Hac ibadeti bütün günahları affettirir mi?

    Müslüman’ın dünya ve ahiret hayatı bakımından çok önemli bir dönüm noktası olan hac, samimi ve ihlasla yerine getirildiğinde Müslüman’ı günahlarından arındırır. Kişinin Allah indindeki derecesini yükseltir. Ödül olarak cenneti kazanmasına vesile olur. Haccı hayatında yaşayan Müslüman ahlâken mükemmelleşir. İnsanlarla olan ilişkileri hoşgörülerle güzelleşerek olgunlaşır.

 

     Haccın faziletinin büyüklüğünü açıklayan birçok hadis-i şerif Hz. Peygamberimiz tarafından dile getirilmiştir. Sevgili Peygamberimiz bu hususta şöyle buyurmaktadır:

 

- Kim Allah için hacceder de kötü söz ve davranışlardan sakınır ve günahlara sapmazsa -kul hakları hariç- annesinin onu doğurduğu günkü gibi günahlardan arınmış olarak döner.

 

 - Haccedenler ve umre yapanlar Allaha dua ederlerse, dualarını kabul eder, bağışlanma dilerlerse onları bağışlar.

 

- Hac ve umreyi art arda yapınız. Çünkü bu ikisi, körüğün demir, altın ve gümüşün pasını giderdiği gibi fakirliği ve günahları yok eder.

 

      Hz. Peygamberin bu hadislerinden de anlaşıldığı gibi hacca giden kimse kul hakkı dışındaki bütün günahlarından kurtulmaktadır.

 

     

 

Hacca giden kimse günah işlese kendisine hacı olmamış kimse gibi mi günah yazılır?

 

      Bazı kişiler ‘hacca gitmek istiyorum; ama ya tövbemi tutamazsam, hacı olmanın gereklerini yerine getiremezsem’ diye düşünüp ibadetini erteliyor. Keşke mümkün olsa da hacdan sonra insan günah işlemese; ama insanız ve günah işlemeye de meyilliyizdir.

 

       Tövbe etmek de insanlar içindir. İnsan bu hayatta yaşadığı sürece günah işlemesi muhtemeldir. Ancak her zaman da tövbe hakkı  ve imkanı vardır. Bunun için bir insan hacca gücü yetiyorsa bu ibadeti yapmalıdır. Çünkü imkanı olana bu ibadet farzdır ve belki bir daha bu imkanı da bulamayacaktır. Belki de hac onun için çok güzel açılımlara vesile olacaktır. Hacı olmanın gerekleri  aynı zamanda Müslüman olmanın gerekleridir.

 

         Hacı olan da olmayan da namaz kılmalıdır. Hacı namaz kılmazsa namaz kılmamasının günahını taşıyor demektir. Haccı artık yok oldu, haccı kabul olmadı manasına gelmez. Onu Allah bilir. Hacı olmak belki bir bilinç halidir. Müslüman yalan söylememeli, hırsızlık yapmamalı, insanları aldatmamalı, gıybet etmemelidir. Bu fiiller hacı için de hacı olmayan için de kötüdür ve sakınmak gerekir.

 

      Mümin kul ‘Hacda tövbe ettim, kabul olmuştur inşallah. Bir daha ben bu yanlış şeyleri yapmayayım da  ahirete günahsız gideyim’ anlayışı ile bir hayat  sürmelidir.

 

Ezanı hoparlörden okumanın bir sakıncası var mı?

       Namaz vaktinin girdiğini bildiren ezanın, muayyen kalıplarını muhafaza ve ifade etmek suretiyle, hoparlör veya hoparlörsüz okunması arasında dini açıdan bir fark yoktur. Nitekim tarihi süreç içinde İslâm alemi, ezanı insanlara duyurmak için çeşitli arayışlar içine girmiştir. Hatta Hz. Peygamber döneminde olmayan minareleri ezanın ilanı için inşa etmişlerdir.

         Bu arayışların gayesi, ezan ile amaçlanan duyuru ya da ilanın kapsam alanını genişletmektir. Hoparlör sesin kuvvetini artırıcı bir alettir. Mikrofondan çıkan ses mikrofon başında okuyan veya konuşan kişinin kendi sesidir. Bu itibarla, daha uzaklardan duyulması için ezanın mikrofondan okunmasında dinen bir sakınca yoktur.

 

 

 

 

 

 

 

Yapılan makyaj namaz kılmaya engel midir?

 

   Abdest ve gusülde suyun ulaşması gereken uzuvların tamamını yıkamak farzdır. Eğer yıkanacak bölgede kuru bir yer kalırsa ya da her hangi bir cisim suyun deriye ulaşmasına mani olursa abdest sahih olmaz.

 

       Buna göre yıkanması farz olan bölgeye suyun ulaşmasına engel olan oje abdest ve gusle manidir. Zira kimyacılar ojenin tırnak üzerinde tabaka oluşturduğunu ve suyun tırnağa ulaşmasına engel olduğunu belirtmektedirler. 

 

       Oje, tırnak üzerinde tabaka oluşturduğundan abdest ve guslün sıhhatine manidir. Abdest alıp namaz kılacak bir kadın mutlaka ojesini temizlemelidir. Aksi takdirde abdesti sahih olmadığından namazı da batıl olur.

 

       Ancak yüze yapılan makyaj yüzde bir tabaka oluşturmadığından abdeste engel değildir. Bununla da namaz kılmada bir sakınca yoktur. Şayet yüze suyun temasını engelleyecek bir makyaj türü olursa o da aynı şekilde abdeste engel olur. O abdest geçerli olmaz. Olmadığı için de bu abdestle de namaz kılmak uygun olmaz.

 

 

 

Günün Ayeti

 

Allah, insanları günahlar yüzünden hemen yakalayıverseydi, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belli bir süreye kadar erteliyor.

 

 

 

Günün Hadisi

 

En üstün sadaka, bir Müslüman'ın ilim öğrenmesi ve sonra da öğrendiği ilmi Müslüman kardeşlerine öğretmesidir.

 

 

 

Günün Sözü

 

Medeni olmayan insanlar, medeni olanların ayakları altında kalmaya mahkumdurlar.

 

M. Kemal ATATÜRK

 

 

 

Günün Duası

 

Ya rabbi İslam ümmetine birlik beraberlik ve huzur ver.

 

 

 

Bunları biliyor muyuz?

 

Havz-ı Kevser nedir?

 

    Ahiret yurdunda bulunan, Müslümanların cennete girmeden önce içecekleri ve Allah tarafından Peygamber efendimize verilmiş olan havuzun adıdır.

 

 

 

Günün Nüktesi

 

Yetiş Ya Resulalla…

 

     Ebû Abdullah Merrakûşî hazretleri, Resûlullah efendimizi vesîle ederek Allahu Teâlâdan bir şey istemek, Resûlullah efendimizin yardım ve şefâatlerine kavuşmak husûsunda bir eser yazdığı esnada başından geçen bir hâdiseyi şöyle nakletti:

 

     "1239 senesinde Sader kalesinden seçkin bir cemaatle beraber çıktık. Yanımızda bize kılavuzluk eden biri vardı. Bir müddet gittikten sonra suyumuz tükendi. Durup su aramaya çıktık. Ben de bu arada ihtiyacımı görmek için gittim. Bu sırada müthiş bir şekilde uykum geldi. Nasıl olsa giderken beni uyandırırlar deyip, başımı yere koydum. Uyandığımda kendimi çölün ortasında yapayalnız buldum. Arkadaşlarım beni unutup gitmişlerdi. Yalnızlıktan büyük bir korkuya kapıldım. Çölde sağa sola yürümeye başladım. Nerede bulunduğumu, nereye gideceğimi bilemiyordum. Her taraf dümdüz kumdu. Az sonra hava karardı. Yolculuk yaptığımız kafileden hiçbir iz yoktu. Ben, gece karanlığında yapayalnızdım. Korkum daha da şiddetlendi. Telâşla daha süratli yürümeye başladım. Bir müddet gittikten sonra, çok susamış ve yorulmuş bir hâlde yere düştüm. Artık hayatımdan ümidimi kesmiş, ölümümün yaklaşğını hissetmeye başlamıştım. Susuzluk ve yorgunluktan, ızdırap ve elemim son haddine varmıştı. Birden aklıma geldi. Gece karanlığında:

 

     "Yâ Resûlallah! Yetiş! Senden Allahü Teâlânın izniyle yardım etmeni istiyorum!" diye inledim.

 

     Sözümü bitirir bitirmez, birinin bana seslendiğini duydum. Sesin geldiği tarafa baktığımda; gece karanlığında, etrafına ışıklar saçan, bembeyaz elbiseler giyinmiş, o zamana kadar hiç görmediğim bir kimsenin beni çağırdığını gördüm. Bana yaklaşıp, elimi tuttu. O anda bütün yorgunluğum ve susuzluğum kayboldu. Yeniden doğmuş gibi oldum. Ona canım birden ısınıverdi. Elele bir müddet yürüdük. Hayatımın en tatlı anlarından birini yaşadığımı hissettim. Bir kum tepeciğini aşınca, beraber yolculuk yaptığım kafilenin ışıklarını görüp, arkadaşlarımın seslerini duydum. Onların yanlarına doğru yaklaştık. Benim bindiğim hayvan en arkada onları takip ediyordu. Birden gelip önümde durdu. Bineğimi önümde görünce, sevinç çığlıkları attım. Ben bağırınca, benimle gelen zat elini elimden çekti. Daha sonra elimden tutup bineğime bindirdi.

 

 Sonra da;

 

"Bizden bir şey isteyeni ve yardım talebinde bulunanı boş çevirmeyiz." diyerek geri dönüp gitti. O zaman onun Resûlullah efendimiz olduğunu anladım. O, geri dönüp giderken, çevresine yaydığı nurların gece karanlığında göğe doğru yükseldiği görülüyordu. O, gözümden kaybolunca, birden aklım başıma geldi.

YORUM EKLE