İtikaf nedir?

İtikaf nedir?

    İtikâf fıkıhta bir mescitte belirli kurallara uyarak ibadet niyetiyle kalmak demektir. Buradaki kalma zaruri ihtiyaçlar olmadıkça dışarıya çıkılmayacak şekilde olmaktadır.

İtikâfın meşruiyeti Kur’an ve sünnetle sabittir. Nitekim Allah’u Teala bu hususta Kur’an-ı Kerim’de mealen şöyle buyurmaktadır:

“ … Mescitlerde itikâf halinde iken eşlerinizle birleşmeyin. Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır. Onlara yaklaşmayın. Allah ayetlerini insanlara böyle açıklar, belki sakınırlar.” (Bakara, 2/187)

      Ayetten de anlaşıldığı gibi itikâf, Allah Teala tarafından uygun görülmüş ve belli kurallara uyarak bu itikafın yerine getirilmesi istenmiştir.

Hz. Peygamber de Medine'ye hicret ettikten sonra vefat edinceye kadar her yıl Ramazan ayının son on gününde itikâfa çekilirdi.

    Bu delillerden hareketle bir Müslüman’ın Ramazan ayının son gününde itikâfa girmesi, sünnet-i müekkede olarak kabul edilmiştir. İmkân bulabilenler Peygamberimizin bu güzel sünnetini yaşatırlarsa büyük bir ecre nail olurlar.

 

Üvey çocuklara zekat verilebilir mi?

       Babası ölmüş ise üvey anneye, buluğ çağına erişip evden ayrılmış ise üvey çocuklara ve üvey babaya, fakir olmaları halinde zekat verilebilir.

       Çünkü bunlarla zekatı veren kişi arsında usul ve füru ilişkisi olmadığı gibi, zekat veren şahıs bunlara bakmakla yükümlü de değildir.

 

Babadan kalan miras zekâta dâhil edilir mi?

     Babadan ya da bir başka akrabadan kalan miras Hanefi mezhebine göre hemen zekata dahil edilir. Yani zekat veren bir kimseye zekatını çıkaracağı vakit bir akrabasından miras kalsa o gelen mirasın parasını zekatına dahil eder. Gelen mirasın üzerinden bir yıl geçmesi gerekmiyor.

     Ancak Şafii mezhebine göre zekat çıkaran kişiye böyle bir miras gelse gelen mirasın üzerinden bir yıl geçtikten sonra onun zekatını çıkarır.

 

Ramazanda emekli olan kimse aldığı ikramiyenin zekatını verecek mi? 

            İkramiye miktarı dinen zenginlik ölçüsü sayılan nisab (80.18 gr. altın veya karşılığı para) miktarına ulaşmış ve üzerinden de bir yıl geçmiş ise zekât verilmesi gerekir.

            Ancak emekliliğinin üzerinden bir yıl geçmemiş ise ya da aldığı ikramiye nisap miktarına ulaşmamış ise zekat vermek gerekmez.

 

Birisinden alacağı olan kimse bu alacağının zekatını vermek zorunda mı?

          Geri ödeneceği kesin olan alacakların, her yıl alacaklı tarafından zekatlarının ödenmesi gerekir. Alacak tahsil edilmeden önce zekatı verilmemişse, tahsil edildikten sonra, geçmiş yıllara ait zekatlar da ödenmelidir.           

          İnkar edilen veya geri alınma ihtimali olmayan alacakların her yıl zekatının verilmesi gerekmez. Şayet böyle bir alacak daha sonra ödenirse zekatını öder.

 

Yurtdışında çalışan kişi, sadaka-ı fıtırı bulunduğu ülke şartlarına göre mi yoksa Türkiye şartlarına göre mi verir?

            Ülke ve bölgelere göre geçim standartları farklı olduğundan, sadaka-i fıtır mükellefi, kendi bulunduğu yere göre tespit edilen miktarda sadaka-i fıtrını vermesi gerekir

 

Hz. Peygamber teravih namazını cemaatle mi kılmıştır?      

       Hz. Peygamber döneminde teravih namazı sadece bir kaç defa kılınmıştır. Kılınan teravih namazı bazen cemaatle bazen de münferit olarak kılınmıştır. Hz. Peygamberin vefatından sonra teravih münferit olarak kılınmıştır.

       Hz. Ömer, Halifeliği döneminde bir ramazan gecesi mescide çıktığında halkın dağınık bir şekilde teravih namazı kıldığını görmüş. Dağınık bir şekilde kılmak yerine insanları bir imamın arkasında toplayıp teravih namazının cemaatle daha derli, toplu ve düzenli bir şekilde kılınmasının uygun olacağını düşünmüş ve ertesi gün teravih namazının cemaatle kılınmasını emretmiş. Dolayısıyla teravih namazının cemaatle kılınması Hz. Ömer döneminden günümüze kadar böyle gelmiştir. 

 

 

Günün Ayeti

Hidayet ve müjde namaz kılan, zekat veren müminler içindir.

Lokman, 31/3-4.  

 

Günün Hadisi

Yoksula yapılan sadaka bir sadakadır. Bu sadaka akrabaya yapılmışsa iki sadaka demektir. Biri sadaka, diğeri sıla-i rahimdir ki bu da sadaka sayılır

(Tirmizi / Zekât, 26). 

 

Günün sözü

Oruç tutan müminin susması tespih, uykusu ibadet, duası müstecap ve amelinin sevabı da çoktur.

Deylemi

 

Günün Duası

Allah'ım oruç ve namazlarımızı affımıza vesile eyle.

 

Ramazan Kavramları

İtikâf Nedir?

Bir mescitte belirli kurallara uyarak ibadet niyetiyle kalmak demektir.

 

Günün Nüktesi

Sabır…

     Ebû Saîd el-Hudrî’nin naklettiğine göre,

     Ensâr'dan bazı kimseler Resûlullah'dan ihtiyaçlarını karşılayacak kadar mal istemişlerdi.

     Resûlullah isteyen herkese muhakkak verirdi ve öyle de yaptı. Nihayet yanında infak edilecek hiçbir şey kalmayınca, onlara şöyle buyurdu:

“Yanımda bulunan ne kadar mal varsa, onları sizden asla esirgemem. Şunu da iyi bilin ki, kim (istemeyip) iffetli kalmayı dilerse, Allah onu iffetli kılar.

            Kim de sabretmeye çalışırsa, Allah ona sabır ihsan eder.

            Kim insanlardan müstağni olmak isterse, Allah onu müstağni kılar.

            Sizlere sabırdan daha hayırlı ve daha büyük bir ihsanda bulunulmamıştır!” 

Buhari, “Rikâk” 20.

 

 

Kur’an’da İsmi Geçen Peygamberler

Hz. Harun:

Kur’an’da adı 20 defa geçmektedir. Hz. Musa’nın kardeşidir. Onun yardımcısı olarak görevlendirilmiştir. Hz. Musa Medyen’den Mısır’a dönünce Harun’a Allah’ın buyruklarını iletmiş, o da bunları kabul ederek Musa’ya yardımcı olmuştur. Güzel konuşması ve hitabet yeteneği ile tanınan bir peygamberdir.

 

 

Hz. Peygamberin Sahabeleri

Ca’fer b. Ebu Talib

Miladi 590 yılında Mekke’de doğdu. Hz. Ali’nin öz kardeşi olup ondan on yaş büyüktü. Ebû Tâlib’in çocuklarının fazla oluşu sebebiyle geçim sıkıntısı çektiği için yükünü hafifletmek üzere Ca‘fer’in gençlik yılları amcası Abbas’ın yanında geçti.

Ca‘fer b. Ebû Tâlib Hz. Peygamber’e ilk iman edenler arasında yer aldı. Mekkeli müşriklerin Müslümanlara eziyet ve işkenceleri artınca Ca‘fer hanımı Esmâ bint Umeys ile birlikte Habeşistan’a hicret eden ikinci kafileye katıldı ve Hz. Peygamber tarafından bu kafileye başkan tayin edildi. 

Hicret eden müslümanlara iltica hakkı tanınmaması konusunda Kureyşliler elçi olarak Habeşistan’a Ebû Rebîa b. Mugīre el-Mahzûmî ile Amr b. Âs’ı gönderdikleri zaman Habeş Hükümdarı Necâşî Ashame’nin huzurunda müslümanları Ca‘fer temsil etti. Burada büyük bir açıklık, cesaret ve maharetle İslâm inançlarını ortaya koyup yurtlarını terketme sebeplerini izah eden Ca‘fer, Kureyş temsilcilerinin eli boş dönmesini ve Necâşî’nin müslümanları himaye etmesini sağladı. Hatta bunun ardından Necâşî’nin Ca‘fer sayesinde müslüman olduğu söylenir.

Hudeybiye Antlaşması’ndan sonra Hz. Peygamber komşu devlet hükümdarlarına İslâm’a davet mektupları gönderirken Habeş Hükümdarı Necâşî’ye yolladığı mektubunda onu İslâm’a davet ettiği gibi ayrıca ülkesinde bulunan müslümanları artık Medine’ye göndermesini istedi. Necâşî’nin müslümanlara tahsis ettiği gemiyle Ca‘fer de Arabistan’a döndü ve yanındaki Habeş muhacirleriyle doğruca Hayber’de bulunan Hz. Peygamber’in yanına gitti. Hayber’in fethinden hemen sonra Ca‘fer’i karşısında gören Resûlullah, “Hangisine sevineceğimi bilmiyorum. Hayber’in fethine mi, yoksa Ca‘fer’in gelişine mi?” diyerek onu kucaklayıp alnından öptü ve elde edilen ganimetten on altı arkadaşıyla birlikte ona pay ayırdı.

629 yılında Suriye’ye gönderilen orduya Hz. Peygamber Zeyd b. Hârise’yi kumandan tayin etti. Eğer o şehid edilirse Ca‘fer b. Ebû Tâlib’in, o da şehid düşerse Abdullah b. Revâha’nın orduya kumanda etmesini istedi. Mûte’de düşmanla karşılaşan İslâm ordusu şiddetli muharebede ardı ardına bu üç kumandanını da kaybetti. Zeyd b. Hârise’nin şehid düşmesinden sonra idareyi alan Ca‘fer b. Ebû Tâlib düşman üzerine kahramanca hücum ederek şehid oldu; bu arada iki kolu da kesildi. Abdullah b. Ömer, defnedilmeden önce onun vücudunun ön tarafında elli (veya doksandan fazla) yara gördüklerini söylemektedir (Buhârî, “Meġāzî”, 44). Hz. Peygamber, yüce Allah’ın Ca‘fer’in kesilen iki koluna karşılık iki kanat ihsan ettiğini ve onlarla cennette uçtuğunu haber vermiştir. Bu sebeple kendisine “tayyâr” (uçan) ve “zü’l-cenâheyn” (iki kanatlı) lakapları verilmiştir.

Kırk yaşında şehid olan Ca‘fer hem Habeşistan’a hicret ettiği, hem de buradan dönüşünde kendi baba yurdu olan Mekke’ye değil doğrudan Medine’ye gittiği için “zü’l-hicreteyn” ve ashabın muhtaçlarını, fakirlerini daima gözettiğinden dolayı “ebü’l-mesâkîn” lakaplarıyla da anılıyordu. Ebû Hüreyre, Hz. Peygamber’den sonra en cömert olarak Ca‘fer’i gösterir. Resûl-i Ekrem, ahlâkı itibariyle kendisine benzediğini belirterek Ca‘fer’i takdir ve taltif ederdi.

(Kaynak: Diyanet İslam Ansiklopedisi, VI, 548-549.)

 

Kutsal Mekanlar

Arafat Dağı

 

Mekke’den 25 km uzaklıkta olan bir dağdır. Hz. Peygamber Veda hutbesini burada vermiştir.

Doğu, kuzey ve güneyi dağlarla çevrilidir. Hz. Adem ile Hz. Havva'nın cennetten indirildikten sonra buluştukları yerdir. Bundan dolayı "Arafat", dağı denmektedir. Buluştukları güne de "arefe" denilmiştir.

 Hacı adayları arefe günü burada vakfe eder ve beklerler. Sevgili Peygamberimiz, “Hac Arafat’tır” (İbn Mace, “Menâsik”, 57) buyurmaktadır. Arafat’a çıkmadan hac ibadeti olmaz. Arafat, aynı zaman da kabirden kıyâmet sabahına kalkışı ve fevc fevc mahşer meydanında toplanışı hatırlatır.

YORUM EKLE