Mezarlık yaptırırken dinen nelere dikkat edilmelidir?

 

İslam dini, hayatında olduğu gibi ölümünde de insana gereken değeri vermiş, saygıyı göstermiş ve öldüğü andan itibaren ona yapılacak muameleyi de belirlemiştir. Bu anlamda İslam dini, kabir ve kabristanın düzenli ve tertipli yapılmasını, temiz tutulmasını ve yeşillendirilmesini, hayatta bulunan insanların ölülere karşı bir vefa borcu olarak görür.

     Ancak kabirlerin yükseltilmesi, üzerine kubbeli binalar yapılması, taşına övücü veya kaderden şikáyet edici sözler yazılması yasaklanmıştır. Buna karşılık mezarın bir-iki karış yükseltilmesi, israfa kaçmadan ve tevhid inancına zarar vermeyecek şekilde yapılmasında bir sakınca yoktur.

 

Ortak maldan ortaktan habersiz sadaka verilebilir mi?

        Bir malın veya şirketin ortaklığında bütün ortaklar eşit hak ve yetkiye sahiptir. Hiç bir ortak diğer ortakların izni veya onayı olmadıkça ortak malda tasarruf hakkı yoktur.

        Bu malda tasarruf etme hakkı olmadığı gibi ödünç verme hibe etme gibi hakkı yoktur. Fakat ortaklar birbirini bu işler için yetkili kılarsa tasarruf edebilir. Ortakların hepsi bu yetkiye sahip olursa hepsi de tasarruf edebilir.

 

Mazereti bulunmadan namazı terk eden dinden çıkar mı?
       Namaz ibadeti inançtan sonra sorumlu olduğumuz ilk ibadettir. Ahiret gününde de hesabını vereceğimiz ilk ibadettir. Dolayısıyla hiçbir mazereti olmadığı halde namazı terk eden kimse büyük bir günah işlemiş olur. Ama büyük günah işledi diye kafir olmaz ve İslam’dan çıkmaz.       

       Çünkü ehl-i sünnet inancına göre iman, kalben onaylama ve kabullenmedir, bu ortadan kalkmadıkça insan kâfir olmaz; yani dinden çıkmaz. Namaz kılmada inanç meselesi olmadığından ibadet olduğundan onu kılmamak Müslüman’ı kafir yapmaz. Ama Müslüman bir kimse her zaman ve her şartta namazını kılmalıdır. Asla ama asla ihmal etmemelidir.

 

Kuran okurken dudakları kıpırdatmadan sadece gözle okumak hatim olur mu?

      Kur’an-ı Kerimi,sadece gözle takip ederek okumaya mukabele denir. Tıpkı Ramazan ayında camii imamının okuyup cemaatin takip ettiği gibi. Ancak kişinin sesli okuduğu Kur’an okuyuşuna ise kıraat denir.

        Her iki okuma şeklinden de Müslüman sevap elde eder. Ancak hatim sevabına nail olmak için okuyuşun dil ile olması gerekir. Yani okuyuşta en az kişinin kendisini duyacak kadar sesini yükseltmesi lazım. Sadece göz ile okuması ile bir hatim olmaz.

 

Hz. Peygambere yapılan sihire binaen hangi sureler indirilmiştir?

      şrikler ve inanmayanlar Peygamberimizi öldürmek için çok sayıda komplolar ve tuzaklar kurmuştur. Ama hiç birinde muvaffak olamamışlardır. Allah Teâlâ her defasında efendimizi bu komplolardan ve tuzaklardan kurtarmıştır.

      Bunlar yine Hz. Peygamberi Hayber’de zehirlemek istemişlerdir ama Allah’ın izni ile buna muvaffak olamamışlardır. Hayber günü efendimize yapılan sihir de bu komplolardan birisidir. Her türlü sihir, komplo ve tuzaktan Allah’ın izni ve yardımı ile kurtulan efendimiz bu sihir tuzağından da kurtulmuştur.  Nitekim Kur’an-ı Kerim’de yer alan ve koruyanlar anlamına gelen muavvizeteyn dediğimiz Nâs ve Felak sureleri bu tuzak üzerine indirilmiş ve Hz. Peygambere sihiri bozmak için bu sureleri okunması emredilmiştir.

      Böyle bir olayla karşılaşan kişi bu illetten kurtulmak için bu sureleri okumalı ve Allah’tan yardım ve şifa dilemelidir.

 

Günün Ayeti

Şüphesiz ki biz, her şeyi bir kader (ölçü) ile yarattık.

 

Günün Hadisi

İnsanın bir vadi dolusu altını olsa ikincisini ister

 

 

Günün Duası

 Ya rabbi bugün sınava giren bütün öğrencileri muvaffak eyle.

 

Günün Sözü

Ey insan! İnsanların çokluğuna bakıp da aldanma. Çünkü sen, yalnız ölecek, kabre yalnız girecek, yalnız kabirden kalkacak ve kendi hesabını yalnız vereceksin.

Hasan-ı Basri

 

Bunları Biliyor muyuz?

Araf nedir?

Cennetle cehennem arasında bir yer olup, iyilikleri ve kötülükleri eşit olan Müslümanları bir süre bekleyeceği yerdir. Bu mekandaki insanlar hem cenneti hem cehennemi görecek olup süreleri dolunca cennete gireceklerdir.

 

Günün Nüktesi

Hz. Süleyman ve Belkıs

      Hz. Süleyman’ın haberdarı olan Hüdhüd kuşu ona bir gün şöyle haber getirir:

- Ben bugün şu ana kadar hiçbirimizin varlığından haberimiz olmadığı Sebe’yi gördüm onun kraliçesini gördüm. Büyük mülkleri, geniş topraklar var. Ancak bunlar bu kadar dünyalığa rağmen Allah'ı bırakıp güneşe secde ediyorlar. Ne yaptıklarının farkında değiller.

Hz. Süleyman bu durumdan rahatsız olur. Hemen o kraliçeye ve kendi gibi Allah'a ortak koşan yöneticilerine bir mektup yazarak, hak yola, İslam’a çağırıyor, yoksa ordularını sevk edeceğine değiniyor ve her şeyden önce ülkesine davet ediyordu. Kraliçe ülkesini akıllıca yönetiyor, acele kararların altına imza atmıyordu. Her şeyi ile mükemmeldi, sadece aklı ona Allah'ı bilmek ve sadece Allah'a ibadet etmek konusunda ihanet etmişti. Mektubu okuyunca öfkeye kapılmadı. Kendi başına bir karar almadı. Vezirlerine bu mektubu okuttu.

Bu mektup öyle sıradan bir mektup değildi. Zamanın en büyük kralından ve insanları Allah'a davet eden bir peygamberden gelmekteydi. Vezirler, güçlerinden, askerlerinden, teknolojilerinin üstünlüğünden bahsetmeye başladılar. Ancak bu konuda Kraliçe ikna olmayıp diğer yok olan krallıkları hatırlatıp, ülkenin ve halkının sonu olabileceğini de belirterek:

 Ben Süleyman’a çok kıymetli hediyeler göndereceğim. Eğer bu hediyeleri kabul ederse, o gerçekten bir kraldır ve bu takdirde durmayın hemen ona savaşın. Yok eğer hediyeleri kabul  etmezse, bu takdirde o bir peygamberdir, o zaman hemen ona tabi olun!

Kraliçe, denemek için Hz. Süleyman' hediyeler gönderir. Ancak Hz. Süleyman hediyelerine rağbet etmez, yüz çevirir.

- Beni dünya malı ile etkileyeceğinizi mi sanıyorsunuz? Mallarınız da, şirkiniz da sizin olsun. Bana Allah tarafından verilen çok daha hayırlıdır. Durum ciddidir. Mesele davet ve itaat meselesidir, alışveriş  meselesi değil.

Hz. Süleyman daha sonra orduları ile üzerlerine söyler. Heyet gelip durumu kraliçelerine anlatırlar. Anlatılanları dinleyen Kraliçe ve halkı Hz. Süleyman’a itaat ederler ve Hz. Süleyman'ı ziyaret etmek üzere Kraliçe yola koyulur.

Hz. Süleyman onların itaat etmiş olduklarına çok sevinir ve Allah'a hamd ü senalar eder. Kraliçeye Allah'ın mucizelerinden birini göstermek ister ki bu mucize ile Kraliçe Allah'ın güç ve kuvvetine, Hz. Süleyman'a vermiş olduğu nimetlere daha fazla delalet etsin. Bunun için, kraliçenin kuvvetli ve emin ellere teslim ettiği tahtını, o gelmeden önce getirmek istedi. Bu isteği yerine geldi ve mucize gerçekleşmiş oldu. Bu arada tahtın bazı detayda kalan özelliklerinin de değişmesin emretti, emri yerine getirildi.

Hz. Süleyman insanlardan ve cinlerden olan ustalara camdan büyük bir saray yapmalarını emretti, onlarda yaptılar, altından su akıttılar. Durumu bilmeyen herkes her tarafın su olduğunu sanırdı. Oysa su ile nehrin arasında cam vardı. Kraliçe Belkıs onu gördüğünde, hiç kuşkusuz onu su zannedip, eteklerini sıyıracaktı. İşte o zaman da hatası ortaya çıkacak, bakışının kusurlu olduğu ve dış görünüşün kendisini aldattığını idrak edecekti. Bu yöntem bin delil getirmekten daha tesirliydi.

Evet, öyle de oldu. Belkıs, onca aklı ve zekasına rağmen beklenen hataya düştü. Salonun döşemesinin cam değil akan bir su olduğunu sanarak eteklerini topladı ve öylece suya adım atmak istedi. Bu arada Hz. Süleyman kendisini hemen uyardı:

- Bu, pürüzsüz bir camdır sadece...

O anda kraliçenin gözündeki perde kalktı ve dış görünüşe aldanma hususundaki cehaletini anladı. Güneşe ibadet etmekle hata yaptığını idrak etti ve:

Süleyman’la beraber âlemlerin rabbi olan Allah'a teslim oldum, dedi.

YORUM EKLE