İslam'da anıt mezarının yeri var mıdır?

İslam’da anıt mezarının yeri var mıdır? 

İslam dini, hayatında olduğu gibi ölümünde de insana gereken değeri vermiş, saygıyı göstermiş ve öldüğü andan itibaren ona yapılacak muameleyi de belirlemiştir. Bu anlamda İslam dini, kabir ve kabristanın düzenli ve tertipli yapılmasını, temiz tutulmasını ve yeşillendirilmesini, hayatta bulunan insanların ölülere karşı bir vefa borcu olarak görür.

Ancak kabirlerin yükseltilmesi, üzerine kubbeli binalar yapılması, taşına övücü veya kaderden şikayet edici sözler yazılması yasaklanmıştır. Buna karşılık mezarın bir-iki karış yükseltilmesi, israfa kaçmadan ve tevhid inancına zarar vermeyecek şekilde yapılmasında bir sakınca yoktur.

 

Hz. Peygamberin Livâ-i Hamd sancağı nedir?

Hz. Peygamberin bayrağı ve sancağı anlamına gelen bir kavramdır. Hadislerdeki açıklamalara bakılırsa Allah'a manevi anlamda yakın olma mertebesini elde eden insanlar için, Livâü'l-hamd, şefaati kübra makamıdır.

Zira Hz. Peygamber'e inanan ve onun sünnetini eksiksiz yerine getirenler, kıyamet gününde bu bayrağın altında toplanacaklardır. Çünkü Allah kıyamet gününde Hz. Peygamberi şefaat edecek bir makama ulaştıracaktır.

 

 

İkindi vaktinde uyumanın dini bir sakıncası var mı? 

Kur’an-ı Kerim’de uykunun bir dinlenme ve istirahat vasıtası olduğu “Sizin için geceyi örtü, uykuyu istirahat kılan, gündüzü de dağılıp çalışma (zamanı) yapan O’dur.” (Furkan, 25/47) “Uykunuzu bir dinlenme kıldık” (Nebe, 78/9) ayetlerinde ifade edilir.

Bazı adap ve mev’iza kitaplarında, ikindiden sonra uyumanın hoş bir tutum olmadığına dair şu şekilde ifadelere rastlanmaktadır: “Gündüzün ilk kısmında uyumak ahmaklık, ortasında uyumak Peygamberlerin ahlakı, sonunda uyumak ise yıpranmaktır” (Muhammed b. Ebu Bekir, Şir’atü’l-İslam, 502).

Ancak bunun ilmi bir değeri yoktur. Bir hadiste Hz. Peygamber (s.a.s.)’in şöyle buyurduğu rivayet edilmektedir: “Kim ikindiden sonra uyur da aklına bir noksanlık arız olursa, ancak kendini kınasın” (Keşfu’l Hafa, Acluni, II, 284; Müsnedü Ebi Ya’la, VIII, 316). Ancak bu, rivayet meşhur hadis kaynaklarında yer almamaktadır.

Günümüzde yapılan araştırmalarda, insanların geceleri uyumalarının, gündüz uykularına göre vücudun biyolojik ritmine (ciradien ritm) daha uygun olduğu ifade edilmektedir. Aynı zamanda örfen gündüzün iş ve çalışma zamanı kabul edildiği bilinen bir durumdur.

Durum böyle olmakla birlikte, günümüzde çeşitli sebeplerle (iş, vardiya vb. ) geceleri çalışıp gündüzleri uyuyan kimseler vardır. Bu kişilerin günlük ibadetlerini aksatmadan ve sosyal görevlerini de ihmal etmeden gündüz uyumalarında bir sakınca yoktur. 

 

Zarurat-i Diniyye nedir?

"Dini zarûretler" anlamına gelen "zarûrât-ı dîniye" Hz. Peygamberin Allah'tan alıp tebliğ ettiği ve haber verdiği kesin olarak belli olan dinî esaslara, hükümlere ve haberlere denir. Mesela Kur'ân, Allah kelamıdır ve son peygamber Hz. Muhammed’e indirilmiştir, beş vakit namaz, Ramazan orucu, hac ve zekat farzdır; içki, kumar, hırsızlık, zina ve yalan söylemek haramdır. Bunlar, tevatür ile sabittir.

Dolayısıyla her Müslüman’ın bütün bunları bilmesi ve kabul etmesi gerekir, bunları kabul etmeyen kimse mümin olamaz.

 

Günün Ayeti

Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa, hemen Allah’a sığın.

Fussilet 36.

 

Günün Hadisi

Evlenen kimse dininin yarısını korumuş olur. Geri kalan yarısı hususunda da Allah'tan korkmalıdır.

 

Günün Sözü

Zamana verdiğimiz değer başarı veya başarısızlığımızı belirler.

(Malcolm x)

 

Günün Duası

Allah’ım her zaman beni insanlara zarar veren kullardan değil hizmet edebilen kullarından eyle.

 

Bunları biliyor muyuz?

Ashab-ı Şimal Nedir? 

Kıyamet günü amel defteri sol elinden verilecek olanlara denir. 

 

Günün Nüktesi

Bu ne sabır…

Mevlana Celaleddin-i Rumi Mesnevi'de anlatır:

 “Lokman Hakîm, zengin bir adamın kölesiydi. Bir gün Lokman Hakîmin efendisine olarak bir meyve getirdiler. Efendisi, Lokman Hakîmi sevdiği için, onu çağırdı ve meyveyi kesip ona bir dilim verdi. Lokman, o dilimi bal gibi, şeker gibi yedi. Hem de öyle lezzetle yedi ki Lokman'ın efendisi, ikinci dilimi de kesip sundu. Böyle, böyle meyveyi tekmil yedi; yalnız bir dilim kaldı.

Efendisi “Bunu da ben yiyeyim; bir bakayım, nasıl şey, herhalde tatlı bir meyve” dedi. Çünkü Lokman, öyle lezzetle, öyle zevkle, öyle iştahlı yiyordu ki görenlerin de iştahı geliyordu. Efendisi o dilimi yer yemez meyvenin acılığından ağzını bir ateştir sardı, dili uçukladı, boğazı yandı. Bir eyyam acılığından adeta kendisini kaybetti.

Sonra Efendisi:

 “A benim canım, böyle bir zehri nasıl oldu da tatlı tatlı yedin, bu ne sabır? Niçin ben yiyemem demedin” dedi.

Lokman dedi ki:

 “Ey marifet sahibi efendim! Elinle sunduğun bir şeye nasıl olur da "bu acıdır" diyebilirim! Senin verdiğin her şey bana şifadır. Senin mülkünden o kadar rızıklandım ki, utancımdan adeta iki kat olmuşumdur.

YORUM EKLE