şikâyeti ya da belirtisi olmayan hastaların periyodik muayene ve tetkiklerini yaptırmaları. Zira bu şekilde, henüz belirti vermeyen başlangıç aşamasındaki meme kanserlerinin tanısını koymak mümkün olacaktır. Amaç meme kanserini henüz ele gelen kitle büyüklüğüne ulaşmadan, hatta kitle haline gelmeden, mikroskopik ya da milimetrik boyutlarda yakalayabilmektir.

‘’ARTIŞ VAR’’

Meme kanseri eskiyle kıyaslandığında farkındalıkta belirgin bir artış var. Ancak daha da iyi olabilir. İnsanlar eskiden hastalık ilerledikten sonra doktora başvururken günümüzde, farkındalık, teknolojinin ilerlemesi ve daha kolay ulaşılabilirlik sayesinde erken tanının daha fazla mümkün olduğunu söyleyebiliriz.

ERKEN TEŞHİS ÖNEMLİ

Tüm kanser türlerinde erken teşhis hayati önem taşımaktadır. Ama meme kanseri için bunun ayrı bir önemi olduğunu söyleyebiliriz. Meme insanlık tarihi boyunca kadının, estetiğin vazgeçilmez unsuru olarak görülmüş. Bu organın kaybı kolay tolere edilemez bir durum herkes için. Memenin tamamını alınması, koltuk altındaki lenf bezlerinin çıkartılması ilerlemiş hastalık varlığında çoğu zaman tıbbi bir zorunluluk. Günümüzde memenin hastalıklı kısmını çıkartıp kozmetik olarak mükemmel sonuçlarla hastayı evine gönderebiliyoruz. Koltuk altını temizlemeye gerek olmayan hatta kemoterapi ihtiyacı bulunmayan hasta gruplarımız var. Bunları yapabilmenin en önemli şartı ise erken tanı. Erken tanı daha konforlu, sağlıklı ve uzun bir yaşam anlamına geliyor.

‘’KADINLAR DAHA RİSKLİ’’

Kadınsanız meme kanseri riski altındasınız. Öncelikle ‘Gençlerde meme kanseri olmaz’ diye bir önyargının olmaması lazım. Bu hastalığın tedavisi erken dönemlerde çok daha kolay ve iyi yapılabiliyorsa o zaman kadına önemli bir görev düşüyor demektir. Öncelikle 20 yaşını geçmiş her kadının her ay düzenli olarak kendi kendine meme muayenesini yapması gerekiyor. Bu önceleri işe yaramıyor gibi görünse de kişi önce kendi meme dokusunu tanıyacak ve sonra da en ufak bir değişiklik olduğu zaman bunu fark edip hekime başvuracaktır.

Otuz yaşını geçmiş her kadın ise mutlaka ve mutlaka yılda bir kez hiçbir şikâyeti olmaksızın bir uzman hekimin muayenesinden geçmelidir. Aile öyküsü ya da risk faktörü olanların 35 yaşından itibaren bir mamografi çektirmeleri, 40 yaşından itibaren ise her kadının yılda bir mamografi çektirip muayeneden geçmeleri gerekiyor. Eğer bunlar yerine getirilirse hastalığı erken yakalamış oluyoruz. Bu durum da sonuçların mükemmel olmasını sağlıyor.

‘’TÜRKİYE’DE GENÇLERİN MEME KANSERİNE YAKALANMA İHTİMALİ DAHA YÜKSEK’’

Avrupa ve Amerika’da meme kanserlerinin dörtte üçü menopoz sonrası dönemdeki hastalarda görülürken, Türkiye’de durum bunun tam tersidir. Ülkemizde gençlerin meme kanserine yakalanma ihtimali daha yüksek. Ülkemizde 10 yılı aşkın süredir oluşturulan ulusal meme kanseri veri tabanında kayıtlı yaklaşık 20 bin hasta arasında en genç hasta yaşı 14 olup en yaşlı olanı da 97 yaşındadır. Hastaların yaklaşık üçte biri 40-49 yaşlar arasında olup yüzde 47 si yani yarısına yakını 50 yaş altındadır. 40 yaş altı hasta oranının yüzde 16,4 olması dikkat çekicidir. Zira bu yaş grubu meme kanseri için erken yaş olarak kabul edilmektedir.

Tedaviye bakacak olursak, eskiden memenin tamamının, hatta memenin üzerine oturduğu kasların alınması, koltuk altının temizlenmesi mutlak gereklilik olarak görülmekteydi. Günümüzde ise özellikle erken yakalanmış olgularda memenin tümörlü kısmını çıkartıyor ve geri kalan dokuya ışın tedavisi uyguluyoruz. Eskiden olduğu gibi cildi tamamen yakıp diğer organlara zarar veren ışın uygulamaları da yok. Bu hasta grubuyla memesi tamamen alınan hasta grubu karşılaştırıldığında sonuçlar arasında onkolojik açıdan hiçbir fark görülmemiş. Kozmetik açıdan ise mutlak bir üstünlük ve konfor sağlıyor hastalara. Meme Koruyucu Cerrahi adı verilen bir yöntem bu. Daha da ileri plastik cerrahi teknikleri kullanılarak hem hastalığı tedavi ettiğimiz hem de çok daha iyi estetik sonuçlar aldığımız uygulamalar da yapabilmekteyiz. Onkoplastik cerrahi uygulamaları denen bu yöntem dünyada ve bizim günlük pratiğimizde giderek artan sıklıkta kullanılmakta. Bu yöntemlerin hiçbirinin uygulanamayacağı bazı hasta gruplarında da kozmetik açıdan çaresiz değiliz. Hasta ameliyat masasından, çıkartılan meme dokusunun yerine yerleştirilmiş bir silikon implant ile kalkabiliyor gelişen cerrahi teknikler sayesinde. Kısacası her halükarda hastanın memnuniyetini arttıracak çözüm yöntemlerimiz var ve bunları uygulayabilme yeteneğindeyiz.

Koltuk altındaki lenf bezleri meme kanserinin ilk ve en sık yayılım gösterdiği alan. Lenf bezlerinde hastalık olup olmadığını bilmek evre belirlenmesinde önemli unsur. Sonraki ilaç ve gerekirse ışın uygulamaları hastalığın evresine göre yapılıyor çünkü. Daha önce de belirttiğim gibi yaklaşık 10 yıl öncesine kadar meme kanseri tedavisinde koltuk altındaki lenf bezlerinin de tamamen çıkartılması standart tedavi olarak kabul görmekteydi. Ancak bu hastaların büyük bir kısmında “kol ödemi” denilen, hem kozmetik hem de fonksiyonel olarak ciddi sorunlara yol açan bir tablo ile karşılaşabiliyorduk. Bu durumun engellenmesi için alınan tedbirlerin neredeyse hiçbiri sonuçları yüz güldürücü hale getiremiyordu. Bu durum acaba koltuk altı her hastada temizlenmeli mi sorusunu getirdi bizlerin aklına. Sonra bakıldı ki koltuk altı lenf bezi temizliği yapılan hastaların büyük bir kısmında aslında lenf bezlerinde hastalık yok. Yani boşuna yapıyoruz bu işlemi ve sonuçta hasta mağduriyeti oluşuyor. Peki, bu lenf bezlerinde hastalık olup olmadığını nasıl anlayacaktık tam bir temizlik yapmadan.

İşte bu yönde yapılan çalışmalar sonucunda “Bekçi Lenf Bezi” (Sentinal Lenf Nodu) denen kavram ortaya çıktı. Şu anlama geliyor terim: memenin koltuk altına olan lenf akımının uğradığı ilk durak bu lenf bezleri. Hastalık bunlara ulaşmadıysa daha ileriye de gitmemiş kabul ediliyor. Tabii bir de bu lenf bezlerinin bulunup örneklenmesi sorunu var. Bu da çözüldü tabii. Meme başından verilen özel boyalar ya da bazı nükleer maddelerle bekçi lenf bezleri görünüp çıkartılabilir hale getirildi. Belki de meme kanseri tedavisindeki en önemli gelişme bu. Zira bu lenf bezlerinde hastalık olup olmadığı ameliyat sırasında yapılan patolojik inceleme ile tespit edilebiliyor bu uygulama sayesinde. Bu lenf bezlerinde hastalık yoksa koltuk altı temizliğine ihtiyaç kalmıyor. Dolayısı ile kol ödemi de gelişmiyor hastalarda. Bu uygulamanın yapılması için aradığımız koşul muayenede ve radyolojik tetkiklerinde koltuk altında belirgin ve şüpheli lenf bezi olmaması.

Memesi alınan ya da alınması gereken durumlarda da, aile ilk önce geliyor ve ‘Biz ne olacağız biz bittik, tükendik, mahvolduk’ diye yakınıyor. Bu çok doğal bir tepki tabii. Tedavi alternatifleri hakkında bilgi veriyoruz. Ancak maalesef azımsanmayacak bir popülasyondan ben mememden vazgeçtim yanıtı gelebiliyor. Üstelik rekonstrüksiyon yani yeni bir meme oluşturma yöntemine de sıcak bakmıyor ilk şokla. Üç ay sonra pişman olabileceklerini de söylüyoruz ama ne yazık ki karar değişmeyebiliyor. Zaman geçip hastalıkla ilgili işler yolunda gittiğinde ise o kadar çok pişmanlık duyan hastamız var ki. Eksik bir insan oldukları düşüncesine kapılıp keşke o zaman kurtarabilseydim diyerek birçok müracaat oluyor. Daha sonraki seanslar ile meme yapılabiliyor şüphesiz ancak bu süreç yeni bir psikolojik travma. Bunu yaşatmamak lazım. Bizim önceliğimiz kuşkusuz, kanseri tedavi etmek. Bunu ne kadar az organ kaybı, ne kadar iyi konfor ve kozmetikle, ne kadar az fonksiyon kaybı ile gerçekleştirebilirsek o kadar iyi.

DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR

Birde halk arasında meme kanseriyle ilgili doğru bilinen yanlışlar var. Toplumda ele gelen kitle ağrı yapmıyorsa kanser değildir şeklinde bir kanı var. Bu yanlış. Memede ele gelen bir kitle aksi ispatlanana kadar kanser muamelesi görmelidir. İnsanlar ağrı varsa bu meme kanseri değildir diyerek hekime gitmemezlik etmemeli. Memede ağrı şikâyeti birçok nedene bağlı olabilir. Çok sık gördüğümüz bir durumdur. Dolayısı ile hastada hem meme ağrısı hem kanser aynı zamanda bulunabilir. Ağrının nedeni başka olsa bile bu kanser yok anlamına gelmeyecektir.

Meme başında kabuklanma, kanlı akıntı, meme cildinde çekilme olabiliyor ve bu önemsenmiyor. ‘Sivilcedir ya da çamaşırım alerji yapmıştır’ diye düşünüyorlar. Bu durumlarda mutlaka bir genel cerrahi uzmanına danışmak gerekiyor. Memede kitle olmaksızın koltuk aklında lenf bezi olabiliyor. Buna da önemli bir şey değil iltihaptır geçer diyorlar. Bu tip durumlarda çok tanı koyduğumuz ve gecikmiş hasta var. Bazen hekimlerimiz de atlayabiliyor. Meme başında kabuklanmalar, meme cildinde yaygın ve inatçı kızarıklıklar önemli bulgular. Bu tip lezyonlara uygun süre ile verilen ilaç tedavisinden yanıt alınamazsa biyopsi şart diyebiliriz.

 

 

 

ETİKETLER :
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer SAĞLIK haberleri
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Arşiv Arama
- -
Anket
İlhaber Gazetesi Web Sitesi
© Copyright 2013 İlkhaber Gazetesi. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Arıkan Meselesi