Kadın erkek eşit değil

TİKAD Başkanı Çetindoğan, “İş piyasasında Kadın Erkek Eşitsizliği ve Ayrımcılık” panelinde bazı gerçeklere dikkat çekti:

Kadın erkek eşit değil

 

Serhat ŞANLI

ADANA (İLKHABER) - Adana Büyükşehir Belediyesi ve Adana Kent Konseyi tarafından, ‘İş Piyasasında Kadın Erkek Eşitsizliği ve Ayrımcılık’ paneli düzenlendi. Panele Türkiye İş Kadınları Derneği (TİKAD), Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Demet Sabancı Çetindoğan ile Çukurova Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi ve aynı zamanda Kent Konseyi Yürütme Kurulu Üyesi Yrd. Doç. İsmail Güneş konuşmacı olarak katıldı.

Panelde konuşan Demet Sabancı Çetindoğan, kadın ve erkeğin tıpa tıp aynı olduğu iddiasına hiçbir zaman sarılmadığını ve mekanik olarak iki cins eşit görmeye ya da görülmeye çalışılmasını da doğru bulmadığını söyledi.

KADIN ERKEK EŞİT DEĞİL

İş hayatında kadınların eşit işe eşit ücret almamasını, iş hayatında çalışan bir kadın olarak içine sindiremediğini ifade eden Çetindoğan, ‘’Yıllarca kadın hakları, kadın girişimciliği konularında yaptığım çalışmalarda gördüm ki, kadın ve erkek eşit değil. Yüzyıllarca bu tartışma, toplumsal ve teknolojik gelişmelere bağlı olarak da sürecektir. İş hayatında eşit işe farklı ücret. Ben uzun yıllar çalışan bir bayan olarak, bunu içime sindiremiyorum. Ayrıca bunu kabul eden hem cinslerime bile şaşırmaktayım. Nasıl olurda birisi eşit iş yapan bir kadına, bir erkekten daha az bir ücret teklif eder ve nasıl olurda bir kadın bunu kabul eder. Ne yazık i personel eğitimi düzeyinin farklı alanlarında bile bu durum geçerli olur.’’ Dedi.

HAKSIZLIK YASA İLE DÜZELTİLMELİDİR

Kadın erkek arasındaki eşitsizliğin yasa ile düzeltilmesi gerektiğini ifade eden Demet Sabancı Çetindoğan, sözlerini şöyle sürdürdü;

Kimse bunun ekonomik ve teknik açıklamasını yapamaz. Bu düpedüz bir insan hakları meselesi, insan hakları kavramı, sosyolojik ve farklılaştırma, değişen haklar değildir. Bu haksızlık yasa maddesi ile çözülmelidir. Bütün meslek örgütleri üyelerini bu konuda uyarmalı ve eğitmelidir. Kadın hakları kuruluşları ve bağımsız izleme örgütleri bu nokta işi çok sıkı tutmalıdırlar. Bu uygulamaya geçit verenler bile haksız bir tutum içinde olduklarını bilmektedirler. Bu bir su istimaldir ve fırsat verildikçe genişleyecektir. Hukuki ve insani açıdan savunulamayacak bir iş yaptığımızı insanlara anlatabilir isek, bunun önüne de geçebiliriz.

Kadın ve erkek çalışanlar arasındaki ayrımcılık konusu, kesin olarak eğitim ile daha doğrusu eğitimsizlik ile bire bir ilişkilidir. Meslek örgütleri belli yaptırımlar çerçevesinde bu ayrımcılığın giderilmesine yardım edecek sürekli eğitimler düzenlemelidir.

Kadın çalışanların istismar ve taciz edilmesini asla af etmemeliyiz. Geçimi için, kariyeri için çalışan bir kadını, iffetini korumak için bunlardan uzak tutmak, kabul edilemez düzeyde bir haksızlıktır. Çok ağır ceza ve caydırıcı yasaların çıkarılması gerekir. Yanı başımızda ve ya çevremizde böyle bir haksızlık ile karşılaştığımızda, ciddi tepki vermeli ve kendimizi sorumlu hissetmeliyiz.

‘BANA DOKUNAN YILAN BİN YAŞASIN’ DEDİKÇE KADINLARIMIZIN HAYATLARI PARAM PARÇA OLUR

‘Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın’ dedikçe, kadınlarımızın haklarını ve hayatlarını param parça etmeye devam ederiz. Ayrıca kadınların, kadın olmaktan kaynaklanan sorumlulukları konusunda da yasaların geliştirilmesi çok önemlidir. Hükümetin bu konuda çalışmalar yaptığını görmekteyiz ve olumlu karşılamaktayız. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’, ülkemizin onuncu kalkınma planında, aile birlikte kadın haklarına odaklanılmış olup, planlı kadın-erkek fırsat eşitliği konusunda, başta istihdam ve karar alma mekanizmalarına daha aktif katılım olmak üzere şiddetin önlenmesi, eğitim ve sağlık konularında yapılan iyileştirmelerin sürdürülmesi ve uygulamada etkinlik artırılması ihtiyacı devam etmektedir.

DİK DURALIM

Bu bir anlayış meselesidir. İçimizde olan dışımıza çıkmaktadır. Kadının toplumdaki yerini içine sindirememiş insanlar, ne yazık ki her boşluktan çıkarak, bu haksızlıkları ve hukuksuzlukları tekrarlayacaklardır. Aile içi eğitimin desteklenmesi, daha beşikten başlayarak kadın ve erkeğin, toplumsal hayat içindeki eşitliği meselesini anlatmamız gerekmektedir. İtiraf etmek gerekirse, erkek egemen görüşümüz, orta vadede belli bir standarda erişmemizi engelleyecek gibi gözüküyor. Lütfen etnik, sosyal, dini siyasal motiflerin bu ayrımcılığa çanak tutan yönlerine karşı dik duralım.

KADININ BULUNDUĞU HER ORTAMDA, MEVSİM İLKBAHARDIR

Kadını erkeğe ezdiren bir toplumun, refaha ve huzura ermesi mümkün müdür? İnanıyorum ki, Türk kadını diğer gelişmiş toplumlardaki kadınlar gibi uygun ortamı bulduğunda, çok daha iyi noktalara gelecektir. ‘Kadının bulunduğu her ortamda, mevsim ilkbahardır’ çok doğru bir sözdür.’’

İkinci panelist olan, Çukurova Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi ve aynı zamanda Kent Konseyi Yürütme Kurulu Üyesi Yrd. Doç. İsmail Güneş, ABD’de kadınların işgücüne katılım oranının yüzde 65, Avrupa Birliği(AB) ortalamasının ise yüzde 60 olduğunu söyledi.

Türkiye’de kadının işgücüne katılım oranının 1990 yılında yüzde 35 iken günümüzde ise bu oranın yüzde 24’lere kadar gerilediğini belirten Güneş, ‘’Dünyadaki yönelim tersine Türkiye’de kadın ekonomik yaşamda geri plana itildi. Kadın işgücü ucuz emek olarak emek-yoğun iş kolları ile tekstil, gıda, hazır giyim, tütün gibi sanayi dallarında tercih edildi. Daha da ironik olanı Cumhuriyetimizin 100’ncü kuruluşu olan 2023 yılında, kadının işgücüne katılım hedefi yüzde 35 olarak belirlenmiş. Cumhuriyetinin 100 yılında Cumhuriyetin 70 yılındaki düzeylere ulaşmaya çalışmak ne kadar acı bir gerçektir.’’ Dedi.

Cinsiyet ayırımcılığındaki mevcut durumu ortaya koyan üç ana gösterge olduğuna vurgu yapan Yrd. Doç. İsmail Güneş, sözlerine şöyle devam etti;

‘’Bunlardan birincisi kadının toplumdaki sosyal konumu ve sosyal yoksunluk, ikincisi kadınların ekonomiden aldıkları payı ve işgücü içindeki durumları ve üçüncüsü de demokrasi yoksunluğudur. 

Halen ülkemize 10 kadının 4’ü görücü usulle evleniyor. 10 Kadından 2’si imam nikâhı ile yaşıyor. Aile içinde meydana gelen suçların yüzde 90’ı kadına karşı işlenen suçlardan oluşuyor. Her yüz kadından sadece 5’i yükseköğrenime devam ediyor. Kadın ve erkek arasındaki ücret eşitsizliği küresel ölçekte devam ediyor.

Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu’nun tahminlerine göre her yıl dünyada 5 binden fazla kadın ‘namus’ nedeni ile öldürülmektedir. Ortadoğu, Kuzey Afrika, Asya kıtasındaki bazı ülkelerde bu cinayetler cinayet olarak bile algılanmamakta, kutsanmaktadır.  Namus kavramını sadece kadının bedeni üzerinden algılama, ataerkil yapı ve değerler, kadının yaşamdaki rolleri üzerine bir dizi dinsel ve kültürel inançlar,  gelenekler, aile, aşiret, hemşerilik vb ilişkiler, toplumsal baskı, yasalardaki yetersizlikler.

Eskiye göre erkekler kadınlara daha değer veriyorlar. Ancak ‘kadının yeri çok önemlidir, değerlidir’ genellemesi yapılmaktadır. Ancak buradaki kısıt unutulmamalıdır. ‘Erkeklerden sonra önemlidir, değerlidir.’

Kadından hem iyi eş olması, iyi aşçı olması, çocuk yetiştirme konusunda da uzman olması, iyi ekonomist, iyi psikolog, iyi pedagog, iyi sağlık uzmanı olması gibi sayıca çok fazla yük yükleniyor. Eski zamanlarda kadına daha çok iş düştüğü ve sosyal özgürlüğü olmadığı bugün bunların olduğu ve yüklerin azaldığı söylense de kadın bu seferde farklı sorumluluklar yüklenmek zorunda kalıyor.”

Reel anlamda 100 kadından 12’si ekonomik yaşamda yer almaktadır.  Kadınların iş gücüne katılmasının engelleyen nedenlerin başında kız çocukların eğitim almamasıdır. İkinci neden ücretsiz aile işçiliği, üçüncü neden ailesel ve kültürel tutumlar ve son olarak toplumsal ve politik anlayıştır.

Genel olarak, kadınlar erkeklerden daha az ücret almaktadırlar. Kadınların düşük verimlilikle faaliyetlerde bulunma ve resmi sektöre erkeklerinkinden daha az katıldığı görülmektedir. Kayıt dışı sektörde çalışma yaygındır. Savunmasız, düşük ücretli veya düşük değerli işlerde erkeklerden daha fazla kadın çalışmaktadır.

Ekonomik yaşamda saygın yer edinmemiş kadınların, sosyal açıdan eşit statülere yükselmesi ve demokrasiden yeterince pay alması mümkün görünmemektedir. Böyle bir durumun olduğu ülkeler zengin bile olsalar uygarlaşmış, gelişmiş ülkeler kabul edilemezler.

Türkiye’de 100 kadından 13’ü üst düzey pozisyonda çalışıyor. Türkiye bu veri ile 125 ülke arasında dünyada en çok üst düzeyde kadının çalıştığı 109’uncu ülke.

Adana'da 80 bin işsiz görülüyor ama Adana işgücü piyasasının aktörleri de diyor ki İŞKUR'a, ‘40 bin çalışana ihtiyacımız var. Bu arkadaşlarımıza eleman temin edemediğimizden dolayı işyerlerimiz de atıl kapasite ile çalıda demek oluyor ki, iş arayan vatandaşlarımıza nitelik kazandırmamız gerekiyor"

Oysa düşünen, vicdan sahibi herkes biliyor ki, kadın ve erkeklerin sosyal ve ekonomik yaşamda eşit fırsatlarla donatılması,  sadece bir yasal gereklilik değildir. İnsan olmanın, aklın ve mantığın gereğidir.

Çağdaşlığa giden yolun temel taşıdır. Gelişmiş, uygar hiçbir ülke ve toplum yoktur ki kadını sosyal, ekonomik ve siyasal yaşamdan dışlamış olsun

Maalesef kadınlar için meyve cennetten kovuldukları gün kadar acıdır. Hangi açıdan bakarsanız bakın umutlarımız gayretlerimizle desteklenmeli ve insan aklının ve onurunun kabul edemeyeceği cinsiyet tabanlı ayırımcılığa el birliği ile son vermek zorundayız.’’

Seyhan Oteli’nde yapılan panele, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü, Adana Kent Konseyi başkanı Ömer Güner Sazak ve davetliler katıldı.

Güncelleme Tarihi: 22 Mayıs 2017, 16:49

ilkhaber


İletişim Hesapları
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER