Kadınlar abdest aldıktan sonra oje veya ruj sürerek namaz kılabilirler mi?

        Abdest ve gusülde genel ilke; her birinde yıkanması farz olan uzuvları hiçbir kuru yer kalmayacak şekilde yıkamaktır.

        Dolayısıyla abdestte veya gusülde yıkanması farz olan uzuvlara, daha önceden oje, ruj ve benzeri, suyun bedene ulaşmasına engel olacak türden maddeler sürülmüşse, bunların gusül veya abdestten önce bulundukları yerlerden temizlenmeleri gerekir.

        Gusül ve abdest aldıktan sonra makyaj yapmak veya oje sürmekle abdest bozulmaz. Bu şekilde yapılan bir makyajla namaz kılınabilir.

 

Ölen kişinin eşyalarını kullanmak caiz mi?

     Ölen kimsenin eşyalarını kullanmada bir sakınca yoktur. Kişi hayattayken elbise ve eşyalarını nasıl kullanabiliyorsa aynı şekilde öldükten sonra da onun bu geride bıraktıklarını bir başkasının kullanmasında da bir sakınca yoktur. 

    Ancak ölen kişinin şahsi eşyaları, diğer malları gibi mirasçısına intikal eder. Mirasçılarını intikal ettiğinden bu eşyaları kullanma hakkı da mirasçıların hakkıdır.

      Mirasçılar da o eşyaları istedikleri gibi kullanabilirler. Kendileri kullanabilecekleri gibi aynı şekilde ölmüş kimsenin hayrına başkalarına bağışlayabilirler. Bunda da hiçbir sakınca yoktur.

 

Kadınların çorapsız namaz kılması caiz mi?

         Buluğa ermiş Müslüman bir hanımın namaz kılarken saçlarını ve diğer avret mahallini örtmesi gerektiği Hz. Aişe validemizden rivayet edilen hadis ile sabittir. Sevgili peygamberimiz bu konuda şöyle buyurmaktadır: "Allah erginlik çağına ulaşmış kadının başörtüsüz kıldığı namazını kabul etmez."

         Ayrıca Hz. Peygamberin eşleri, evlerinde namazlarını başörtüsü ile kıldıkları ve peygamberimizin başı açık namaz kılan genç kızlara müdahale ettiği ve buluğa ermiş hür kadınların başlarını örterek namazlarını kılmaları gerektiğini bildiren hadisleri mevcuttur.

         Asrısaadetten günümüze kadar devam eden uygulama da böyledir. Bu konuda fıkıhçılar görüş birliği içindedir. Buna mukabil kadınların ayakları açık namaz kılamayacakları tartışma konusu olmuştur.

         Şafiiler ayakları da avret kabul ettiklerinden namazda ayakların da örtülmesi gerektiğini söylemişler.

         Hanefi fıkıhçılar kadınını el, yüz ve ayakları avret mahalli kabul etmediklerinden kadınların çorapsız namaz kılabileceklerini söylemişler.

 

Milli Piyango biletini hediye almak caiz mi?

     Milli piyango, bir şans ve kumar oyunu olduğundan, ister akaryakıt istasyonları, marketler…  alış-veriş karşılığında bedava olarak müşterisine versin, isterse iki arkadaş birbirine hediye etsin, isterse kişi bizzat para vererek bileti satın alsın fark etmeksizin ki hepsi de haramdır.

     Buna göre kişinin bileti bizzat alması ya da hediye olarak kabul etmesi arasında fark yoktur. Her ikisi de haramdır.

 

Günün Ayeti

İki melek insanın sağında ve solunda oturarak yaptıklarını yazmaktadırlar. İnsan hiçbir şey söylemez ki yanında gözetleyen, yazmaya hazır bir melek bulunmasın”

Kaf, 50/17-18.

 

Günün Hadisi

Halkın arasına girip, sıkıntılara sabreden müminin sevabı, onların arasına girmeyen ve sıkıntılara sabretmeyen müminin sevabından daha fazladır.

İbni Mace, "Fiten", 23.

 

Günün Sözü

"İdare etmek değil, idare edilmek için eğitilen kuşaklar İslam'ın ilerlemesini sağlayamazlar." Aliya İzzetbegoviç

 

Günün Duası

Allah'ım! bütün işlerimizin sonucunu güzel eyle, bizi dünyada da ahirette de rezil olmaktan

koru.

 

Bunları biliyor muyuz?

Ehl-i Heva Nedir?

Nefsine uyan, nefsinin arzu ve isteklerinin peşinde koşan kimse demektir.

 

Günün Nüktesi

Üç soru bir cevap...

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'ye felsefecilerden bir grup geldi. Soru sormak istediklerini bildirdiler. Mevlânâ bunları Şems-i Tebrîzî'ye havâle etti. Bunun üzerine onun yanına gittiler. Şems-i Tebrîzî hazretleri mescidde, talebelere bir kerpiçle teyemmüm nasıl yapılacağını gösteriyordu. Gelen felsefeciler üç soru sormak istediklerini belirttiler, Şems-i Tebrîzî;

"Sorun!" buyurdu. İçlerinden birini başkan seçtiler. Hepsinin adına o soracaktı.

Sormaya başladı:

"Allah var dersiniz, ama görünmez, göster de inanalım."

Şems-i Tebrîzî hazretleri;

"Öbür sorunu da sor!" buyurdu.

O;

"Şeytanın ateşten yaratıldığını söylersiniz, sonra da ateşle ona azâb edilecek dersiniz hiç ateş ateşe azap eder mi?" dedi.

Şems-i Tebrîzî;

"Peki, öbürünü de sor!" buyurdu.

O;

"Âhirette herkes hakkını alacak, yaptıklarının cezasını çekecek diyorsunuz. Bırakın insanları canları ne istiyorsa yapsınlar, karışmayın!" dedi.

Bunun üzerine Şems-i Tebrîzî, elindeki kuru kerpici adamın başına vurdu. Soru sormaya gelen felsefeci, derhâl zamanın kadısına gidip, davacı oldu. Felsefesi Kadıya:

"Ben, soru sordum, o başıma kerpiç vurdu." dedi.

Şems-i Tebrîzî;

"Ben de sadece cevap verdim." buyurdu.

Kâdı bu işin açıklamasını istedi. Şems-i Tebrîzî şöyle anlattı:

"Efendim, bana Allah’u Teâlâyı göster de inanayım, dedi. Şimdi bu felsefeci, başının ağrısını göstersin de görelim."

O kimse şaşırarak;

"Ağrıyor ama gösteremem." dedi.

Şems-i Tebrîzî;

"İşte Allah’u  Teâlâ da vardır, fakat görünmez.

Yine bana, şeytana ateşle nasıl azap edileceğini sordu. Ben buna toprakla vurdum. Toprak onun başını acıttı. Hâlbuki kendi bedeni de topraktan yaratıldı.

Yine bana;

"Bırakın herkesin canı ne isterse onu yapsın. Bundan dolayı bir hak olmaz." dedi. Benim canım onun başına kerpici vurmak istedi ve vurdum. Niçin hakkını arıyor? Aramasa ya! Bu dünyada küçük bir mesele için hak aranırsa, o sonsuz olan âhiret hayatında niçin hak aranmasın?" buyurdu.

 

YORUM EKLE