Hac döneminde Müslümanlarının aynı anda ve aynı yerde toplanmasının ne gibi hikmetleri vardır?

        Hac, bütün dünya Müslümanlarının mal, mülk, makam, şan, şöhret, mevki gibi dünyevî unsurlardan sıyrılarak, aralarında maddî bir fark kalmaksızın Allah’a  manevi anlamda yöneldiği kutsal mekandır. Bu yönelişin güç ve kudretin yegane sahibine olması insan nefsine ‘kul olduğunu’ öğretir.

         Renk, dil, ırk, ülke, kültür, makam ve mevki farkı gözetmeyen, amaç ve gayeleri aynı olan bu insanlar dünya için eşitlik ve kardeşliğin en canlı tablosunu yaşayarak oluştururlar. Bu durum tüm dünya Müslümanlarının birbirlerini tanımalarına, aralarında ilişki kurarak kaynaşmalarına, birbirlerinin dertlerinden haberdar olmalarına ve aralarında ticarî bağlantılar kurmalarına, dolayısıyla birlikte kuvvetlenmelerine sebep olur.

         Aynı zaman da Arafat’ta; mahşerin bir örneğini oluşturan yerde; insan yeniden dirileceğini ve İlâhi mahkemede hesap vereceğini unutmamacasına hatırlayıp Allah’a el açan, affı için yalvaran ve günahlarından sıyrılan bir kul olmaktadır. Mümin, hac vesilesi ile bir daha kolay kolay eski işlediği günahlara dönmek istemez. Bu yönüyle hac, günahlardan arındırdığı gibi iyileştirme işlemini de görmektedir.

        Kısaca ifade edecek olursak; hacda, insanlık adına, diğer ibadetlerde olmayan kendine özgü pek çok hikmetler; ahlâkî, sosyal, ekonomik ve psikolojik yararlar bulunmaktadır.

 

 Dul bir bayanın hacca gitmesi caiz mi?

Hac, uzun bir yolculuğu gerektiren meşakkatli bir ibadettir. Kadının tek başına bu yolculuğa çıkması bazı olumsuz sonuçlar doğurabilir. Hanefi mezhebine göre Kadın yanında mahremi yani kocası, abisi, babası, dayısı gibi bir mahremi olmadan hacca gitmesi caiz değildir.

 Şafiiye göre ise kadın yanında mahremi olmasa da bir gurup kadınla da hacca gidebilir. Bunda da hiçbir sakınca yoktur. Buna göre dul bir kadın yanında babası, abisi, kardeşi, dayısı, amcası gibi evlenmesi kendisine ebediyen haram olmayan birisi yoksa tek başına hacca gitmesi caiz değildir.

     Buna göre yanında mahremi olmayan dul kadın Şafii mezhebini taklit ederek birkaç kadınla beraber hacca gidebilir.

Hac ne zaman farz kılındı?
            
Hac, Hicret’in 9. yılında farz kılınmıştır. Haccın farz olduğu Kur’an ve sünnette bildirilmiştir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de mealen şöyle buyrulmaktadır:  “Onda açık alametler ve İbrahim'in makamı vardır. Oraya giren güvenlik içinde olur. Oraya gitmeye gücü yeten herkesin o İbadet Evi'ni ziyaret etmesi de Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim bu hakkı tanımazsa, Allah'ın kesinlikle ihtiyacı yoktur. O, bütün âlemlerden müstağnidir” (Âl-i İmrân, 97).

Hac kimlere farzdır?
      KişininHac ibadetiyle yükümlü olması için öncelikle Müslüman olmak, akıllı ve büluğ çağında, hür olmak, ayrıca hac yapmaya bedenî, malî ve bu ibadeti yerine getirecek vakte erişme imkânlarına sahip olması şarttır. Bu şartlara sahip olan kadın-erkek her Müslüman’a ömründe bir defa hac yapmak farzdır.

 

Hac ibadeti ileri bir tarihe ertelenebilir mi?
      Hac ibadeti üzerine farz olan kimse, vakit geçirmeden, ibadeti geciktirmeden bir an önce yerine getirmelidir. Üzerine hac farz olduğu halde, birtakım ufak tefek gerekçelerle bu önemli ibadeti yerine getirmeyip ileri yaşlara veya ileri senelere ertelemek Hanefi mezhebine göre uygun değildir. Şafii mezhebine göre ise erteleyebilir. 

 

Evlenecek çocuğu olan kişi hacca mı gitmeli evladını mı evlendirmeli?

        Sağlık ve servet yönünden haccetme imkanına sahip, hür, akıllı ve buluğ çağına erişmiş Müslüman’ların, ömürlerinde bir defa haccetmeleri farzdır. Bu şartları taşıyan kişinin, imkan elde edince, geciktirmeden bu farzı yerine getirmesi gerekir. Bu itibarla, kişinin evlenme çağında bekar çocuğu da bulunsa, bu şartları taşıması halinde hac etmesi farzdır. Hacca gitmeyip de, hac parasını çocuğunu evlendirmek için kullanırsa, hac yükümlülüğü üzerinden kalkmaz.

 

Vekalet yoluyla hac yapılabilir mi?

        Kendisine farz olan hac ibadetini yerine getirmeden sağlığı bu görevi yerine getiremeyecek kadar bozulan kişinin ücretini ödemek suretiyle birini yerine vekil gönderip hac yaptırması veya vasiyeti üzerine ölümünden sonra varislerinin kendisine bedel olarak hac yaptırmaları gerekir.

        Nitekim Veda haccı esnasında Has'am kabilesinden bir kadın Hz. Peygamber'e gelerek: "Ya Rasulallâh! Allâh'ın hac hususundaki farz emri babama çok yaşlı iken erişti. Deve üzerinde bile duracak halde değil. Onun yerine vekâleten hac edebilir miyim?" diye sormuş, bunun üzerine Rasulullah: "Evet! Vekâleten hac edebilirsin!" buyurmuştur (Buharî, Hac, 1; Müslim, Hac, 71).

         Üzerine hac farz olan kişinin, yerine vekil (bedel) gönderebilmesi için, bizzat haccı edâ etmekten âciz olması gerekir; aksi takdirde, kendi yerine başkasını hacca göndermesi câiz değildir.

 

Günün Ayeti

İnsanların hesap zamanı yaklaştı. Onlar ise hâlâ gaflet içinde, yan çizip aldırmıyorlar.

Günün Hadisi

Hayırlı işlerinizde acele edin

Hadisi Şerif

 

Günün Sözü

Tatlı söz söyleyen hiç kimseden kötü söz işitmez.

Firdevsi

 

Günün Duası

Allah’ım her Müslüman’a Kâbeyi görmeyi ve Hz. Peygamberi ziyaret etmeyi nasip et.

 

Bunları biliyor muyuz?

Mahşer nedir?

İkinci sur’a üflendikten sonra insanların hepsinin diriltilerek kabirlerinden kalkıp muhakeme edilmeleri için toplandıkları yer anlamına gelir.

 

Günün Nüktesi

Eğik Minare

Süleymaniye Camiinin inşası tamamlanmış, ibadete açılacağı gün ilan edilmişti. O gün gelince istanbul'un her yanından insanlar bu eşsiz eserin açılışında bulunmak için şehrin bu noktasına akın etmişti. Herkes hayranlıkla bu san'at eserini seyrediyordu.

Fakat bunlar arasında bulunan bir çocuk, "Aaa şu minareye bakın nasıl eğri!" diye bağırıyordu. Herkes de bakıyordu ama bir eğrilik görmüyordu..

Çocuğun minarelerden biri için eğri dediği Mimar Sinan'a kadar ulaştı Koca mimar, hemen çocuğun yanına geldi ve ona, "Yavrum hangi minare eğri göster bana" dedi. Çocuk da, "İşte şu" diye minarelerden birini gösterdi.

Mimar Sinan hemen adamlarını topladı. Uzun halatları biribirine ekletip minareye bağlattı. "Çekin yukarı doğru!" diye çektirmeye başladı. Çocuğa da, "Oğlum, bak bu minareyi doğrultturuyorum, sen dikkat et, dosdoğru olunca haber ver dedi"

Adamlar gerçekten düzeltiyormuş gibi çekiyorlardı. Çocuk bir süre sonra, "Tamam, minare doğruldu" diye bağırdı. İşçiler çekme işini bırakıp halatları çözdüler.

Başından beri olaya tanık olan Sinan'ın ustalarından biri herkesin kafasını kurcalayan soruyu Mimar Sinan'a yöneltti:

- Ulu mimarbaşımız, sen herkesten iyi biliyorsun ki, minarede eğrilik falan yok. O halde niçin düzeltmeye kalkıştın?

Mimar Sinan'ın cevabı inceliğin, anlayışın, hoşgörünün simgesi idi:

- Ben bilmez miyim minarede eğrilik olmadığını. Ama çocuğun kafasındaki "minare eğri" intibaını da öyle bırakamazdım. Bu yönteme başvurdum ki, çocuğun kafasındaki "eğri" kanaati silinsin. Yoksa her yerde çocuk aklıyla minarenin eğri olduğunu söyler, sonra gerçekten eğri olduğu şeklinde bir inanç yayılırdı...

YORUM EKLE