Kentsel Dönüşüm projeleri önemli

ürkiye, başta deprem olmak üzere çeşitli doğa olaylarından sıkça etkilenen bir coğrafyada bulunmaktadır. Ayrıca yaşadığımız topraklar tarih boyunca yıkıcı depremlere tanıklık etmiştir. Yakın dönemlerde de depremlerin acı etkileriyle karşılaştık.
Bu haber 2018-08-14 19:16:23 eklenmiş ve 97 kez görüntülenmiştir.


Serhat Şanlı

(ÖZELHABER)

ADANA (İLKHABER) - Türkiye, başta deprem olmak üzere çeşitli doğa olaylarından sıkça etkilenen bir coğrafyada bulunmaktadır. Ayrıca yaşadığımız topraklar tarih boyunca yıkıcı depremlere tanıklık etmiştir. Yakın dönemlerde de depremlerin acı etkileriyle karşılaştık.

Ülkemizdeki yapılaşma hakkında önemli açıklamalarda bulunan, İnşaat Mühendisleri Odası(İMO) Adana Şube Başkanı Zekeriya Turanbayburt, “Binaların büyüklükleri ve insan sayısı artmakta, dolayısıyla ihtiyaçlar katlanmaktadır. Buna karşın zaten yetersiz olan kanalizasyon, yol, kaldırım, yeşil alan ve sosyal donatı alanları giderek daha da yetersiz hale gelmektedir” dedi.

Türkiye’deki mevcut yapı stokunun durumunun, can ve mal güvenliği açısından büyük bir sorun olarak karşımıza çıktığına değinen Turanbayburt, “Ülkemizdeki özellikle deprem riski yüksek yapıların, önemli bir kısmının yenilenmesi, kalanların da güçlendirilmesi gerekmektedir. Yıkılıp yenileceği söz konusu olan 7 milyonluk konut sayısına sahip kentsel dönüşüm projelerinin önemi ortadadır” ifadesi kullandı.

Ülke geneli yapılan ve yapılacak kentsel dönüşün projelerinin özenle planlanıp, projeden etkilenenlerin de katılımının sağlanması gerektiğini belirten Turanbayburt; “Çok sayıda insanın geleceğini etkilemenin yanı sıra, kentlerimizde önemli fiziksel, sosyal, çevresel değişim yaratacak olan bu kapsamdaki projelendirmeler; özenle planlanmadığı, projeden etkilenenlerin katılımı sağlanmadığı takdirde, ülke kaynaklarının kötü kullanımı, çevrenin olumsuz etkilenmesi ve hak sahipleri için adaletsizlik anlamına gelmektedir” şeklinde konuştu.

Adana’da kentsel dönüşüm çalışmalarına da değinen İnşaat Mühendisleri Odası Adana Şube Başkanı Zekeriya Turanbayburt, sözlerine şöyle devam etti;

“Ülkemizdeki gerek uygulamaya başlananlarla gerekse ilan edilen alanlara ve bunlara ilişkin projelendirme faaliyetlerine baktığımızda, bütünlüklü bir planlama ile ele alınmadıklarını, daha ziyade bir imar faaliyetine, bir sermaye birikim aracına, bir rant aracına dönüştürüldüğünü görüyoruz.

Yık-yap anlayışına dayalı ve rant elde etme merkezli kentsel dönüşüm uygulamaları, yeni yoğunluk artışlarına, ulaşım ve diğer altyapı sorunlarına yol açmaktadır. Kentsel donatı alanları dikkate alınmadığı gibi, kentte bulunan boş alanlar yapılaşmaya açılmakta, kent belleği ve kent kimliği yok edilmektedir.

Bir yandan yeni imar hakkı artışı kararlarıyla, konut sayıları artmakta, fiziksel eşikler aşılarak demografik yapı bozulmaktadır. Bu durum kentlerde bulunan kültürel ve doğal mirasın yok edilmesine, ekosistemin bozulmasına, yeni sosyal ve toplumsal sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

Özel sektör için yeni sermaye birikim kanalları açan kentsel dönüşüm süreçleri, düşük gelirli kesim açısından çoğunlukla mağduriyetlere ve daha güvencesiz bir yaşam seçeneğine maruz kalmak anlamını taşımaktadır. Mülk sahipleri önlerine sunulan seçeneklerden birine razı olmaya zorlanmaktadır. Bu seçenekler de genellikle hak sahipleri açısından mağduriyetlere yol açmaktadır.

Adana’da, Büyükşehir Belediyesi sorumluluğunda 7 alan, Yüreğir Belediyesi sorumluluğunda 11 alan Seyhan Belediyesi sorumluluğunda 8 alan,   Çukurova Belediyesi sorumluluğunda 2, Ceyhan ve Kozan’da birer olmak üzere 30 proje alanıdır.  Bu 30 proje alanının, Yüreğir Belediyesi sorumluluğunda olan ikisi rezerv alandır.

Adana’daki bu bölgelerden çok sayıda vatandaşımız, karşılaştıkları problemleri şubemize gelip bize anlatmaktadır. En önemli şikâyetleri de, bölgelerinde yürütülen projelerle ilgili bilgi alamamaktır. Dile getirdikleri gibi, vatandaşlar en son aşamada, imza sürecinde hatırlanmaktadır.

Görüyoruz ki kentlerin dönüşümü ile ilgili kararlar kamuoyu sorgulamasından uzakta, merkezi ve yerel yöneticiler, profesyoneller ve yatırımcılardan oluşan bir grup tarafından alınmakta ve güçsüz toplum kesimleri kendileri için hayati önem taşıyan karar süreçlerinin dışında bırakılmaktadır.

Kentsel dönüşüm müzakereci bir demokrasi anlayışını gerekli kılmaktadır. Projelendirme süreçlerinde açık ve adil dönüşüm seçeneklerinin geliştirilmesi hayati önemdedir. Bunun olabilmesi için de planlamalarda katılımcı süreçler izlenmelidir. Önerilen dönüşüm modelinde, mahalle halkının hakları korunmalı ve olanakları göz önüne alınmalı; aynı zamanda mahallelilere güvenli olduğu kadar sosyal kültürel yaşamlarının niteliğini artıran çevre koşullarına sahip konutlar sunulmalıdır.

Riskli bina tespit, yıkım ve yapım sürecinin yarattığı sorunlar

Kentlerimiz betonlaşmayı tarihinde hiç görmediği kadar gördü. İnşaat odaklı büyüme son yılların itici gücü durumunda. Kentlerimizin pek çoğunda kentsel dönüşüm kapsamına alınmayan bölgelerde parsel bazında yapılan ‘riskli bina’ çalışmaları da yürütülmektedir.

Bu gelişmeden Adana’nın da nasibini aldığı, yeni binaların tüm ilçelerimizde yükseldiğini görüyoruz; eskilerin yerine yeniler, daha da yükselerek yer almaya başladı. Tespiti, yıkımı ve inşa süreci dahil ciddi bir düzensizlik içeren bu çalışmalar çok önemli sorunları da beraberinde getirmektedir.

Özellikle kentin görece değerli merkezlerinde, hâlihazırda düşük yoğunluklu binalara dahi yetersiz gelen altyapı sistemleri, yol, kaldırım ve otopark ihtiyaçları geliştirilmeden, iki-üç katlı binalar yıkılarak yerine yoğunluğu yüksek çok katlı binalar yapılmakta, bu parsel bazındaki riskli bina çalışmaları, ‘kentsel dönüşüm’ olarak kamuoyuna sunulmaktadır. Binaların büyüklükleri ve insan sayısı artmakta, dolayısıyla ihtiyaçlar katlanmakta buna karşın zaten yetersiz olan kanalizasyon, yol, kaldırım, yeşil alan ve sosyal donatı alanları giderek daha da yetersiz hale gelmektedir.

6306 Sayılı Kanun kapsamında riskli yapı tespit süreci kat malikleri/hak sahipleri tarafından yürütülüyormuş gibi tarif edilse de, uygulamada süreç çoğunlukla müteahhitler tarafından işletilmektedir. Ayrıca müteahhitlerin iştahını kabartan yıkıp yeniden yapma anlayışı nedeniyle riskli yapı tespitlerinin genellikle rant getirisi yüksek bölgelerde yapıldığı görülmektedir. Konuya esas alınan kanunun, konut hakkını merkeze almaktan, güvenli yapı ve güvenli çevre yaratmaktan çok inşaat sektörünü canlandırma amacına hizmet ettiğini uygulamalara bakarak görüyoruz.

Güçlendirilerek korunacak yapılar dahi yıkılmaktadır. Yık-yap anlayışının ve rant eksenli düzenlemelerin ortaya çıkardığı yoğunluk artışları, ulaşım sorunu başta olmak üzere yeni alt yapı sorunları yaratmaktadır. Deprem afetine hazırlanma amacıyla yapıldığı belirtilen dönüşüm uygulamaları, kentlerde yoğunluk ve yapılaşma artışı dolayısıyla geçirimsiz yüzeyler yaratmaktadır. Bu durum yeni afetlere neden olmakta, kentlerimiz su baskınlarıyla karşı karşıya kalmaktadır. 

Riskli yapının yıkılması ve yeniden yapılması sürecinde kat maliklerinin 2/3 çoğunluğunun kararının yeterli görülmesi nedeniyle 1/3’ün mülkiyet hakkının gaspı anlamına gelen çeşitli sorunlar yaşanmaktadır. İtirazlı binalarda; su, elektrik, doğalgaz kesilmekte, vatandaşın mağduriyeti üzerine kurulan bir sistem işletilmeye çalışılmaktadır. Ayrıca yargı yolu açık gözükmekte ancak yargı süreçleri dönüşüm projelerinin lehine işletilmektedir.

Ayrıca 18 Mayıs 2018 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren, imar barışı altında sunulan imar affı ile kentleşmede yaşadığımız sorunlara yenilerinin ekleneceği açıkça görülmektedir. Mühendislik hizmeti almadan, imara aykırı, çevre ve doğa tahribatına neden olan, deprem riski taşıyan yapılara yapı kayıt belgesi verilecektir. Güvenilirliğine ilişkin ciddi endişelerin olduğu bu yapılar ödüllendirilmektedir.

Sağlıklı kentleşmenin ve güvenli yapılaşmanın sağlanması, deprem önlemlerinin hayata geçirilmesi devletin sorumluluğundadır. Ancak bu yasasında sorumluluk “yapının depreme dayanıklılığı hususu malikin sorumluluğundadır” denilerek yapı sahibine bırakılmaktadır.

Ülkemizdeki 13 milyon civarında olan kaçak yapılardan toplanacak para miktarının büyüklüğü ortadadır. Üstelik yapı maliyetinin yüzde üçünü teşkil eden bu bedeller, “6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun kapsamında kullanılır” denilmesiyle yaman bir çelişkiye düşülmektedir.

Yasada “31/12/2017 tarihinden önce yapılmış yapılar için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve yetkilendireceği kuruluşlara 31/12/2018 tarihine kadar başvurulması ve bu maddedeki şartların yerine getirilmesi halinde Yapı Kayıt Belgesi verilebilir” denmektedir. Belgenin verilmesiyle de önceden alınmış yıkım kararları ve idari para cezaları iptal edilecektir.

Cumhuriyet döneminde 14 kez imar affı çıkarılmıştır. Bu aflar toplumda kanun dışı uygulamaların bir şekilde yasallaştırılacağı algısının pekişmesine neden olmaktadır. Görünen o ki müracaat tarihine kadar yeni oluşacak kaçak yapıların önüne geçilemeyecek ve daha önceki imar aflarında olduğu gibi nasıl olsa affediliyor diye yeni kaçak yapıların yolu açılacaktır”

 

 

ETİKETLER :
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer GÜNCEL haberleri
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Arşiv Arama
- -
Anket
İlhaber Gazetesi Web Sitesi
© Copyright 2013 İlkhaber Gazetesi. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Arıkan Meselesi