Hz. Peygamberin Livâ-i Hamd sancağı nedir?

     Hz. Peygamberin bayrağı ve sancağı anlamına gelen bir kavramdır. Hadislerdeki açıklamalara bakılırsa Allah'a manevi anlamda yakın olma mertebesini elde eden insanlar için, Livâü'l-hamd, şefaati kübra makamıdır.

      Zira Hz. Peygamber'e inanan ve onun sünnetini eksiksiz yerine getirenler, kıyamet gününde bu bayrağın altında toplanacaklardır. Çünkü Allah kıyamet gününde Hz. Peygamberi şefaat edecek bir makama ulaştıracaktır.

 

Hz. Peygamberin doğumunda ne gibi mucizeler meydana geldi?

   Peygamberimiz doğduğunda bazı hadiseler yani mucizeler meydana geldi. Bunlardan bazılarını söyle sıralayabiliriz:

1-Hz. Peygamber, anadan sünnetli ve göbeği kesik olarak doğdu.

2-Peygamberimiz doğarken, çocukların yere düştükleri gibi düşmeyip ellerini, yere dayamış başını semaya kaldırmış olarak doğdu.

3-Peygamberimiz doğduğu zaman, bir yıldız doğmuş ve bilginler, bu yıldızın doğduğu gece, Ahmet doğmuştur dediler. Bir çok Yahudi bilgini Tevrat tan inceleme ile peygamberimizin bu gecede doğduğunu yakınlarına bildirmişlerdir.

 4-Peygamberimiz doğduğu gece Kisranın sarayından on dört şerefe yıkıldı.

 5-İranlıların, bin yıldan beri hiç sönmeden yanan ateşleri sönüverdi.

 6-Save Gölünün suyu çekildi. Sema ve Vadisini su bastı.

 

Şefaat ya Rasulallah cümlesinin anlamı nedir?

      Bu cümlenin anlamı bana da şefaat et ey Allah’ın Resulü demektir.Hz. Peygamber’in, Allah indinde ahiret gününde şefaatçi kılınacağı kesindir. Aynı şekilde Müslümanların günahlarından bir kısmının da onun hatırına ve onun talebi üzerine Allah tarafından bağışlanacaktır. Tabi Allah kime şefaat etmesine izin verirse Hz. Peygamber ona şefaat edecektir. Buna göre bir müminin bunu arzulaması ve bunun için “Ah! Keşke bana da şefaat etsen ya Rasulallah!” anlamında “şefaat ya Rasulallah!” diye seslenmesi ve bu temennisini sesli olarak dile getirmesi caizdir.

     Nitekim biz gündelik namazlarımızda Tahiyyatı okurken, “Selam sana ey Nebi!” diyoruz. Bununla temennimizi, arzumuzu ve tahassürümüzü dile getiriyoruz. Bu anlamda “şefaat ya Rasulallah” demekte de bir sakınca yoktur. Bilakis güzel bir söz ve temennidir.

 

Hz. Peygamberin ismini kim koydu?

        Hz. Peygamber dünyaya gelince dedesi Abdülmuttalip O’nu kucağına alıp Kâbe’ye götürmüş ve Muhammed ismini vermiştir. "Atalarınızın arasında bu ismi taşıyanlar olmadığı halde neden torununuza bu ismi koydunuz?" diye soranlara Abdülmuttalip, "Yerde ve gökte övülsün istedim" diye cevap vermiştir.

 

Hz. Peygamber sadece insanların peygamberi miydi?

     Hz. Peygamber, hâtemü'l - enbiya yani peygamberlerin sonuncusu ve en büyüğü olduğu için hem insanlara hem de cinlere peygamber olarak gönderilmiştir. Nasıl ki insanlardan bir kısım Hz. Peygambere iman etmişse aynı şekilde cinlerden de peygamberimize iman edenler olmuştur. Aynı şekilde nasıl ki insanlardan inkar eden ve iman etmeyenler olmuşsa aynı şekilde efendimizin peygamberliğini kabul etmeyen cinler olmuştur.

     Nitekim cinlerden bir gurubun efendimizi Kuran okurken dinlediğini ve bu dinlemenin neticesinde Müslüman olduğunu dahası diğer cinleri de imana davet ettiğini Kur’an-ı Kerim’den öğrenmekteyiz. Allah’u Teala bu hususta mealen şöyle buyurmaktadır:

“Ey Muhammed de ki: Cinlerden bir zümrenin Kur'an okurken dinlediği bana vahyolundu. Onlar Kur'an-ı dinlemişler de şöyle demişler: “Biz gerçekten hayranlık veren bir Kur'an dinledik ki O, hakka ve doğruya götürüyor, biz de O'na iman ettik. Rabbimize artık hiçbir şeyi ortak koşmayacağız (Cin, 38)

    Buna göre efendimiz sadece insanların peygamberi değil bilakis bilinen ve bilinmeyen bütün alemlerin ve varlıkların peygamberiydi.

 

Peygamberlerin gönderilme hikmeti nedir?

         İnsan, irade sahibi bir mahlûktur. Bu irade ve hürriyet nimeti ile birlikte insan büyük bir imtihana tabi tutulmuştur. İnsan, canlısıyla ve cansızıyla, âlemdeki birçok varlığın karakterlerini adeta bünyesinde toplamış. Taş gibi sert de olabiliyor, pamuk gibi yumuşak da. Kurnazlıkta tilkileri, merhametsizlikte canavarları çok geri bırakabiliyor. Öyle ise, her yöne gidebilen, dilediğini yapabilen, doğru ve yanlış hareket edebilen ve çok farklı ve hatta birbirine zıt şeyler söyleyebilen bu varlık için bir rehber gerekiyor.

        Bu yol gösterici, “akıl” olamaz. Çünkü akıl, şu varlık âlemini kimin yarattığını, insandan neler istediğini, hangi işlerden razı olduğunu, ölüm ötesinin hangi beldeye çıktığını ve böyle daha nice soruları cevaplandıracak güçte değil. İşte insan aklının metafizik sahadaki bu acizliği, insana yol gösterecek bir başka rehberi gerekli kılar. Bu rehber ise peygamberlerdir.

        Peygamberler, Allah’ın razı olduğu insan modelidir. Taklit edilmesiyle hakikate ve hidayete kavuşulan örnek şahsiyettir. Ve peygamber, ismet sıfatına sahiptir. Yani, ondan, Allahın razı olmayacağı hiçbir söz, fiil ve hareket sâdır olmaz.

        Bu vesile ile rotasını şaşırmamak ve yolunu bulması için insana nice peygamberler gönderilmiştir.  Bunun yanında ahiret günün de insanın bir itiraz hakkı olmaması için peygamberler ve ilahi kitaplar ve emirler de gönderilmiştir.

 

Günün Ayeti

“Andolsun, sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için Allah'ın Resûlü’nde güzel bir örnek vardır.”

Ahzab, 33/21.

 

Günün Hadisi

“Allah'a yemin ederim ki, hiç biriniz, ben ona babasından ve çocuğundan da daha sevgili olmadıkça iman etmiş olmaz,"

Buhari, "İman", 8.

 

Günün Sözü

"Hz. Muhammed’i sevmeyenler onu yeterince tanımayanlardır."

Prens Bismark

 

Günün Duası

Allah’ım: bizi, ailemizi ve ümmeti İslam’ı Hz. Peygamberin şefaatine nail eyle.

 

 

Bunları biliyor muyuz?

Nebî ve Resûl Ne Demektir?

Allah’tan vahiy yoluyla aldığı emir ve yasakları insanlara ulaştırmakla görevli olan seçkin insandır. Resul, yeni bir kitap ve Şeriat ile gelirken, Nebi ise kitap sahibi olmayıp daha önceki Resul’un şeriatını yürüten kişi demektir.

 

Günün Nüktesi

Rahmet etmeyene rahmet edilmez...
       
Ebu Hureyre dedi ki:

     Resulullah’ın huzurunda bulunuyorduk. Rasulullah torunları Hasan ile Hüseyini öperek seviyordu. Allah Resulünün bu sevgisini gören Uyeyne adındaki sahabe:

     “Ya Resulallah, benim on çocuğum var. Ben şimdiye kadar onların hiçbirini asla öpmedim” dedi. Allah Resulü, bu sözü duyunca sinirlendi, öyle ki çehresinin rengi değişti ve:

     "Merhamet etmeyene, rahmet edilmez. Eğer Allah rahmeti kalbinden almışsa, benim sana yapacak bir şeyim yoktur. Kim, küçüklerimize rahmet etmez, büyüklerimizi de saymazsa, o bizden değildir” buyurdu.

YORUM EKLE