Mezhep değiştirmek imana zarar verir mi?


         Bir hak mezhepten öteki hak mezhebe geçmek caizdir.  Zira bütün ehlisünnet mezheplerine uymak caizdir. Hepsine de uymak caiz olduğundan isteyen istediği mezhebi tercih edebilir. Tercih ettiği gibi tercih ettiği mezhebi bırakıp başka bir mezhebe de geçebilir.

        Yani Hanefi olan birisi Şafiî Mezhebine,  Şafiî olan bir kimse de Hanefi mezhebine geçebilir.  Ancak, kişi bunu bir oyun haline getirmemelidir. Ancak bir mezhepten diğerine geçmek imana zarar vermez.

 

Selam verenin selamını almamak caiz mi?

          Dinimizce selam vermek sünnet onu cevaplandırmak ise farzdır. Bir topluma selam verildiği zaman o toplumdan sadece bir kişi bu selama karşılık vermesi bu farzı yerine getirmek için yeterlidir. Şayet cevap verilmese o toplumda oturan her Müslüman günahkâr olmuş olur.

          Selamı o toplumun içinde oturan bir kimsenin ismini zikrederek verme durumunda ise ismi geçen kimse bu selama karşılık verme zorunda diğerleri için bir şey söz konusu değildir.

        Selam, benden sana bir zarar gelmez, anlamına geldiğine göre her Müslüman bu güzel uygulamayı günlük hayatında yaşaması ve yaşatması lazım. Selam verdiği gibi verilen selama da karşılık vermesi gerekir. Çünkü Kur'an-ı Kerim de Allah'ü Teale mealen şöyle buyurmaktadır: 'Size bir selam verildiği zaman, ondan daha güzeliyle veya aynı selamla karşılık verin.' (Nisa 86)

 Cemaatle kılınan namaza sonradan yetişen kimse cemaat sevabını alır mı? 

     İmama namazın başında değil, birinci rek‘atın rükûundan sonra, ikinci, üçüncü veya dördüncü rek‘atlarda uyan kimseye mesbûk denir. Bu kişi son rekâtta da olsa cemaate yetişmiş olur ve cemaat sevabını alır.

Yumurtalık nakli yaparak çocuk sahibi olunabilir mi?

     Çocuk sahibi olmak her aile için çok önemlidir. Ancak dünya hayatında çok çeşitli imtihanlarla karşılaşabilmekteyiz. Bu imtihanlardan biri de çocuk sahibi olamamaktır.

      Bu hususta yanlış yollara, haram olan uğraşlara girmek ise doğru bir davranış şekli değildir. Çocukların insana verilmesi –ister erkek isterse kız olsun- veya bir insanın çocuğunun olmaması tamamen Yaratanın bir dileğidir.

      Yüce Rabbimiz bu hususu Kur’an-ı Kerim’de mealen şöyle bildirmektedir. “Göklerin ve yerin mülkü (hükümranlığı) Allah'ındır. O, dilediğini yaratır. Dilediğine kız çocukları, dilediğine erkek çocukları verir. Yahut o çocukları erkekler, dişiler olmak üzere çift verir, dilediği kimseyi de kısır yapar. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla bilendir, hakkıyla gücü yetendir.” (Şura Suresi, 49-50. ayetler)

    Yumurtalık nakli size ait olmayan bir üreme organının size aktarılmasıdır. Bu durumda ise doğacak olan çocuk yine size ait bir çocuk olmayacaktır. Yani sizin kocanızın spermi ile başka bir kadından alınan yumurtanın döllenmesi sonucu bir çocuk elde edilmiş olacak ki, bu durumda sadece siz taşıyıcı olacaksınız. Onu taşımış olmanız ise çocuğun size ait olduğu anlamına gelmez.

      Buna göre yumurtalık nakli yaparak çocuk sahibi olmak dinen caiz değildir.    

 

Vefat eden kimse memleketinde defnedilmesi husussunda vasiyeti varsa yerine getirilir mi?

    Dinimize göre cenazeyi öldüğü yere defnetmek menduptur. Cenazeyi defnetmeden önce başka yere nakletmek mekruh olmakla beraber caizdir. Definden sonra kabrinden çıkararak nakil ise kesin zaruret olmadıkça mutlak suretle caiz değildir.

      Buna göre memleketleri dışında başka şehirlerde veya yurtdışında ölenlerin vasiyetleri varsa doğdukları memleketlerine nakledilmeleri mekruh olmakla beraber caizdir. Ancak vefat ettikleri yere defnetmek daha doğrudur.

 

 

Günün Ayeti

Allah’a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin.

 

Günün Hadisi

Yalnız şu iki kimseye gıpta edilmelidir: Biri, Allah'ın kendisine verdiği malı hak yolunda harcayıp tüketen kimse, diğeri, Allah'ın kendisine verdiği ilimle yerli yerince hükmeden ve onu başkalarına öğreten kimse.

 

 

Günün Sözü

Hayatla ilgili en önemli dersler kitaplardan değil, yaşanan deneyimlerden alınır.

Mark Twaın

 

Günün Duası

Allah’ım bize dermansız dert, karşılıksız borç, imansız ölüm nasip etme

 

Bunları biliyor muyuz?

İsm-i Azam nedir?

Allah'ın en yüce ismi demektir.

 

Günün Nüktesi

Bu hesap Ahmet Rıfkı’nın kanıyla ödenmiştir…

       Çanakkale’de kızılca kıyametin koptuğu günler… İstanbul’da, düşmanın Çanakkale’yi geçtiği söylentileri, her meslek erbabından kişilerin akın akın Çanakkale’ye gitmesine sebep oluyor. Herkes, vatan toprağını düşman çizmeleri altında çiğnetmemek için çaba sarfediyor.

       Bunlardan biri de İstanbul’da yaşayan ve Vefa Lisesi’nde Fransızca muallimi olarak görev yapan Ahmet Rıfkı Bey.

       1915 yılının Mayıs ayında Ahmet Rıfkı her günkü gibi mektepten içeri girer. Koridorlarda sessizlik hâkimdir. İlk dersi birinci sınıflaradır ve aynı suskunluk o sınıfta da vardır. Talebeler başlarını önlerine eğmişler öylece sıralarında oturuyorlardır.

        Selâm verir Ahmet Rıfkı, ama çocuklar selâma karşılık vermezler. Ahmet Rıfkı şaşırmıştır ve talebelerine dönerek şöyle der;

Çocuklar nedir bu hâl?  Lütfen biriniz bana bunu izah etsin.

      Arka sıralarda oturanlardan biri ayağa kalkarak konuşur: “Hocam, mektebimizde ve mahallemizde eli ayağı tutan abilerimiz Çanakkale’ye gönüllü gittiler ama siz hala buradasınız. Biz de gitmek istiyoruz yaşımız tutmuyor, söyler misiniz, vatanımız elden giderse sizin verdiğiniz eğitim ne işe yarar?”

       Muallim Ahmet Rıfkı’nın konuşacak hali yoktur. Çocuklar elbette haklıdırlar ve o an kararını verir. Kendisi de Çanakkale’ye gitmelidir. Vatan için, Hakk ve Hakikat için düşmanla çarpışmalıdır.

       Yaşlı gözlerle sınıftan çıkar ve mektebin idaresine dilekçesini verir. Arkadaşlarıyla, talebeleriyle vedalaşır, evine gelir.

      Ahmet Rıfkı’nın hayattaki tek varlığı yaşlı annesi Ayşe Hanım’dır.. Vefa semtindeki evlerinde beraberce oturmaktadırlar. Durumu annesine anlatır, ondan hakkını helâl etmesini ister.

      Ardından mahallenin bakkalı, gün görmüş bir zat olan Selâhaddin Adil Efendiye uğrar ve şöyle der: “Selahaddin amca, düşman Çanakkale’de hançerini vatanın bağrına saplamış, Allahın izniyle onu çıkartmaya gidiyorum. Senden isteğim, anamı iaşesiz bırakma. Kısmetse dönüşte borcumu öderim.”

      Ahmet Rıfkı önce İstanbul’da kısa bir eğitim görür ve sonra Çanakkale- Düztepe’deki birliğine bölük komutanı olarak gider. Çeşitli cephe ve siper savaşlarına katılır. 19 Aralık 1915 günü İngilizlerin döşediği mayınlardan bir tanesi kendisine isabet eder ve bu göğsü iman dolu genç Türk subayı şehit olur. Ahmet Rıfkı’nın şehitlik haberi kısa zamanda İstanbul’a ulaşır. Annesi haberi alır, çok üzülür. Ama imanı bütün bir hanım olduğundan hadiseyi tevekkülle karşılar.

       Aklına, veresiye yiyecek aldığı bakkal gelir. Doğruca ona gider ve şöyle der: “Selâhaddin Efendi, oğlum Ahmet Rıfkı Çanakkale’de şehit düştü. Şehitlik künyesi, eşyaları, ikramiyesi, bir heyetle bu sabah bana ulaştırıldı. Yedi aydır senden veresiye alırız, ne kadar borçluysak verelim de oğlum borçlu yatmasın.”

       Selâhaddin efendi cevap verir: Ayşe Hanım sen okuma yazma bilmezsin, okuma bilen bir yakınını getir de hesabı o çıkarsın.” Bunun üzerine Ayşe Hanım, komşusunun kızı Gülşah’la beraber dükkâna gider.

       Selâhaddin Adil Efendi, Ahmet Rıfkı bölümünü açarak veresiye defterini Gülşah’ın önüne koyar. Kız, defteri incelerken birden gözleri dolar ve hıçkırıklarla ağlamaya başlar. Bu duruma şehit annesi Ayşe Hanım ve diğer müşteriler de şaşırırlar. Gülşah’ın yanına gelirler. Gülşah, onlara veresiye defterindeki kırmızı harflerle yazılmış satırları gösterir.

     Şöyle yazıyordur defterde;“Bu hesap, Ahmet Rıfkı’nın kanıyla ödenmiştir vesselâm.”

     O ana kadar hiç konuşmayan bakkal Selâhaddin Efendi, dükkânında bulunan insanlara döner ve gözlerinden süzülen yaşlarla birlikte şu sözleri söyler; “Ahmet Rıfkı, bu vatan uğruna canını feda etti. Buna mukabil biz birkaç parça mal vermekten çekinecek miyiz? Katbekat helal olsun. Hiç olmazsa Allah indinde bizlere şefaatçi olur.”

YORUM EKLE