Kişinin evde tek başına kıldığı teravih namazı geçerli olur mu?

Kişinin evde tek başına kıldığı teravih namazı geçerli olur mu?

         Camii ve mescidlerde teravih namazı cemaatle kılındığı halde bir özrü olmaksızın cemaati terk edip bu namazı evinde kılan kimse, günah işlemiş olmaz. Ama cemaat sevabından ve faziletinden mahrum kalır.

         Aynı şekilde bir kimse evinde cemaatle teravih namazını kılsa cemaat sevabını alır ama mesciddeki sevaba erişemez. Çünkü mescitlerin fazileti fazladır. Ayrıca bu namaza gitmek için de yürümek bir sevaptır.

 

Kimler zekat vermekle mükelleftir?

         Zekatın farziyetinin temelinde her ibadette olduğu gibi iman şartı vardır.  Yani  zekatı verecek kimsenin Müslüman olması şartı vardır.

     İmandan sonraki şart kişinin hür, akıllı, tabi ihtiyaçlarından fazla artıcı vasıftaki mala tam bir mülikiyetle sahip olup ve bu mülkiyetinin üzerinden bir sene geçmesi halinde kendisine zekat farz olur.

         Zekat bir ibadet olduğundan İslam topraklarında yaşayan gayr-i müslim (zımmiler) vatandaşların yükümlü olması hiç gündeme gelmemiştir. Çünkü kişinin bir ibadetten sorumlu olması için İslam inancına göre öncelikle iman etmesi lazım. Akıllı ve baliğ olma şartları da fıkıhçılar arasında tartışma olmuştur. Bu kimselerin zekat vermeleri gerekir diyen olduğu gibi vermelerine gerek yoktur diyenlerde olmuştur.

 

Ortak olarak ekilen tarlanın ürününün zekatını kim verir?

            Arazî mahsullerinin öşrünü, arazi sahibi değil, ürünün sahibi verir. Eğer malın sahibi tarlasını ekilmek üzere başka birisine vermişse mahsulün zekatını eken kişi öder.       

            Arazi belli bir ücretle kiralanmışsa, zekatı kiracı öder. Eğer arazi, yarı yarıya ile kiralanmışsa, malın sahibi ve eken kişi, hisselerine düşen mahsulün zekâtlarını ayrı ayrı verirler.

 

Fıtır sadakası vermek için zengin olmak şart mı?

          Hanefi mezhebine göre fıtır sadakası yükümlüsü sayılmak için kişinin varlıklı olması gerekir. Varlıklı olma ölçüsü Hanefilere göre meskeni, ev eşyası, elbisesi,  geçim masrafları ile borçları dışında artıcı nitelikte olsun olmasın 85 gr altın değerinde malı olan kimse bu mala sahip olduktan sonra bir yıl geçmiş olma şartı da aranmaksızın fıtır sadakası ile yükümlüdür.

          Şafii mezhebi fıkıhçılarına göre ise, fıtır sadakasının farz olması için zenginlik ölçüsü olan nisaba malik olmak şart değildir. Şafiilere göre zengin, fakir her Müslüman fıtır sadakası ile yükümlüdür. Ancak Şafiilere göre fıtır sadakası için kişinin temel ihtiyaçlarının yanı sıra bayram günü ve gecesini yetecek kadar azığa sahip olması gerekir.

 

Zekat vermek için zenginlik sınırı (nisab) yıl boyunca devam etmesi gerekir mi?

          Hanefi fıkıhçılarına göre bir malda zekatın farz olabilmesi için o malın hem sene başında hem de sene sonunda nisaba ulaşmış olması şarttır.

        Bir kimse sene başında nisab miktarına ulaşan bir mala sahip olsa, bu mal sene içinde nisabın altına düşse hatta tamamen tüketilirse, fakat sene sonunda yine nisab miktarına ulaşsa, sene sonu hesabıyla zekata tabi olur.

         Mesela demir ticareti yapan bir tüccarın deposunda sene başında yüz ton demir varken sene içinde bunların bir kısmını satış yolu ile tüketse ve yerine elli ton demir alsa, sene sonundaki bu demir ile kasa mevcudunun zekatını vermekle sorumludur.

        Şafii fıkıhçılarına göre ise: Nisabın bütün sene boyunca bulunması lazım. Bir mal sene içinde nisabın altına düşerse ona zekat vacip olmaz. Bir kimse sene başında nisab veya nisab miktarını aşan bir mala sahip olsa, sene içinde satış ve hibe gibi yollarla bu mal nisabın altına düşse, o kimse nisab miktarı mala sahip olana kadar zekatla mükellef değildir.

 

Ramazan ayında iş yoğunluğundan dolayı namazı kazaya bırakmak caiz mi?

       İslam'da namaz, oruç ve hac gibi ibadetler için belirli ifa vakitleri konulmuştur. Bu vakitlerin kaçırılması halinde artık eda değil, kaza söz konusudur. Farz namazların kendi vakitleri içinde kılınması farzdır. Özürsüz olarak bir namazın kazası ile, bu kimsenin üzerinden namaz borcu düşse de geciktirmekten meydana gelen günah devam eder. Bunun için, namazı kaza eden kimsenin, ayrıca Allah'a tövbe etmesi gerekir.

       Ciddi özür ve mazeretler namazı tehir etmek için meşru bir yoldur. (Yolculuk... gibi)

Fakat günlük işler, sanat ve meslekler, aile fertlerinin geçimini sağlamak için yapılan çalışma ve işler namazın kazaya bırakılması için özür sayılmaz.

 

Birisinden alacağı olan kimse bu alacağının zekatını vermek zorunda mı?

          Geri ödeneceği kesin olan alacakların, her yıl alacaklı tarafından zekatlarının ödenmesi gerekir. Alacak tahsil edilmeden önce zekatı verilmemişse, tahsil edildikten sonra, geçmiş yıllara ait zekatlar da ödenmelidir.           

          İnkar edilen veya geri alınma ihtimali olmayan alacakların her yıl zekatının verilmesi gerekmez. Şayet böyle bir alacak daha sonra ödenirse zekatını öder.

 

Günün Ayeti

Her kim iyi bir iş yaparsa, kendi lehine yapmış olur. Kim de bir kötülük yaparsa, kendi aleyhine yapmış olur. Rabbin kullara zulmedecek değildir.

Fussilet, 41/46.

 

Günün Hadisi

“Biriniz abdest alıp camiye geldiği zaman kimseye eziyet etmediği sürece; Melekler bu kimse hakkında, ‘Allah’ım! Bu kulunu bağışla, ona merhamet et ve tövbesini kabul et’ diyerek dua ederler”

Ebu Dâvûd, "Salât", 49.

 

Günün Sözü

Gülerek isyan eden, ağlayarak Cehennemde yanar.

İbn-i Abbas

 

Günün Duası

Ya rabbi bizi orucun ve namazın şefaatine nail olan kullarından eyle.

 

Bunları biliyor muyuz?

İtikaf nedir?

 İtikâf fıkıhta bir mescitte belirli kurallara uyarak ibadet niyetiyle kalmak demektir.

 

Günün Nüktesi

Hz. Osman'ın Cömertliği...

            Hz. Ebu Bekirin halifeliği sırasında Medinede büyük bir kıtlık baş göstermişti. Halk ekmek yapmak için buğday bulamaz olmuştu. Hz. Osman da bu sırada Şam’a bir ticaret kafilesi göndermiş, oradan yüz deve yükü buğday satın alarak Medineye getirmişti. Bu miktar, halkın buğday ihtiyacını karşılayabilecek kadardı.

            Bazı tüccarlar derhal Hz. Osman’a müracaat ettiler. Şamdan getirdiği bu buğdayı satın almak istediler. Buğdayın bir ölçüsüne 4 dinar veriyorlardı. Hz. Osman, “Sizden daha fazla veren var” dedi ve buğdayı hiç kimseye satmak istemedi. Tüccarlar bu durumda teklif ettikleri fiyatı artırdılar. Fakat yine Hz. Osman’dan, “Sizden daha fazla veren var” cevabını aldılar. Nihayet buğdaya verebilecekleri en yüksek fiyatı verdiler. Fakat yine Hz. Osman’ın ağzından “Sizden daha fazla veren var” sözünden başka bir laf çıkmıyordu. Bazıları onun bu tutumunu, fırsat düşkünlüğüne ve çok kazanma hırsına bağlıyordu. Konuyu Halife Hz. Ebu Bekire anlatmaya karar verdiler. Ondan Hz. Osman ile aralarını bulmasını istediler.

            Halifenin huzuruna çıkarak durumu olduğu gibi anlattılar. Hz. Ebu Bekir anlatılanları sonuna kadar dinledi ve onlara, “ Bu işte bir gariplik var” dedi. “Bana öyle geliyor ki siz Hz. Osman’ın sözünü iyi anlayamadınız. O, halkın ihtiyacını fırsat bilip ondan kâr ve çıkar elde edecek kimse değildir. Böyle davranışının mutlaka bir hikmeti vardır. Haydi beraber gidip konuyu bizzat kendisinden öğrenelim” dedi.

         Hep birlikte Hz. Osman’ın yanına vardılar. Hz. Ebu Bekir tüccarların anlattıklarını Hz. Osman’a söyledi. Ona malını niçin verilen fiyata satmadığını sordu. Hz. Osman’ın bu soruya cevabı şaşırtıcıydı. Hz. Osman sadece Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için buğdayı yoksullara ücretsiz dağıtacağını söyledi.

 

 

Kur’an’da ismi geçen Peygamberler

Hz. Yahya:

Kur’an’da adı 5 defa geçmektedir. Hz. Zekeriyya’nın oğludur. Adı daha önce hiç kullanılmamış bir isimdir ve Allah tarafından konulmuştur. Hazreti İsa’nın  müjdecisidir.

 

Hz. Peygamberin Sahabeleri

Abdullah b. Mesud

            İlk müslümanlardan ve cennetle müjdelenen on sahabeden birisidir. Fakir bir ailenin çocuğu olduğu için İslâmiyet’e girmeden önce pek tanınmayan Abdullah b. Mes‘ûd, çocukluğunda Ukbe b. Ebû Muayt’ın sürülerine çobanlık yaptı. Hz. Hatice ve Ali’den sonra İslâmiyet’i kabul eden üçüncü kişi olduğu söyleniyorsa da bizzat kendisi, altıncı müslüman olmaktan şeref duyduğunu belirtmektedir.

            Mekke’de diğer müslümanlarla birlikte o da müşriklerin eziyet ve işkencelerine mâruz kaldı ve bundan kurtulmak için Habeşistan hicretlerine katıldı. Müşriklerden korkmadan ve onlardan gelecek baskılara aldırmadan, Hz. Peygamber’den sonra Kâbe’de âşikâre Kur’an okuyan ilk sahâbî olan Abdullah b. Mes‘ûd, aynı zamanda Medine’ye ilk hicret edenler arasında yer aldı.

            Kaynaklar onun Hz. Peygamber zamanındaki bütün savaşlara katıldığını bildirmektedir. Bedir’de savaştan bir önceki gece keşif kolunda görev aldı ve savaş sırasında yaralı olarak bulduğu Ebû Cehil’i öldürdü. Hz. Peygamber, ümmetin Firavun’u diye vasıflandırdığı Ebû Cehil’in öldürülmesinden dolayı Allah’a hamdederek Abdullah’ı övmüş ve Ebû Cehil’in kılıcını ona vermiştir.

            Güzel sesliydi ve çok güzel Kur’an okurdu. Sahâbe arasında ahlâk ve yaşayışı bakımından Resûlullah’a en çok benzeyen bir kimse olarak kabul edilirdi. Hz. Peygamber’in hayat tarzını, kıyafetini, ahlâk ve tavırlarını örnek almada son derece gayret gösterirdi. Bir yandan Hz. Peygamber’in özel hizmetinde bulunurken diğer yandan da yeni müslüman olanlara İslâmiyet’i öğretirdi.

            İbn Mes‘ûd, Hz. Ömer tarafından Kûfe kadılığı ve beytülmâl idaresi ile görevlendirildi. Daha sonra Şüreyh’in kadı olarak tayin edilmesi üzerine yalnızca beytülmâlle ilgili görevini sürdürdü. Ömer şehid edilince Medine’ye döndü ve bir süre orada kaldıktan sonra Halife Osman tarafından Kûfe’deki eski görevine iade edildi. Miladi 653 yılında vefat etti.

Kutsal Mekanlar:

Mescid-i Cin (Cin Mescidi):

    Peygamber Efendimiz Taif’ten Mekkeye döndükten sonra buraya gelmiştir. Sabah namazını kılarken okuduğu Kuran’ı cinler dinledikleri için buraya Mescid-i Cin denilmiştir.    Mekke’nin Şam tarafındadır. Mualla kabristanının, Batn-ı Vadiye bitişik olan duvarının karşısında Cebel-i Hacun’un mukabilinde toprak altı bir mescittir. Cennet-i Muallaya gelenler burada ikişer rekat namaz kılarlar.

 

 

YORUM EKLE