İslam ve Çevre

İslam ve Çevre

           Bir toplumda ahlaki değerlerin yerleşmesinde ve korunmasında olduğu gibi, toplum düzenini bozucu insanların rahatını ve huzurunu kaçıran işlerin önlenmesinde de bir kontrol sisteminin bulunması ve buna ilave olarak sorumluluk bilincinin oluşturulması sosyal bir varlık olan insan için son derece önem arz etmektedir.

            Allah’ın yeryüzündeki halifesi konumunda olan insanın yaratılışı sorumluluk esası üzerine kuruludur.

            İslam’ın yaratılış inancına göre, sorumluluğu yüklenme bilincine sahip olan tek yaratık insandır.

           İslam bilginleri Ahzab suresinde geçen;

“Biz emaneti dağlara taşlara teklif ettik, onlar bu emaneti taşımaya yanaşmadılar bunu insan yüklendi.” (Ahzâb, 33/72.) Ayetinde dile getirilen emanetten kasıt en genel anlamda sorumluluk olduğunu söylemişlerdirKur’an-ı kerimin bir başka ayetinde geçen;

“Cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariyat, 51/56)  

          Emri ise sorumluluğun en önemli boyutuna işaret edilmektedir. Buda insanı yoktan var eden Allah’a ve onun istediği imanın esaslarına inanmaktır.    

          Ancak insanın sorumluluğu inanmak ile bitmemektedir. Evet inanma insan için bir zorunluluktur. Ama inanmanın bir gereği olarak insanın başka görevleri de vardır.

           Bunun için Resulü Ekrem efendimiz insanın daha başka sorumlulukları bulunduğunu çeşitli vesilelerle ifade etmiştir. Nitekim bütün zamanını ibadet ve taatle geçiren bir sahabeye peygamberimiz “Sırf ibadetle meşgul olma. Kendinin kendin üzerinde, çoluk çocuğunun senin üzerinde hakkı vardır. Her hak sahibine hakkını vermelisin.” (Buhârî, "Savm", 51) diyerek sorumluluğun diğer bazı boyutlarına da dikkat çekmiştir.

            İslam dini, insanın hak ve sorumluluğunu hem Allah hem de kul hakkı olarak tasnif etmiştir. Bu anlamda sosyal bir varlık olan insan, Allah’a ve Allah’ın kullarına karşı görevleri olmakla beraber, kendisine sosyal sorumluluk bilinci ve sosyal çevre görevi de yüklenmiştir.

           Çevre sorumluluğu denince ilk akla gelen doğal çevredir ancak çevre yalnızca bundan ibaret değildir. İnsanın sosyal çevresi de vardır. Nasıl ki, doğal çevre insanın daha huzurlu ve mutlu yaşaması için gerekli ise sosyal çevrenin ve bu çevredeki düzenin korunması aynı ölçüde, hatta daha da gereklidir.

            Çevrenin bu iki yönünün korunması ile ilgili olarak peygamber efendimizin sözlerine bir kulak verelim: “İman altmış küsür şubedir. Bu şubelerden birisi insanlara sıkıntı verecek şeyleri gidermektir. Bu manada yol ortasında bulunan bir taşı kaldırmak imanın gereğidir.” (Buhârî, “Îmân”, 3)    

           Başka bir hadisinde ise; “İçinizden her kim, çirkin bir davranış veya nahoş bir şey gördüğünde onu eliyle değiştirsin,  eli ile gücü yetmiyorsa dili ile değiştirsin buna da gücü yetmiyorsa kalbi ile bunu buğzetsin buda imanın en zayıf şeklidir.” (Müslim, “Îmân”, 78)

           Bu hadislerde sorumluluk bilincinin iman çerçevesine alınmış olması inanan bir şahsın hayat anlayışının iman ile bağlantısını göstermesi bakımından son derece önemlidir.

           Evet çevremizden sorumluyuz hem de bütün yönleri ile…

İnsanın sağlıklı mutlu ve huzurlu yaşaması için doğal çevrenin korunması gereklidir.

           Peki çevre sorumluluğu bu kadar mı?        

Çevremizdeki aç, açık insanları unutarak, onlar için bir şey yapmayarak, toplumdaki manevi kirlenme ve bozulmaya, insan ilişkilerinin özünü ve ahlaki temelini yitirip bir çıkar kavgasına dönüşmesine seyirci kalarak çevre sorumluluğundan söz etmek eksik olmaz mı?

          Peygamberin“komşusu açken tok yatan bizden değildir.” (Buharî, Edeb, 12) Sözüne kulak vermek gerekmez mi?     

          Bu sorulara olumlu cevap verbildiğimiz zaman Allah‘a onun emirlerine, çevreye, topluma karşı görevlerimizi yapmış oluruz. 

         Yaratana karşı gösterilemeyen, insanlara karşı gösterilemeyen bir hassasiyetin doğaya ve çevreye karşı gösterileceğini sanmıyorum.

 

 

Soru ve Cevaplar

Oruçluyken tavla veya okey oynayan kimsenin orucuna bir zarar gelir mi?

     Tavla, okey veya kağıt oynamak dinen yasaklandığı ve kumar kabul edildiği için haramdır. Dolayısıyla Müslüman kimse ister parasına, ister çayına, isterse zaman geçirmeye olsun kumar oynayamaz oynadığında haram işlemiş olur.

      Ancak kağıt, tavla, okey tarzı oyunlar yasak ve haram olmakla beraber orucu bozmaz.  Zira orucu bozanlar arasında manevi şeyler yoktur. Yeme, içme, cinsel ilişki gibi maddi hususlar orucu bozar.

      Buna göre oruçluyken tavla, okey, kağıt oynayan kimse oynadığı oyun haram olmakla beraber orucunu bozmaz ancak sevabında eksiltme yapar.

 

Fakir zannedilerek zengine zekat verilirse o zekatı yeniden ödemek lazım mı?

      Zekat çıkaracak kimse, zekatı gerçekten onu hak edenleri araştırıp bularak vermelidir. Zekat çıkaran kimse bu konuda gereken titizliği göstermez ve zekatın ehil olmayana verirse borcundan kurtulmuş olmaz, zekatını yeniden vermesi gerekir, çünkü zekata ehil olan kimseyi araştırmada kusur etmiştir.

      Ancak zekat çıkaran kimse gereken araştırmayı yapar fakir zannederek zekat verdiği kişinin zengin veya gayr-i müslim olduğu ortaya çıkarsa İmam-ı Azam, Ebu Hanife'ye göre onun yeniden zekat vermesi gerekmez.

      İmam Şafi'ye göre ise, insanın borcunu alacaklıya değil de başkasına ödediği zaman nasıl borcu düşmezse aynı şekilde zekat borcu da ehline ödenmediğinde mükellefin borcundan düşmüş olmaz.

 

Araç-gereç ve malzemeye zekat düşer mi?

    Sanat ve mesleğin icrası için gerekli olan araç gereç, makine ve malzemeler, aslî ihtiyaçlardan olup bunların zekatının verilmesi gerekmez. Ancak, kendi mesleğinin icrası için değil de, ticaret için üretilen veya alınıp satılan araç gereç, malzeme ve makinelerin zekatının verilmesi gerekir.

 

Oruç fidyesi bir yoksula mı, yoksa birkaç yoksula mı verilmelidir?

      Tutulamayan oruçların fidyeleri bir yoksula verilebileceği gibi birçok yoksula da pay edilebilir. Önemli olan bu fidyenin hak eden fakire verilmesidir.

 

Elde olmayan ve ele geçeceği umulmayan mala zekat çıkar mı?

        Elde olmayan ve ele geçeceği umulmayan malda Hanefi mezhebine göre zekat yoktur. Kimi Hanefilere göre ise faydalanılmayan malda da zekat yoktur. Bu ikinci  görüşe göre inkar edilen, gasbedilen, düşman tarafından alınan, kaybolan, denize düşen, bir yere gömülüp yeri unutulan mallar tekrar sahipleri tarafından ele geçirilmedikçe zekata tabi değildir. Çünkü bu mallarda elde bulundurma ve tasarruf imkanı yoktur.

       Şafii fıkıhçılarına göre ise malın bulunmayışı zekat ödeme yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Buna göre gasbedilen, kaybolan, çalınan, denize düşen mallar sahibinin eline geçince tahakkuk eden bütün zekatları verilmelidir.

 

Geçmiş yıllardan kalan altının zekatı nasıl verilir?

    Zekât, fakirlerin, zenginlerin malındaki hakkıdır. Nitekim Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de mealen şöyle buyurmaktadır: “Mallarında, muhtaç ve yoksular için bir hak vardır.” (Zâriyât, 51/19)

      Kişinin vermediği zekâtlar, zimmetinde borç olarak kalmaya devam eder. Onun için kişi bu hakkı geçmişe dönük olarak vermelidir.

     Buna göre kişi faraza altının üç yıldır zekâtını vermemişse, geriye dönük olarak altınını hesaplayacak ve üç yıllık zekatını verecek.

      Zekatın bu hesabını ise şöyle yapar: Elindeki altının tamamı 100 gr kabul edilirse ilk yıl için bunun kırkta biri olan 2,5 gr; ikinci yıl için kalan 97,5 gramın kırkta biri olan 2,43 gr; üçüncü yıl için de 95,07 gramın kırkta biri olan 2,37 gr altını zekât olarak verir.

     Ödeme anında zekâtı altın olarak vermek caiz olduğu gibi günün fiyatı üzerinden paraya da çevirmek caizdir.

 

Günün Ayeti

Namazı dosdoğru kılın zekatı verin; önceden kendiniz için hayır olarak neyi takdim ederseniz onu Allah indinde bulacaksınız. Şüphesiz Allah yaptıklarınızı görendir.

 

Günün Hadisi

Nice oruçlu kimseler vardır ki oruçtan nasibi, sadece açlık ve susuzluktur. Çünkü bu tür insanlar dedikodu eder, hak yer, zulüm ederler. Oruçtan nasip alamazlar.

 

Günün Sözü

Senden aşağı olana acı ki, senden üstün olan da sana acısın.

Mevlana

 

Günün Duası

Allah’ım bugün bana geçmiş günahlarımdan kurtaracak bir amel nasip et.

 

Ramazan kavramları

İtikâf nedir?

       Bir mescitte belirli kurallara uyarak ibadet niyetiyle kalmak demektir. Buradaki kalma zaruri ihtiyaçlar olmadıkça dışarıya çıkılmayacak şekilde olmaktadır.

      Hz. Peygamber, Medine'ye hicret ettikten sonra vefat edinceye kadar her yıl Ramazan ayının son on gününde itikâfa çekilirdi.

      Bir Müslüman’ın Ramazan ayının son gününde itikâfa girmesi, sünnet-i müekkede olarak kabul edilmiştir.

 

Günün Nüktesi

Sabır…

     Ebû Saîd el-Hudrî’nin naklettiğine göre,

     Ensâr'dan bazı kimseler Resûlullah'dan ihtiyaçlarını karşılayacak kadar mal istemişlerdi.

     Resûlullah isteyen herkese muhakkak verirdi ve öyle de yaptı. Nihayet yanında infak edilecek hiçbir şey kalmayınca, onlara şöyle buyurdu:

“Yanımda bulunan ne kadar mal varsa, onları sizden asla esirgemem. Şunu da iyi bilin ki, kim (istemeyip) iffetli kalmayı dilerse, Allah onu iffetli kılar. Kim de sabretmeye çalışırsa, Allah ona sabır ihsan eder. Kim insanlardan müstağni olmak isterse, Allah onu müstağni kılar. Sizlere sabırdan daha hayırlı ve daha büyük bir ihsanda bulunulmamıştır!” 

Buhari, “Rikâk” 20.

 

 

Peygamberlerin Sıfatları

Adalet:

 Peygamberler hiç zulm ve haksızlık yapmazlar. Kimsenin hâtırı için adâletden ayrılmazlar. Onlar her daim adalet sahibidirler.

 

Ramazan Manileri

Sâlih olan seçilir
Gök kapısı açılır.
Oruçlunun üstüne
Ne rahmetler saçılır.

 

Secdeye varan başla

Gözlerden akan yaşla

Müslüman arkadaşla

Ne güzeldir Ramazan

 

Adana Camileri

Kemeraltı Camii:    

  adana kemeraltı camii ile ilgili görsel sonucu

     Kemeraltı Camii, Ramazanoğlu Piri Paşa’nın emirliğine rastlayan dönemde, Hacı Mustafa Bey tarafından 1548 yılında yaptırılmıştır. Kemeraltı Camii’nin mimari özellikleri, genel olarak klasik Osmanlı mimarisini yansıtır niteliktedir.

     Kemeraltı Camii, ‘Tarsus Kapısı’ adlı bölgede, Küçük Saat Meydanı’nın köşesinde, Abidin Paşa Caddesi’nin Özler Caddesi ile kesiştiği yerdedir. Önceleri ‘Tarsus Kapısı’ olarak anılan semte sonradan ‘Kemeraltı’ ismi verildiğinden, cami de bundan dolayı aynı ismi almıştır.

     1548 yılında Savcıoğlu Hacı Mustafa isimli bir hayırsever tarafından yaptırılmış olan eserin yapılış tarihi, Ramazanoğlu Piri Paşa’nın emirliği zamanına rastlamaktadır. Yapıldığı dönemde caminin yanında bir de medrese bulunmasına rağmen bu yapı zamanla yıkılmıştır.

YORUM EKLE