SARRAF DAVASININ SİYASAL İZDÜŞÜMLERİ


Bu makale 2017-12-06 18:33:36 eklenmiş ve 546 kez görüntülenmiştir.
Muhammed Tunç


Türkiye günlerdir; iktidarıyla, muhalefetiyle, bürokrasisiyle ve basınıyla topyekûn olarak bu davaya kilitlenmiş durumdadır. Çünkü bu dava, siyasal sonuçları açısından birçok deşifre edilmemiş küresel ilişki ağlarını açığa çıkartabilecek niteliğe sahiptir. Tabii bu ilişki ağlarını görebilecek ve anlayabilecek bir ferasete sahipsek eğer.

Açık yüreklilikle ve öncelikle şunu ifade etmeliyim ki; sanık sandalyesindeki Sarraf’ın nasıl tanık sandalyesine oturtulduğunu, bu süreçlerin hangi aktörler tarafından yürütüldüğünü ve buna neden göz yumulduğunu tespit etmeden ve analiz etmeden bu davayı anlamamız mümkün değildir. Sarraf’ın yurtdışına kaçmasına kimler göz yumduysa ve bu kaçışta kimlerin parmağı varsa, işte onlar da bu davanın yargılan(a)mayan suç ortaklarıdır.

Hayatta basit soruların basit cevapları vardır. Rıza Sarraf 1 Kasım seçimlerinden önce Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun olduğu bir dönemde hükümetten -basının yazdığından hareketle- bir güvence istemesine rağmen neden Sarraf’a bir güvence verilmedi? Acaba birileri ileride Sarraf’ın gidip itirafçı olmasının siyasal sonuçlarını bilip, bu durumdan nemalanmak mı istiyordu? Bu güvence talebinden ret cevabı almasından çok kısa bir süre sonra Sarraf 19 Mart 2016’da Miami’de tutuklandığında, yapılan pazarlığın sonucundan Türkiye’de kimler haberdardı ve bu duruma neden sessiz kalındı.

Bilindiği gibi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi İran’la ilgili olarak dört kez (2006, 2007, 2008 ve 2009 yıllarında) yaptırım kararı aldı. Türkiye bu yaptırım kararlarının hiçbirisine aykırı davranmamıştır. Zaten Sarraf davası da BM’nin yaptırım kararıyla ilgili değildir. Ama ABD, küresel ölçekteki algı operasyonlarıyla bu davayı uluslararası kamuoyuna farklı siyasal amaçlı imajlarla servis ederek, Türkiye’yi BM’nin yaptırım kararlarına aykırı davranmış gibi lanse etti ve halen de böyle lanse etmeye devam ediyor.

Oysaki ABD, İran’la ilgili olarak uyguladığı özel ambargosunu 16 Ocak 2016’da resmen kaldırdı. Durum böylesine ortadayken ‘‘Sarraf ABD’nin özel ambargosunu deldi ve Türk yetkililerde bu duruma yardım etti.’’ diye dava açmak, bu davanın siyasi olduğunun en açık göstergesidir.

Zira bu dava nedense ABD’nin en büyük federal bölge mahkemesi olan New York Güney Bölge Federal Mahkemesi’nde görülmektedir. Bu mahkemede 15 Sulh Hâkimi ve 44’de Ceza Hâkimi bulunmaktadır. Peki, 59 federal yargıçlı böylesi bir mahkemede Sarraf hangi suçtan dolayı sanık iken şimdi itirafçı niteliğinde bir tanık olmuştur? Rıza Sarraf ABD’nin İran ambargosunu delmekten ve bundan ötürü de kara para aklayarak bankacılık sahtekârlığı yapıp ABD’yi dolandırmaktan suçlanmaktadır. Bu durumdan kurtulabilmek için de Sarraf, bankacılık sahtekârlığı işini Halkbank’ın üzerine yıkıp tanık sıfatıyla Türkiye’ye karşı yürütülen davanın Truva atı olmuştur. Meselenin özü işte budur.

Bu dava hem uluslararası hukuka hem de devletlerarası hukuka aykırıdır. Eğer bir Türk vatandaşı ABD sınırları içinde bir suç işlediyse ABD, işte o zaman ceza hukuku açısından ancak böyle bir kişiyi yargılayabilir. ABD ‘‘Ülke olarak benim özel ambargo kararlarımı deldin.’’ Diyerek başka ülkelerdeki vatandaşları yargılayamaz. Kaldı ki Türkiye ile ABD arasında yargılama usulü esasına yönelik karşılıklı bir devletlerarası anlaşma da yoktur. Ayrıca bu davanın görüldüğü mahkeme sözde suç delillerini Türkiye Cumhuriyetinin yetkili makamlarından mı istemiştir?

Bütün bunlar gün gibi ortadayken bu davaya hukuk süsü vermek, gerçekleri görmezlikten gelip gerçeğe savaş açmaktır. Elbette bu davada kimin ne yolsuzluğu varsa ortaya çıkartılsın ve yargılansın. Ama bu yargılama ABD mahkemelerinde değil, Türkiye’deki bağımsız Türk mahkemelerinde olmalıdır.

Uluslararası ilişkiler açısından bir gerçeği de vurgulamak gerekirse o da şudur; uluslararası siyasetin bütün formları ve içeriği ‘‘Hangi devletin neyi, ne zaman, hangi koşullarda ve nasıl elde edeceğiyle’’ ilgilidir. ABD, Türkiye’den siyaseten istediğini alamayınca, bunun gerginliğiyle Sarraf davasını kullanarak Türkiye’ye karşı örtük bir savaş diplomasisi dili kullanmaktadır. Herkesin bildiği gibi diplomasi; savaş yapmadan devletlerarası problemleri çözmeyi hedefleyen müzakerenin ve iletişim sürecindeki dış politikanın adıdır. Bu manada Sarraf davası ABD’nin Türkiye’ye karşı yürüttüğü örtük bir savaş diplomasisinin başlangıcıdır.

Bundan iki yüzyıl önce Prusyalı general ve askeri bir teorisyen olan Carl von Clausewtiz ‘‘Savaş, siyasetin başka yöntemlerle devamıdır’’ der. ABD yetmiş ülkedeki sekiz yüz tane üssüyle dünyayı hizaya çekmeye çalışırken, Türkiye’nin Avrasya bloğuna yaklaşmasından epeyce bir rahatsız olmuştur. Artık ülke olarak uluslararası siyasetin yeni bir reel politik sürecine girmiş bulunuyoruz. Herkes bu sürece göre iç politikadaki gardını alsın ve ona göre kararını versin.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Arşiv Arama
- -
Anket
İlhaber Gazetesi Web Sitesi
© Copyright 2013 İlkhaber Gazetesi. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Arıkan Meselesi