Kadın kocasının adak kurbanının etinden yiyebilir mi?

      Adak'ın kelime manası, herhangi bir şeyi yapmaya söz vermektir. Dinî kavram olarak adak; Allah’ın rızasını kazanmak ve O'na tazimde bulunmak için, yapılması mecbur olmayan namaz, oruç ve kurban gibi farz ve vacip ibadet cinsinden bir şeyi yapmayı nezretmek suretiyle o ibadeti kişinin kendisine vacip kılmasıdır.

      Farz veya vacip ibadet cinsinden adanmış olan bir şeyi yerine getirmek vaciptir. Çünkü adak yapan kimse bu hususta Allah'a söz vermiş demektir. Bu gibi hükümlerin uygulanmasında ise, kadın ve erkek arasında fark yoktur.

     Ancak adanan adak kesildiği vakit bu adaktan bazı kimseler yiyemezler. Bunlardan birisi de karı kocadır. Şayet koca adak kurbanı kesecek olursa hanımı bu adağın etinden yiyemez. Aynı şekilde kadı adak kestiğinde bu adağın etinden kocası yiyemez.

 

Müslüman olmayan kimsenin evinde yemek yemenin bir sakıncası var mı?    

 Gayr-i müslim komşu veya tanıdığın evine gitmek, yemeğini yemek, gerektiğinde misafir kalmak günah değildir. Bilakis onlarla iyi münasebet kurup beşer, ilişkileri iyi tutmak daha evladır. Ancak, bu sırada onlardan kötü alışkanlık ve âdet almamak, bilakis onlara İslâmî âdet ve alışkanlıkların güzel örneğini vermek gereklidir.

      İslâm ahlâkında gayr-i müslim komşu ve tanıdığın hastası ziyaret edilir, yolculuktan döndüğünde “hoş geldin” denilir, sevindirici yahut üzücü bir duruma uğrarsa gereği yapılabilir. Yeter ki, onlardan İslâm dışı âdet ve alışkanlık sıçramasın, bilakis onlara İslâmî âdet ve örfler bizzat yaşamak suretiyle gösterilip numune teşkil edilsin. Şayet, gayr-i müslime yakınlıktan İslâm’ı anlatıp, sevdirmek gibi bir netice umulursa dostluk sıklaştırılır, gönül ve kalplerinin İslâm’a ısındırılmasına gayret gösterilir.

   Buna göre Müslüman olmayan kimsenin evinde yemek yemenin bir Sakıncası yoktur. Ancak bu kimse ehli kitap değilse kestiği eti yiyemeyiz. Bunun dışında ki bütün yiyeceklerden yememizde bir sakınca yoktur.

 

Peygamberler dışında mucize gösteren insan olmuş mu?  

     Mucize, dini bir terim olarak, insanların benzerini meydana getirmekten aciz kalacakları, peygamberlik iddiasında bulunan zattan âdetin hilâfına ve tabiat kanunlarının aksine olarak ve meydan okuma üslûbu ile zuhur eden harikulâde olay demektir.

          Mucizeyi peygamberler Allah’ın yardımı ile nübüvvet davalarını ispat ve doğrulamak amacıyla gösterirler. Onun için herhangi bir olayın mucize olabilmesi için onun nübüvvet görevi verilmiş kişilerin elinde ortaya çıkması gerekir.

          Mucize gerçekte Allah’ın dilemesidir. “peygamber mucizesi” denilmesi mecazîdir. Mucizenin, tabiat kanunlarının çok üstünde ve onlara aykırı olması, iddiaya uygun olarak ortaya konulması, bir yalanlama ya da inkârdan sonra meydana gelmesi ve insanoğlunun aciz kaldığı bir olay türünden gerçekleşmesi gerekir.              

         Davalarını tebliğ ederken itiraz karşısında peygamberler Allah’ın izni ve yardımı ile mucize göstermişlerdir. Hz. Peygamberin ayı ikiye bölmesi, Hz. Musa’nın denizi asası ile ikiye bölmesi, Hz. İsa’nın annesinin kucağındayken konuşması bunun örnekleridir.

  Buna göre mucizeyi peygamberler dışındaki insanlar gösteremezler. Mucize sadece peygamberlere has bir özelliktir.

 

 

Günün Ayeti

Allah sizi annelerinizin karnından bir şey bilmez halde çıkarmıştır. Belki şükredersiniz diye size kulak, göz ve kalp vermiştir.

 

Günün Hadisi

"Bir kimsenin, bir malda kusur olduğunu bildiği halde, müşteriye haber vermeden satması haramdır.”

Buhari, “Buyu’” 19

 

Günün Sözü

 Seni iki şey anlatır: Hiç bir şeyin yokken gösterdiğin sabır, Her şeyin varken sergilediğin tavır.

 Hz. Mevlana

 

 

Günün Duası

Ya Rabbi! Fayda vermeyen ilimden, korkmayan kalpten, doymayan gözden, kabul olunmayan duadan sana sığınırız.

 

Bunları biliyor muyuz?

Hulefâ-i Râşidin kimdir?

Peygamber Efendimizden sonra halifelik yapan Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali olmak üzere dört halifedir.

 Günün Nüktesi

Harun Reşit ile İhtiyar

   Harun Reşit Veziri ile birlikte tebdili kıyafet dolaşırken bahçesinde hurma fidanları diken bir ihtiyar görür. Selam verir ve aralarında şu konuşma geçer:

- Kolay gelsin, ne yapıyorsun böyle?

- Hurma fidanları dikiyorum.

- Peki bu diktiğin hurma fidanları ne zamana kadar büyür ve meyve vermeye başlar?

- Kim bilir belki on, belki yirmi sene sonra yetişir ve meyve vermeye başlar.

- Peki onların meyvelerini görebilecek misin?

- Bu yaşlı halimle belki göremem. Ama bizden öncekilerin diktikleri ağaçların meyvelerini biz yedik. Biz de bizden sonrakilerin istifadeleri için bu hurma fidanlarını dikiyoruz.

Bu cevap Harun Reşidin hoşuna gider ve bir kese altın verir. İhtiyar, Allaha hamdeder ve:

- Diktiğim ağaçlar hemen meyve verdi.

Bu söz üzerine Harun Reşid bir kese daha altın verir ve ihtiyar yine Allaha hamd eder ve:

- Herkesin diktiği meyve ağaçları yılda bir defa mahsul verir, benim diktiğim fidan hem hemen meyve verdi hem de senede iki defa ürün vermeye başladı.

 

 

 

YORUM EKLE