Müslüman bir erkeğin inanmayan bir kadınla evlenmesi caiz mi?

Müslüman erkeğin Müslüman, Yahudi veya Hıristiyan bir kadın dışında bir bayanla evlenmesi dinen caiz değildir. Bu ister putperest, isterse ateist olsun fark etmeksizin caiz değildir.

 

Türbelerden şifa beklemek caiz mi?

 

    Türbe ve ziyaretler neticede birer mezarlıktır. Mezarlıkları da ziyaret etmek dinen caiz olan ve Peygamberimizin tavsiye ettiği bir husustur. Türbeleri ziyaret etmek, orada dua etmek ya da Kur’an-ı Kerim okumak dinen caiz olan bir davranıştır. Ancak türbelerden şifa beklemek dinen uygun değildir. Çünkü şifayı Allah verir.

 

 

 

     Fakat efendimizin tavsiyesi bidatten hurafeden uzak bir ziyarettir. Buna göre mezarlıkları ya da türbeleri ziyaret etmek caizdir. Burada dua etmek, Kur’an okumak caizdir. Ancak bu mezarda ya ad türbede yatandan şifa beklemek uygun değildir. Ancak dua ederken ya da şifa dilerken orada yatan zatın hürmetine, yüzü suyu hürmetine diyerek Allah’tan şifa dilenebilir.

 

 

 

 

 

 

 

İman ile ilgili şaka yapmak imana zarar verir mi?

 

        Bir zaruret olmadıkça küfrü yani dinden çıkmayı gerektiren sözleri söylemesi kişiyi dinden çıkarır. Bu şekilde dinden çıkan kişinin, dini hükümlere göre, eşiyle aralarındaki nikah bağı da kopar.

            Ancak, zorlanarak küfrü gerektiren sözleri söylemek zorunda kalan kişiler, bu hükmün dışındadırlar. Nitekim Kur'an-ı Kerim Nahl süresi 106. ayetinde bu konu ile ilgili olarak şöyle buyrulmaktadır: "İmandan sonra Allah'a karşı küfre saparak, -kalbi imanla mutmain olduğu halde zorlananlar hariç-, küfre sinesini açan kimseler üstüne muhakkak ki, Allah'tan bir gazap iner ve kendilerine büyük bir azap vardır" buyrulmaktadır.

              Hz. Peygamber de bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmaktadır:"Ümmetimden hata ve unutmak veya zorlama sonucu vuku bulacak günahlar affolunmuştur"

                Ayetten ve hadisten anlaşıldığına göre, kişi küfrü gerektiren sözleri isteyerek bilinçli  bir şekilde söylerse dinden çıkmış olur. Ancak, kalbi imanla dolu olduğu halde zorlama ile küfür sözlerini söylerse dinden çıkmaz.

 

          Zorlama İslam hukukunda, bir kimseyi tehdit ve korkutma ile rızası olmadığı bir sözü söylemeye veya bir fiili yapmaya mecbur bırakmaktır. Ancak bu ikrahın yani zorlamanın geçerli olması için zorlayan kişinin o işi yapmaya muktedir olması gerekir.

 

 

 

       Buna göre Müslüman olmadığını söyleyen bir kimse ortada bir zorlama ve tehdit olmadığından bu sözleri söylemesi caiz değildir. Zira bu kişi kendi irade ve seçeneğiyle bu sözleri söylediğinden imanı hafife atmış ve böylece dinden çıkmış olur.

 

 

 

 

 

 

 

Kaza namazları nasıl kılınır?

 

 

 

      Farz bir namazı vaktinde kılmaya eda, vakti geçtikten sonra kılmaya kaza, bozulan bir namazı tekrar kılmaya da iade denir.

 

 

 

      Bir namaz ya bile bile kasden kılınmayıp kazaya bırakılır veya bir özürden dolayı kazaya kalır. Bir vakit namazı kasdî olarak kılmayıp kazaya bırakmak büyük bir günahtır. Bu çeşit bir hatanın işlenmesi durumunda bir an önce kaza edilmeli, borçtan kurtulmalıdır.

 

 

 

      Bu şekilde kılınmayan bir namaz her ne kadar kaza edilmekle borçtan kurtulunmuş olunsa da, işlenen günah için ayrıca tövbe istiğfar edip, Allah'tan af dikmek lâzımdır. Bunun için hem kaza, hem de tövbe edilmelidir.

 

 

 

      Unutmak, uyku veya meşru bir mazeretten dolayı vaktinde kılınamayan namazlar da hatırlandığı veya meşru özür geçtikten sonra fazla vakit geçirmeden kaza edilmelidir.      

 

 

 

      Kaza namazları, ne şekilde kazaya kalmış ise aynı şekilde kılınacaktır. Sabah 2, öğle 4, ikindi 4, akşam 3, yatsı 4 ve vitir 3 rekat olarak kaza edilir.

 

 

 

      Her namaz için belirli bir zaman veya mekan tayin edilmez. Yani ikindi namazının kazası ikindi vaktinde kılınır diye bir sınır yoktur. İstediğiniz zamanda kılınabilir. Kaza namazını kılarken ikindi namazının yatsıdan önce veya öğlenin sabahtan sonra kılınması gerekir gibi bir şartta yoktur.

 

 

 

      Fakat kerahet dediğimiz zamanlarda Hanefi mezhebine göre kaza namazlarının kılınmamasına dikkat edilir. Bunların dışındaki bütün zamanlarda kaza namazı kılınabilir.

 

 

 

    Çünkü kaza namazları için belli bir vakit yoktur. Meselâ, vaktinde kılınamamış olan bir ikindi namazı yatsıdan sonra, bir yatsı namazı da öğleden sonra kılınabilir.

 

 

 

     Bir kaza namazı şöyle niyet edilerek kılınır:  Meselâ: "Niyet ettim Allah rızası için, vaktine yetişip de kılamadığım ilk öğle namazını" yahut "son öğle namazını kılmaya." Böylece kazaya kalmış olan namazlar, ya ilk kazaya kalmış olanından başlanmış olur veya en son kazaya kalmış olanından başlanmış olur ki, her iki halde de belli bir düzene göre geçmiş namazlar kılınarak azalmış olur.

 

 

 

     Bir vaktin namazı kaza edileceği zaman önce bir ezan okunur, sonra ikamet getirilerek kılınır. Birden fazla kaza namazı kılınacağı zaman da hepsi için bir ezan kâfi gelirken, her farz namazı için ayrı ayrı ikamet getirmek sünnettir.

 

 

 

     Kazaya kalmış olan namazların kaç vakit olduğunu kesin olarak bilemeyen kimse, galip tahminine göre hareket eder. Sayı bakımından tam bir tahmin yapamıyorsa, üzerinde kaza namazı kalmadığı kanaatine varıncaya kadar kılar.

 

 

 

 

 

 

 

Günün Ayeti

 

 

 

Ancak yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz.

 

 

 

 

 

 

 

Günün Hadisi

 

 

 

Sizden biriniz yatağına girdiğinde, şöyle dua etsin: “Rabbim! senin adınla yan tarafıma uzandım, senin adınla da kalkarım. Eğer ruhumu alırsan, bana merhamet et. Eğer ruhumu geri verir (uyandırır)sen, salih kullarını koruduğun gibi beni de koru!

 

 

 

 

 

 

 

Günün Sözü

 

 

 

Üzdüğün kadar üzülürsün.

 

 

 

Şems-i Tebrizi

 

 

 

 

 

 

 

Günün Duası

 

 

 

Ya rabbi bugün bizi hayırsız ve faydasız insanlarla karşılaştırma.

 

 

 

 

 

 

 

Bunları Biliyor muyuz?

 

 

 

Arasât nedir?

 

 

 

Kıyametin kopmasından sonra diriltilecek olan insanların, dünyadaki inanç, söz, fiil ve davranışlarından sorguya çekilmek üzere sevk edilecekleri yerin adına denir. Bu mekâna mahşer ve mevkif de denir.

 

 

 

 

 

 

 

Günün Nüktesi

 

 

 

Yanımda bir arkadaşımı da getirmek istiyorum…

 

 

 

       Vietnam’ da savaştıktan sonra, evine dönmekte olan bir asker, San Francisco’ dan ailesini aradı. “Anne, baba, eve dönüyorum, ama sizden bir şey rica ediyorum” dedi. “Yanımda bir arkadaşımı da getirmek istiyorum.” Babası oğlunun bu isteğini memnuniyetle kabul etti. Oğulları, “Bilmeniz gereken bir şey var” diye sürdürdü istediğini. “Arkadaşım savaşta ağır yaralandı. Bir mayına bastı bir koluyla ve bir ayağını kaybetti. Gidecek hiçbir yeri yok ve onun gelip bizimle kalmasını istiyorum.” Babasının canı sıkıldı. “Bunu duyduğuma üzüldüm oğlum” dedi. “Belki onun başka bir yer bulmasına yardımcı olabiliriz.” Fakat asker ısrar etti. “Hayır” dedi. “Anne, baba, onun bizimle yaşamasını istiyorum.” Bu kez babası dayattı. “Oğlum” dedi. “Bizden ne istediğini bilmiyorsun. Onun gibi özürlü biri bize korkunç bir yük olur. Bizim kendi yaşamımız var ve böyle özürlü bir kişinin yaşamımıza engel olmasına izin veremeyiz. Bence bu arkadaşını unutup eve dönmelisin. O kendi başının çaresine bakacaktır.”  

 

 

 

          Asker oğul babasının bu sözünü duyar duymaz telefonu kapattı. Ailesi ondan bir süre haber alamadı.

 

 

 

         Fakat birkaç gün sonra, San Francisco polisinden bir telefon geldi. Oğullarının yüksek bir binadan düşüp öldüğünü bildirdiler. Polis, bunun bir intihar olduğuna inanıyordu. Üzüntü dolu anne-baba hemen San Francisco’ ya uçtular ve oğullarının cesedini teşhis edilmek için morga götürdüler. Anne ve baba oğullarını tanıdılar ve…

 

 

 

         Bilmedikleri bir gerçeği, orada öğrendiler. Oğullarının yalnızca bir kolu ve bir bacağı vardı.

 

YORUM EKLE