Latin harfleriyle yazılmış Kur'an-ı Kerim'I okumak caiz mi?

Latin harfleriyle yazılmış Kur’an-ı Kerim’I okumak caiz mi?

 

       Kur’an-ı Kerim Arapça indirilmiş ilahi bir kitaptır. Halen kullanmakta olduğumuz Latin alfabesinde yer alan harfler Arapça’daki bütün sesleri karşılamamaktadır.

 

       Bu sebeple bir takım özel harf ve işaretler kullanılmadan, Kur’an-ı Kerim’in Latin alfabesiyle eksiksiz ve doğru olarak yazılması ve hatasız okunması mümkün değildir. “Transkripsiyon” denilen özel harf ve işaretler ise, Arap harflerini bilmeyenler için bir anlam taşımaz.

 

       Bu itibarla Latin harfleriyle yazılmış Kur’an-ı Kerim’i doğru ve düzgün okuma imkanı olmadığından, bu harflerle yazılan Kur’an'ı okumak uygun değildir. Arap harflerini bilmeyen kişilerin, ezbere bildikleri sureleri ve yüzünden de Kur'an'ın mealini okumaları daha isabetli olur.

 

 

 

İbadetini yapmayan kimsenin kazandığı paradan yeminin bir sakıncası var mı?      

 

      Dinen, koca ailenin reisidir ve evinin nafakasını temin etmekle yükümlüdür. Kazanç yollarının meşruluğuna riayet etmek yani helal lokma kazanıp çoluk çocuğuna ekmek getirmek onun sorumluluğundandır. Dolayısıyla helalinden bir rızık temin edip getiriyorsa sevabı, haramdan kazanıp getiriyorsa kocanın vebalı ve günahı olur. Bu anlamda kadının bu kazançta günahı veya sevabı yoktur.

 

       Dini emirleri yerine getirse koca görevini yerine getirmiş olur bundan da sevabını alır. Ama koca namaz, hac, zekat… gibi dini görevlerini yerine getirmiyorsa ya da içki, kumar, faiz… gibi Allah’ın haram kıldığı bir fiil yapıyorsa bunlar yanlış ve günah olmakla beraber rızkına ya da kazancına bir zarar vermez. Yani kazandığı para helal ise günah işlemekle bunu haramlaştırmaz. Yaptığı iş kazandığı ekmek haram ise namaz kılması bunu helalleştirmez.

 

      Dolayısıyla koca dini görevlerini ihmal ederek bir şey kazanıyorsa kadının bunda bir günahı yoktur. Bu kazançtan da yemesinde bir sakınca yoktur, vebali kocaya aittir.

 

     Aynı şekilde misafirin de bu kazançtan yemesinde bir sakınca yoktur. Ancak takvaya göre hareket edecekse yememesi daha evladır.

 

 

 

Cenazenin bulunduğu odada  Kur’an okumak caiz mi?

 

      Yıkanmadan önce veya yıkandıktan sonra, Kur'an-ı Kerim okunarak sevabı cenazenin ruhuna bağışlanabilir. Ancak bazı bilginler, yıkanıncaya kadar cenazenin bulunduğu odada sesli olarak Kur’an okumayı hoş karşılamamışlardır.

 

      Bununla beraber, cenaze yıkanmadan başka bir odada Kur'an okunabilir. Yıkandıktan sonar da bulunduğu yer veya odada da Kur’an okunabilir.

 

 

 

Kişi namaz kıldığı yerde ikinci bir namazı kılmak istediğinde neden yerini değiştiriyor?

 

       İslam inancına göre kıyamet günü namaz kılınan yerler kişiye şehadet edecektir.  Yani namaz kıldığımız mekânlar, camiler, mescitler, yerler… bize şahitlik edecektir. Söz konusu bu mekânlar falan Müslüman burada namaz kıldı diye bize ahirette şahitlik yapacaktır. İşte bu inançtan dolayı namaz kılan kişi değişik yerlerde namaz kılayım da bana şehadet edecek yerler daha çok olsun anlayışıyla bir namazı bir mekânda kıldıktan sonra diğer namaz için yerini değiştirmektedir.

 

      Toplumumuzda bir örf haline gelen bu uygulama hem güzel hem de dinde bir sakınca olmayan bir örftür.

 

 

 

Günün Ayeti

 

"İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır. "

 

 Necm, 39.

 

 

 

Günün Hadisi

 

"Yemeğin bereketi, yemekten evvel ve yemekten sonra elleri yıkamaktadır."

 

 

 

Günün Sözü

 

Bir insana tamamen güvendiğinizde iki sonuçtan birini elde edeceğiniz kesindir. Ya yaşam boyu dost, ya hayat boyu bir ders.

 

 

 

Günün Duası

 

Ya rabbi bugün beni ve ailemi bela ve musibet ile imtihan etme.

 

 

 

Bunları biliyor muyuz?

 

İktida Nedir? 

 

Cemaatle namaz kılınırken imama uymayı ifade eder. İmama uyan kimseye de muktedî denir. İmâma uymanın sahih olmasi için, muktedinin hem namaza, hem de imama uymaya niyet etmesi gerekir. Kadınların imama uymalarının sahih olması için kendilerinin böyle niyet etmelerinin yanında, imamın da imamlığa niyet etmesi gerekir.

 

 

 

Günün Nüktesi

 

Allah’ın insanı koruması…

 

     Zünnun-ı Mısri şöyle bir kıssa anlatır. Bir gün elbiselerimi yıkamak için Nil nehrinin kenarına gitmiştim. Nehrin kenarında dururken, bir de baktım ki, görülmemiş şekilde büyük bir akrep bana doğru geliyor. Çok korkmuştum. Beni onun şerrinden koruması için Allah’a sığındım.

 

      Akrep nehre geldiğinde, sudan büyük bir kurbağa çıkıp akrebe doğru geldi. Akrep kurbağanın sırtına binip suyun üzerinde yüzüp gittiler. Ben de onların arkasından yürüyüp, peşlerinden takip ettim. Nehrin karşı yakasına geçtiklerinde, akrep kurbağayı bırakıp dalları büyük, gölgesi çok olan bir ağacın yanına gitti. Bir de baktım ki, ağacın altında bir genç mışıl mışıl uyuyor.

 

      Kendi kendime: La havle vela kuvvete illa billa. Bu akrep nehrin ötesinden buraya bu genci sokmak için geldi dedim ve içimden, akrep gence yaklaştığı zaman hemen onu öldürmeye karar verdim, Akrebe yakın bir yerde durdum. Bir de baktım ki, karşıdan büyük bir yılan, genci öldürmek için gence doğru geliyor. Akrep ona hücum etti, üzerine çıkıp başını sokmaya başladı. Akrep yılanın ölmesine kadar başını sokmaya devam etti. Yılan öldükten sonra, akrep nehre döndü. Kurbağa da onu orda bekliyordu. Akrep kurbağanın sırtına bindi, nehrin öteki yanına geçtiler. Ben arkalarından onlara bakıp duruyordum.

 

     Nihayet dönüp gencin yanına geldim, uyuyan gencin başucunda durarak şu beyitleri söyledim: Ey uyuyan, Allah seni karanlığın içindeki her türlü kötülükten korur. Allah’tan gözler nasıl uyurki sana ondan bütün nimetlerin faydaları gelir.

 

     Genç benim bu sözlerimden uyandı. Kendisine hadiseyi anlattım. Bunun üzerine genç tevbe etti, ölünceye kadar hayatı böyle devam etti.

YORUM EKLE