Karı koca tartıştığında koca hanımına babanın evine git demesi nikâhlarına bir zarar verir mi?

Karı koca tartıştığında koca hanımına babanın evine git demesi nikâhlarına bir zarar verir mi?

      Boşama lafızları sarih ve kinaye olmak üzere ikiye ayrılır.

      Sarih demek: Kişinin açık ve net olarak hanımını boşaması ve sözünün başka anlama gelememesi demektir. “ Seni boşadım” demek gibi. 

       Kinaye ise: Söylenen sözün iki anlama gelmesi demektir. Yani hem boşamaya hem de başka bir manaya gelmesi demektir. Şayet kinayeli bir sözde koca boşamayı kastetmiş ise nikah düşer boşama geçerli olur. Ama koca sözünde boşamayı kastetmemiş ise o zaman boşama meydan gelmemiş olur.

      Dolayısıyla “babanın evine git” sözü de kinayeli bir sözdür. Böyle bir söz boşama için söylenmiş ise, yani ben seni boşadım ben seni istemiyorum onun için babanın evine git anlamında söylenmiş ise bu boşama olmuştur, nikah düşmüştür.  Babanın evine git sözü boşamak niyeti ile söylenmemiş ise o zaman da boşama olmaz nikah yerinde kalır.

 

Menfaat karşılığında borç vermek caiz mi?

     İmkânlar dâhilinde kişinin ihtiyacını görmek, yardımcı olmak, borç vermek dinen hoş ve güzel olan bir davranıştır. Ancak bu yardımı yapar ya da borç verirken bir menfaat karşılığında yapmamak lazım. Hatta bir menfaat elde etmek karşılığında yapmak dinen caiz değildir. Nitekim sevgili Peygamberimiz: “menfaat celbeden her borç faizdir”. Buyurarak bu tarz bir borç anlayışını yasaklamıştır. 

      Fakat bir şart olmadan veya borç alırken bir fazlalık şartı koşulmadan ya da başka bir menfaat şart koşmadan ödemede verilen fazlalığın veya bir hediyenin bir sakıncası yoktur. Hatta Şafiî mezhebine göre böyle bir davranış sünnettir. Zira kişi bir iyilik yapmıştır siz de pazarlık ve şart olmadığı halde gönlünüzden gelmiş ve borç verene bir jest yapmış olduğunuzdan caizdir.

       Ancak borcu verirken başta böyle bir fazlalığı şart koşmak caiz değildir. Çünkü böyle bir fazlalık faiz olur faiz ise İslam’ın yasakladığı ve haram kabul ettiği büyük günahlardan bir günahtır.

 

Dalgınlıkla kaçırdığımız namazdan dolayı günaha düşer miyiz?

     Unutularak kılınmayan namazların kılınmadığından dolayı bir günahı yoktur. Ancak bu nazmın en yakın zamanda kaza edilmesi gerekir. Zira herhangi bir sebeple vaktinde kılınmayan ve böylece yükümlünün zimmetine borç olarak geçmiş bulunan namazların bir tek ödeme yolu vardır, o da kılamadığımız namazları kılmaktır. Yani kaza etmektir. Bundan başka namazın zimmetten düşürülmesi için bir yol yoktur.

      Dolayısıyla hangi sebeple kazaya kalmış olursa olsun vaktinde kılınmamış bir namazın borcundan kurtulmak için illaki onu kaza etmek gerekir. Fidye veya para vermek ya da başkasına kıldırmak şekli ile bu namaz borcu ödenmez. 

 

Helal haram açısından nişan nikah gibi kabul edilebilir mi?

      Nişan birbiriyle evlenmeye aday olan kimseler için va'd bir sözden ibaretdir. Nikah değildir. Nikahlılar için mübah olan şey asla nişanlılar için mübah olamaz. Nişanlılar nikah olmayınca birbirine yabancıdırlar. Hz. Peygamber bu hususta şöyle buyurmaktadır: ''Bir erkekle bir kadın yalnız olarak bir araya gelirlerse mutlaka onların üçüncüsü şeytandır.''

     Buna göre nişanlıların yalnız olarak kapalı bir mekanda bir araya gelmeleri haram olmuş oluyor. Kaldı ki nice nişanlılar nişanları bozularak ayrı ayrı kimselerle evlenmişlerdir. Bunun için nişanlıların ciddi davranmaları ve İslam'ın yasakladığı hududu aşmamaları gerekir.

Günün Ayeti

Her şeyin bir sebebi var.

 

Günün Hadisi

İnsanların en iyisi, geç kızıp öfkesi çabuk geçendir. En kötüsü de, çabuk kızıp öfkesini geç yenendir.

 

Günün Sözü

İki şey aklın eksikliğini gösterir: Konuşulacak yerde susmak, susulacak yerde  konuşmak. (Sadi)

 

Günün Duası

Allah’ım bizi doymak bilmeyen nefisten koru.

 

Bunları biliyor muyuz?

Şeyh kime denir?

  Tasavvufta, nefsinden fâni Hak'ta bâkî, velî, Allah dostu; isteklilere rehberlik etmek ve onları irşad etmek ehliyet ve liyâkatına sahip bulunan kâmil insan, rehber, delil, mürşid demektir.

   Gerçek şeyh, Allah'ı kullarına, kulları da hem Allah'a hem de birbirlerine sevdirebilen kâmil insandır. Şeyh, mürîd ve müntesiplerini bir annenin çocuğunu eğitip yetiştirdiği gibi terbiye edip yetiştirir.

 

Günün Nüktesi

Kırk  Sene Yatsı Abdestiyle Sabah Namazı

     İmam-ı Âzam  Ebu Hanife hazretleri bir gün yolda giderken iki kişinin kendisi hakkında "İşte yatsı abdestiyle sabah namazını kılan zat budur" diye konuştuklarını duyar. Bunun üzerine:

      - Yâ Rabbi, bu insanları yalancı çıkarma. Ben, senin huzuruna bende olmayan bir sıfatla çıkmaktan haya ederim, diyerek ondan sonra yatsı abdestiyle sabah namazını kılmaya başlamış ve bu 40 sene devam etmiş.

      Hazreti İmam'ın namaz kıldığı mescidin müezzini anlatıyor:

      - Yatsı namazını kılıyorduk. İmam namazda "Zilzal" sûresini okudu. Cemaat içinde İmam-ı Âzam da vardı. Namaz bitti, herkes çıktı. İmam-ı Âzam tefekkür halinde, olduğu gibi duruyordu. Onu rahatsız etmemek için kandili yanar vaziyette bırakarak çıktım. Onun mescidde kalacağını tahmin ederek kapıyı kilitledim. Sabah ezanını okuyup içeri girdiğimde, o hâlâ ayakta ve sakalını eline almış şöyle yalvarıyordu:

      - Ey zerre kadar hayrı da, zerre kadar şerri de karşılıksız bırakmayan Allah'ım. Bu kulunu cehennem azabından ve ona yaklaştıran şeylerden koru. Bu kulundan rahmetini esirgeme.

      İçeri girince beni fark etti. Zamanın geçtiğinden haberi yoktu. Yatsı namazı yeni bitmiş zannederek:

      - Kandili mi alacaksın? dedi. Ben:

      - Hayır, sabah ezanını okudum, dedim. Bunun üzerine sabah olduğunu anladı ve bana:

      - Bu gördüğünü kimseye söyleme, diye tenbih etti. Kendisine söz verdim ve vefatına k

adar bunu kimseye söylemedim.

      Hz. imam sabah namazının sünnetini kıldı ve oturdu. Sonra bizimle beraber farzı da kıldıktan sonra çıktı. Ben anladım ki, sabah namazını yatsı namazının abdestiyle kılıyordu. Çünkü mescidin kapısı akşamdan kilitlenmişti.

 

 

YORUM EKLE