Maddi ve Manevi sıkıntıların İlacı…

Maddi ve Manevi sıkıntıların İlacı…

Mükemmel bir plana göre yaratılan bu kainatta gayesiz ve görevsiz yaratılmış hiçbir varlık yoktur. Eşref-i mahlûkat olan insanın yaratılışı da şüphesiz gayesiz değildir.

Nitekim sadra şifa olan son kitap Kur’an-ı Kerimde  rabbimiz Allah’u Teale insanın görevi ile ilgili olarak mealen şöyle buyurmaktadır:  “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” bu ayetin ifade ettiğine göre yaratılışımızdaki  temel amaç ve  hikmetin Allah’a ibadet ve kulluk olduğudur.

İbadet ve kulluk  “Allah’a gönülden yönelmek, iyi ve güzel bir niyetle, Onun rızası için Salih, güzel, hayırlı amel işlemek; emir ve yasaklarını tutarak itaat etmek; imanı, güzel söz ve davranışlara dönüştürmektir.” Yani  imanı ibadetlerle kuvvetlendirmek ve süslemektir.

Diğer bir ifadeyle ibadet; hayatın bütününü kuşatan bir kulluk göstergesidir. Bu itibarla Allah’a ibadet ve kulluk; namaz, oruç, hac ve zekât gibi dinen belirli şartlara ve vakitlere bağlı olan bazı özel ibadetleri kapsadığı gibi; kişiye Allah indinde değer ve sevap kazandırıcı her türlü güzel söz ve salih amelleri de kapsamaktadır.

Binaenaleyh ibadeti sadece namaz kılmaktan oruç tutmaktan…  ibaret bilmememiz gerekir. Bilakis  namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek mutlaka edâ edilmesi gerekli birer ibadet olduğu gibi; başta ana-baba ve aile fertleri olmak üzere; eş-dost, komşu ve akrabalara karşı görev ve sorumlulukları yerine getirmek; hasta, yaşlı, ihtiyaç sahibi ve engelli kimselere maddeten ve manen yardımcı olmak; ruh, beden ve çevre temizliğine riâyet etmek, zararlı maddeleri yollardan kaldırmak da birer ibadettir.

Aynı şekilde; insanlara güzel söz söylemek, güler yüz göstermek, selâm vermek, kardeşlik hukukunun gereğini yerine getirmek, insanlar arasında adâletle hüküm vermek, kazancı helâl yollardan temin etmek ve kazandığını helal yollarla harcamak, İslâmî prensiplere uygun olarak ticarî ve iktisadî faaliyetlerde bulunmak; hatta her çeşit haram ve günahtan uzak durmak yine başlı başına birer ibadettir.

Nitekim sevgili peygamberimiz bir hadisi şerifinde “kişi beş şeyin hesabını vermeden hesap sahasından ayrılamaz bunlardan ikisi de malını nerden, nasıl kazandığı ve bu kazandığı malını nasıl harcadığıdır”. Yani Müslüman kişi helal yollarla kazanmak zorunda olduğu malını yine helal yollarla harcamak zorundadır. Sevgili peygamberimiz bir başka hadisinde ise “kardeşine tebessüm etmen sadakadır.” Sözü ile bir müslümanın yüzüne tebessüm etmenin dahi ibadet olduğunu vurgulamaktadır.

Tabi bu güzel ibadetleri ifa ederken bir şeyi unutmamamız gerekir. O da bu ibadetleri sadece ama sadece rıza-i ilahi için yerine getirme şuurudur. Zira ibadetler Allah rızası için Allah’a yapıldığında kişiye bir fayda sağlar. Allah’tan başkası adına ibadet yapılamayacağı gibi, Allah rızası dışında başka bir amaçla da ibadet yapılamaz.

Allah rızası için yapılan ibadetlerin maddî ve manevî hayatımız üzerinde çok olumlu etkileri vardır: Allah’ı anma vesilesi olan ibadetler; her şeyden önce müminlere Allah indinde değer kazandırır. İmanımızın olgunlaşmasını, ruhlarımızın yücelmesini, kalplerimizde Allah sevgisinin yerleşip yeşermesini sağlar. Bizleri kötü düşüncelerden, her türlü zararlı alışkanlıklardan, günahlardan, fuhşiyyattan, yanlış söz ve davranışlardan uzaklaştırıp ahlâkî güzelliğe kavuşturur. Nitekim mevlamız Allah’u Teale Kur’an-ı Kerim’de mealen şöyle buyurmaktadır: “Namazı kıl çünkü namaz kişiyi kötülüklerden alıkoyar.”

Kısaca ibadet, hakkı ile huşu içinde eksisiz ve ihlas ile yapıldığında kalplerimizi çeşitli sıkıntılardan, üzüntülerden ve stresten korur. Gönüllerimize huzur ve mutluluk verir. Yaratılışta mevcut olan aşırı duygu ve eğilimlerimizi frenleyerek, hayatımıza düzen ve ahenk getirir.

O halde hepimiz, ruhlarımızın gıdası, gönüllerimizin huzûr ve mutluluğu, maddî ve manevî sıkıntılarımızın ilacı, Yüce Allah’ın ihsan ettiği sayısız nimetlerin şükrü olan ibadetlerimizi yerine getirelim. Ahirette cezadan kurtulmanın ve ebedi mutluluk yurdu olan cennete kavuşmanın yegâne vesilesinin de Allah’a ibadet ve kulluk olduğunu unutmayalım.

 

Soru ve Cevaplar

Oruç fidyesi        ne     demektir?

Fidye, bazı ibadetlerin eda edilmemesi ya da edası sırasında bir takım kusurların işlenmesi hâlinde ödenen dinî-malî yükümlülüktür. İbadetlerle ilgili fidye, oruç ve hacda söz konusudur. İhtiyarlık ve şifa ümidi olmayan bir hastalık sebebiyle oruç tutamayan ve daha sonra da kaza etmesi mümkün olmayan

kimse, oruç tutamadığı her güne karşılık bir

fidye öder. Kur’an-ı Kerim’de, “Oruç tutmaya güç yetiremeyenler, bir fakir doyumu kadar fidye öder.” (Bakara, 2/184) buyrulmaktadır.

Bir fidye miktarı, bir sadaka-i fıtır miktarıdır. Sadaka-i fıtır ise bir kişiyi bir gün için doyuracak yiyecek veya bunun para olarak karşılığıdır.

Oruç fidyeleri, Ramazan ayının sonunda toptan verilebileceği gibi, Ramazan ayı içinde günlük olarak veya Ramazan ay› başında da verilebilir.

 

Cünüp olarak sabahlamak oruca zarar verir mi?

Oruçlu iken rüyada ihtilam olmak orucu bozmadığı gibi, gusletmeyi geciktirerek cünüp olarak sabahlamak da oruca bir zarar vermez. Ancak, zorunlu bir durum olmadıkça, hemen boy abdesti alınmalıdır.

 

Kişinin kullandığı arabasına zekat düşer mi?

İnsanın zaruri ihtiyaçları arasında ev, ev eşyası, giyeceği, yiyecek ve içeceği yanında binek vasıtası da sayılmaktadır. Meseleye zaruri ihtiyaç maddeleri açısından bakıldığında, arabaya zekat düşmeyeceği anlaşılmaktadır. Ev ve işyerinin işleri için kullanılan arabanın zekatı yoktur.

Ama bir araba ticaret için alınmış ise ona zekat düşer. Aynı şekilde ticari taksinin gelirine de   zekat düşer.

 

Kiraya verilen eve zekat vermek gerekir mi?

Ticaret için olmayan ev, arsa, araba ve benzeri malların kıymetleri üzerinden zekat gerekmez. Eğer bu ev ve benzeri malların kazancı, getirisi varsa ve bu getiriler, sahibinin diğer zekata tabii malları ile birlikte nisap ölçüsüne ulaşırsa yıl sonunda getirilerinin zekatı verilir.

Fakat araba gibi mallar binmek için değil de ticaret için kullanılıyorsa her yıl kıymetleri üzerinden zekat vermek gerekir.

 

Oruç fidyesi bir yoksula mı, yoksa birkaç yoksula mı verilmelidir?

Tutulamayan oruçların fidyeleri bir yoksula verilebileceği gibi birçok yoksula da pay edilebilir. Önemli olan bu fidyenin hak eden fakire verilmesidir.

 

Kişi işçisine zekat verebilir mi?

Zekat, fakir akrabadan başlamak kaydı ile fakirlere verilir. Zekat verilecek kimse fakir olduktan sonra zekat verenin ister işçisi olsun ister yabancı birisi olsun fark etmeksizin zekat geçerlidir. Tabii verilecek zekatı işçinin yevmiyesinden saymamak gerekir.

 

Kaynanaya ve kayınbabaya zekat verilir mi?

Şayet fakirlerse kaynanaya ve kayınbabaya zekat verme de bir beis yoktur. Ancak imkanları varsa zekat kendilerine düşmüyorsa kaynanaya ve kayınbabaya zekat vermek caiz değildir. Fakat kişi bunlara zekat verme hakkı olduğu halde, zekat vermeyip onlara sadaka verip yardımcı olsa bu da caizdir.

 

Bir tüccarın satmak gayesiyle aldığı gayr-ı menkule zekat düşer mi?

Bir tüccar alış veriş yaparak kazanç elde edip dükkan ve bina gibi şeyler satın alırsa, şayet satmak üzere satın almışsa tabiatıyla ticaret eşyası olduğundan yıl sonunda yanında mevcut bulunan bütün ticaret malıyla birlikte hesaplayarak zekatını verecektir.

Yoksa ticaret için değil, satın aldığı şeylerde oturmak veya kiraya vermek üzere satın almış ise artık ticaret malı sayılmadığından zekata tabi değildir. Ancak onlardan elde edilen kazanç nisaba bağlı olursa ve yanında bir yıl kalırsa zekatını verecektir.

 

Günün Ayeti

Namazı dosdoğru kılın zekatı verin; önceden kendiniz için hayır olarak neyi takdim ederseniz onu Allah indinde bulacaksınız. Şüphesiz Allah yaptıklarınızı görendir.

 

Günün Hadisi

Biriniz bir gün oruç tutacak olursa kötü söz sarf etmesin, bağırıp çağırmasın

 

Günün Dua

Ya rabbi bu mübarek ayın hürmetine bizi cehennem ateşinden koru ve cennetine al.

 

Günün Sözü

Ne irfandır veren ahlaka yükseklik ne vicdandır.

Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.”

Mehmet Akif Ersoy

 

Ramazan Kavramları:

Fasık nedir?

Allah’ın emir ve yasaklarına riayet etmeyen kimseye denir.

 

Günün Nüktesi

Mütevvekil ve Müteekkil…

Her şeyin olduğu gibi tevekkül duygusunun da tarih boyunca istismarcıları ve yanlış yorumlayıcıları olmuştur. Nitekim Hz. Ömer tembel tembel oturan bir grup Yemenliye sormuştur:

-Sizler kimlersiniz?

Onlar da:

-Biz mütevekkil insanlarız, deyince, Hz. Ömer:

-Hayır yalan söylüyorsunuz. Sizler mütevekkil değil düpedüz müteekkil (hazır yiyici) kimselersiniz. Gerçek mütevekkil tohumunu tarlaya atan ve ondan sonra Allah'a dayanan kimsedir, buyurarak bir yanlış telakkiyi hemen düzeltmiştir. Onlar, "Biz, mütevekkil kimseleriz" diyerek tembelliklerini dinî bir kisveye bürüyüp kendilerini haklı göstermeye kalkışmışlar.

Ama Hz. Ömer "Siz, mütevekkil değil, "müteekkil" kimselersiniz. Zira mütevekkil, tarlasını imar edip tohumu saçan ve gerisini Allah'a havale eden kimsedir. Diyerek onları çalışmaya sevk etmiştir.

 

Peygamberlerin Sıfatları

Emanet:

Güvenilir olmak” demektir. Peygamberlerin hepsi emin ve güvenilir kişilerdir. Emanete asla hainlik etmezler. Bu konuda bir âyette şöyle buyurulur: "Bir peygamber için emanete hıyanet yaraşmaz..."

 

Ramazan Manileri

Oruç tutmak izzettir

Bilene bir lezzettir

Onbir ayın sultanı

Mü’minlere rahmettir.

 

Dua eder melekler,
Kabul olur dilekler,
Teravihler kılınır,
Toplu atar yürekler.

 

YORUM EKLE