Küs olan insanları barıştırmak için yalan söylemek caiz mi?

Küs olan insanları barıştırmak için yalan söylemek caiz mi?

Yalan, İslam dinin yasakladığı büyük günahlardan birisidir. Yalanın şakası da ciddisi de yasak ve haramdır. Nitekim sevgili Peygamberimiz bu hususta şöyle buyurmaktadır: “Şaka da olsa cidden de olsa söylenen yalan yalandır”

Başka hadislerinde ise şöyle buyurmaktadır:

“Şaka bile olsa yalan terk edilmedikçe olgun mümin olunmaz”

“Kul şaka ile de olsa yalanı, doğru bile de olsa mücadele ve münakaşayı terk etmedikçe, tam inanmış bir mümin olamaz.”

“İnsanları güldürmek için yalan söyleyen kimselerin vay haline”

    Yine bir başka hadiste efendimiz şöyle buyururlar: “insanları güldürmek için yalan söyleyen kişiye yazıklar olsun, yazıklar olsun, yazıklar olsun”

    Bu hadislerden hareketle şaka ile de olsa yalan söylemek caiz değildir. Yalan ancak şu üç yerde söylenebilir.

1-Karı kocanın arasını düzeltmek

2-Arası bozulan iki kişinin arasını düzeltmek için

3- Savaşta düşmanı mağlup edebilmek için.

     Buna göre küs olan iki insanın arasını düzeltmek ve onları barıştırmak için yalan söylemekte bir sakınca yoktur. Ancak imkan varsa yalan söylemeden barıştırmak daha evladır.

 

Mezarlık ziyaretinde kabir üzerine oturmak caiz mi?

     İnsanın dirisi saygın olduğu gibi ölüsü de saygındır. Dolayısıyla ölülere saygı duyulması ve saygısızlık anlamı taşıyan davranışlardan kaçınılması gerekir.

     Bu itibarla, zaruret olmadığı sürece, mezarların üzerinden geçilmesi ve kabirlerin üzerine oturulması dinen uygun bir davranış değildir. Nitekim sevgili Peygamberimiz kabre yaslanan sahabeyi uyarmış ve  “kabir sahibine eziyet etme!” buyurmuşlardır.

     Buna göre kabrin üzerinde oturmak dinen doğru bir davranış değildir.

 

Farklı dinden olanlar birbirine mirasçı olur mu?

       İslam’a göre din ayrılığı mirasçı olmaya mani hallerdendir. Yani baba ve oğul birbirine mirasçı olması için ikisinin de aynı inanç ve dinde olması gerekir. Yani ikisinin de Müslüman olması gerekir. Biri kafir diğeri Müslüman olursa ne baba oğula ne de oğul babaya mirasçı olamaz.

 

Dinen yasak olan bir hususta adakta bulunmak caiz mi?

     Adak, bir kimsenin dinen yükümlü olmadığı ibadet cinsinden bir şeyi kendisine vacip kılmasını ifade eder. Kur'an-ı Kerim'in değişik yerlerinde verilen sözün tutulması emredilir. Ayrıca kişinin yaptığı adağa uygun davranması iyi kulların vasıfları arasında sayılmaktadır.

      Hz. Peygamber de hadislerinde Allah'a itaat kabilinden adakların yerine getirilmesini emretmiş Allah'a isyan veya masiyet kabilinden olan konularda adakta bulunulmamasını, şayet yapılmışsa buna uyulmamasını istemiştir.

      Buna göre İslam fıkhında bir ilke olarak haram olan bir adak yerine getirilemez. İçki içme, zina yapma, hırsızlık yapma adağı… gibi. Ama Allah'a isyan ve masiyet olmadığı sürece yapılan adak yerine getirilmelidir.

 

Günün Ayeti

Ey iman edenler! Hepiniz barış ve selamete girin de şeytanın adımlarına uymayın. Çünkü o sizin aranızı açan belli bir düşmandır.

Bakara, 2/208.

 

Günün Hadisi

Ticaretin içerisine boş söz ve yalan karışabilir. Bu sebeple ticaretinizi sadaka vererek temizleyin.

Nesai, “Eyman”, 3.

 

Günün Sözü

Gerçek cimri, selam vermekte cimrilik yapan kimsedir.

Hz. Hüseyin

 

Günün Duası

Allah'ım bu günün bereketlerinden beni mahrum bırakma

 

Bunları biliyor muyuz?

Cihâd-ı Ekber Nedir?
Nefsin, insan tabiatının, bedeninin kötü isteklerini yerine getirmemek için yapılan mücadeleye denir. 

 

Günün Nüktesi

Biz nasıl at üzerinde olabiliriz?

     Yavuz Sultan Selim Han, ordusuyla çölü geçmeye hazırlanıyordu. Ancak, devlet erkanından bazıları çölü geçmenin mümkün olmadığını söylemişlerse de, Sultan bunları dinlememiş ve yoluna devam etmiştir. Hatta geri dönmekte ısrar eden Hüseyin Paşa’nın çadırını başına yıktırmıştır. Çöle yağmur ve kar yağdı

     Ordu 2 Ocak’ta Kurban Bayramı’nın birinci günü Gazze’ye vardı. Burada 9 Ocak 1517 gününe kadar kalındı. Yavuz Sultan Selim Han, bütün orduyu teftişten geçirdi. Uzun bir süre devam edecek çöl geçişi için her şey düşünülmüş ve hiç eksik bırakılmamıştı. Allah’ın bir lütfü olarak senelerden beri yağmur yüzü görmeyen bu çöle yağmur yağmaya başlamış, hatta bazı yerlere kar düştüğü de görülmüştü. Bu suretle Tih Sahrası’nın dayanılmaz sıcaklığı yok olmuş, her taraf bahar serinliği içinde iken ordu yoluna devam etmişti.

      Ordu harekete geçti. Bütün kuvvetleriyle Gazze’de toplanan Osmanlı ordusu eksikliklerini tamamladıktan sonra Sina Çölü’nü (Tih Sahrası) aşmak üzere 9 Ocak 1517 günü yürüyüşe geçti, geniş ve kumlu sahaya girdi.

Hasan Can’ın merakı

       Osmanlı ordusu, Sina Çölü’nde, kızgın kumlar üzerinde ilerliyordu. Bir ara Yavuz Sultan Selim Han atından indi ve yaya olarak yürümeye başladı. Bunu gören devlet erkanı ve süvari birlikleri de atlarından inerek yaya olarak yürümeye başladılar. Sultanın yürümesinin manasını anlamamışlardı. Herkes bunun sebebini merak ediyordu. Bir ara bunu öğrenmek isteyen Hasan Can, Sultan Selim Han’a yaklaşarak:

- "Hayırdır İnşallah Sultanım! Bütün ordu, devletlu Padişahımız acep niçin yaya yürürler? Merak eder." Diye sorunca, büyük Sultan:

Biz nasıl at üzerinde olabiliriz?

—İki cihan Sultan’ı Peygamber Efendimiz önümüzde yaya yürürken, biz nasıl at üzerinde olabiliriz" diye cevap verdi.

 

YORUM EKLE