İnsanı kısırlaştırmak dinen caiz mi?

İnsanı kısırlaştırmak dinen caiz mi?

 

       İslam dininde, sağlık için zararlı olmayan ve devamlı kısırlığa yol açmayan gebeliği önleyici tedbirlere başvurmak caizdir.

 

       Devamlı kısırlığa yol açan ilaç veya aletlerin kullanılması, kadın veya erkeğin ameliyatla kısırlaştırılması kesin hayatî bir sakınca bulunmadıkça caiz değildir.

 

 

 

Yurt dışında zorda kaldığımızda gayrı Müslimlerin mabetlerinde namaz kılmamız caiz mi?

 

         İbadetler hususunda bizim diğer ümmetlerden farkımız yeryüzünün bize mescit kılınmasıdır. Yani temiz olduktan sonra her yerde namaz kılmamız caizdir. Gayrı Müslimlerin mabetleri de bu mekanlardan biridir. Temiz olduktan sonra kilisede, havra da ya da bir başka mekanda namaz kılmamızda bir sakınca yoktur..

 

       Ancak zaruret bulunmadıkça buralarda namaz kılmak mekruhtur. Fakat namaz kılacak başka bir yer bulunamadığı takdirde, temiz olmak kaydıyla bu mekanlarda namaz kılmada dini bir mani yoktur.

 

      Aynı şekilde Kilise, Havra vb. gayri Müslimlere ait mekanlar satın alınarak veya başka yollarla camii haline getirilirse bu mekanlar mescit hükmünü alır. O yerde de namaz kılmakta hiçbir sakınca kalmaz.

 

 

 

Cünüp olan kimse havuza veya denize girip çıkmakla gusül abdesti almış olur mu?

 

            Guslün Hanefiler göre bütün vücudu yıkamak, ağzı çalkalamak ve burna su çekmek olmak üzer üç, Şafiilere göre ise niyet ve bütün vücudu kuru yer kalmayacak şekilde yıkamak olmak üzere iki şartı vardır.  

 

           Buna göre, havuza veya denize cünüpken gusül abdesti almak niyeti ile giren bir kimse, ağız ve burnunun içini yıkaması halinde Hanefilere göre, niyet ederek yıkanması halinde ise Şafiilere göre gusül etmiş kabul edilir. Tabi bedeninde hiç bir yerin kuru kalmaması şartı ile bu gusül geçerli olur.

 

 

 

Cemaatle kılınan namaza sonradan yetişen kimse cemaat sevabını alır mı? 

 

      İmama namazın başında değil, birinci rek‘atın rükûundan sonra, ikinci, üçüncü veya dördüncü rek‘atlarda uyan kimseye mesbûk denir. Bu kişi son rekâtta da olsa cemaate yetişmiş olur ve cemaat sevabını alır.

 

 

 

Besmele çekilmeden kesilen hayvanın eti helal olur mu?

 

     Eti yenen kara hayvanlarının etlerinin helal olması için, usûlüne uygun olarak kesilmesi gerekir. Usûlüne uygun kesim, Hanefilere göre besmele çekilerek, hayvanın nefes ve yemek boruları ile şah damarının veya iki şah damarından birinin kesilmesi şeklinde yapılır. Besmelenin kasten terk edilmesi hâlinde kesilen hayvanın eti Hanefilere göre haram olur. Ama unutarak terk edilirse helâldir. Şâfiîler besmelenin kasten terk edilmesi halinde de etin yenilebileceği görüşündedirler.

 

     Sığır, manda, koyun ve keçi cinsinden hayvanlar yatırılıp çenelerinin hemen altından boğazlanmak suretiyle (zebh), deve ise göğsünün hemen üzerinden kesilir (nahr) ve hayvanın kanının iyice akması için bir süre beklenilir. Kesimden önce bıçak ve benzeri kesici âletlerin hayvanın gözünden uzak bir yerde bilenmeleri sünnettir. Hayvanlardan biri, diğerinin gözü önünde kesilmemelidir.

 

 

 

Günün Ayeti

 

Herkesin yaptığı kötülüğün zararı yine kendisinedir.

 

 

 

Günün Hadisi

 

Gecede bir saat vardır ki, Müslüman bir kimsenin Allah'tan, dünya veya ahirete müteallik bir hayır talebi, o saate rastlarsa, Allah dilediğini ona mutlaka verir.

 

 

 

Günün Sözü

 

Menfaat sandalye gibidir, ayağının altına alırsan yükselirsin, basının üstüne alırsan ezilirsin

 

Cenap Şahabettin

 

 

 

Günün Duası

 

Allah’ım bu yeni günümüzde bize huzur ve mutluluk ver. Malımızı ve ömrümüzü bereketlendir.

 

 

 

 

 

Bunları biliyor muyuz?

 

Maazallah kavramının anlamı nedir?

 

Allah korusun, Allah'a sığınırım demektir. Gelecek bir tehlikeye karşı Allah'a sığınmak için söylenen, yegâne sığınılacak varlığın Allah olduğu ikrar edilerek Allah'dan yardım istenmekte kullanılan bir dua cümlesidir.

 

 

 

Günün Nüktesi

 

Artık dayanamıyorum…

 

       Bir ramazan akşamı yatsı namazı kılındıktan sonra, Allah Rasulü’nün huzuruna Suffe ashabının (Mescidi Nebide ilim için kalan, fakir ve kimsesiz Müslümanların) ileri gelenlerinden Ebu Hureyre geldi. Allah Rasulü’nün yanına kadar yaklaştı ve:

 

-Ya Rasulallah! Üç günden beri bir lokma bir şey yiyemedim. Üst üste aç olarak oruç tutmaktayım. Artık dayanamıyorum, dedi.

 

Rahmet Peygamberinin nurlu bakışları cemaatin üzerinde dolaştı ve sordu:

 

 -Bu şahsı bu gece evinde kim misafir edebilir?

 

Ebu Talha ayağa kalktı:

 

 -İzin verirseniz onu ben misafir edeyim, dedi. Sonra Ebu Hureyre’yi alıp evine götürdü. Hanımı birazcık çorba pişirmişti, onu da çocuklarına içirmeyi düşünüyordu.

 

   -Ebu Talha hanımına:

 

 -Bu gece çorbayı Allah Rasulü’nün misafirine ikram edelim. Biz nasıl olsa bir gün aç olarak oruç tutabiliriz. Çocukları da uyutalım, sabah olunca Allah’ın izniyle bir yolunu buluruz dedi. Sofrayı kurup hep birlikte oturdular. Ancak, gecenin karanlığından yararlanarak kendileri kaşıklarını çorba kâsesine daldırmadılar. Daldırdılarsa da boş olarak geri çektiler. Misafire ise bunu hiç hissettirmediler. Kalplerindeki Rasulüllah sevgisi ve O’nun hatırının heyecanı onlara yetmişti.

 

      Gece olup misafir istirahata çekildiğinde, Ebu Talha ve hanımı, gözlerinin ve gönüllerinin önünden hiç gitmeyen Kâinatın Biriciği’nin misafirini ağırlamanın huzuru içinde sabahladılar. Gözleri uyudu belki ama gönüllerindeki cömertlik yüceler yücesi Allaha çoktan ulaşmıştı. İşte o gecenin sabah namazıydı. Nûr-u Muhammedî’nin ışıl ışıl aydınlattığı Mescid-i Nebi’de, namazın ardından o Rahmet Peygamberinin nurlu bakışları cemaatin üzerinde dolaşıyordu. Kutlu bakışlar Ebu Talha ve Ebu Hureyrenin üzerinde yoğunlaştı. Gönülden gözlere yansıyan memnuniyet öylesine ışıldıyordu ki, Gönüller Sevgilisi’nin neredeyse mübarek dişleri görünecekti. İşte Allah’ın Son Elçisi, Kâinatın Övüncü tebessüm ediyordu. Ve onlara şöyle diyordu:

 

-Bu gece ne yaptınız ki, hakkınızda: “Kendileri zaruret içinde olsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.” Ayeti indirildi.

 

     Onların o geceki davranışları, esasen her zamanki halleri idi. Allah ve Resulü’nün, bir de mümin kardeşlerinin isteklerini kendi isteklerine tercih etmek... Aç iken doyurmak, ihtiyaç sahibi iken giydirmek... Can bedende iken, ten ülkesini Sevgiliye feda etmek... Ve... Sevgili tebessüm ederken, kendini O’nunla birlikte hissetmek... İşte bu halin adı “ÎSAR” idi ve hakiki müminlerin sıfatıydı. Bu sıfatın adını En Yüce Sevgili koyuyordu, yüce Mevlâmız koyuyordu.     

 

     Bu sıfat, “...onları kendilerine tercih ederler.” Ayetinde ifadesini buluyordu

 

YORUM EKLE