Müslüman bir kimse yılbaşı eğlencesi için Müslüman olmayan kişiye içki satması caiz mi?

İslam fıkhına göre bir kimsenin herhangi bir malı satabilmesi için, önce o mala sahip olması gerekir. Sahip olunmayan bir şeyin satılabilmesi, şüphesiz söz konusu değildir.

İslamî hükümlere göre, domuz eti, sarhoşluk veren içki ve benzerleri mallar Müslüman’ın sahip olabileceği mütekavvim bir mal değildir. Müslüman bunları satın alamaz, imal edemez ve edinemez.

Bu itibarla, bir Müslüman’ın, müşteriler gayr-ı Müslim bile olsa, bu tür haram malların ticaretini yapması, dinen caiz değildir. Yani Müslüman bir kimse Müslüman olmayan kimseye içki satması caiz değildir.

 

Mali gücü olmayan kişinin borçlanarak hacca yazılması caiz mi?

Bir Müslüman'ın hac ibadetiyle yükümlü olması için sağlık ve servet yönünden haccetme imkanına sahip, hür, akıllı ve buluğ çağına erişmiş olması gerekir. Bu itibarla servet yönünden haccetme imkanına sahip olmayan kişilerin borçlanarak hacca gitmeleri gerekmez; ancak, borçlanarak hacca gitmeleri halinde, hac ibadeti geçerli olur ve kendilerinden hac görevi de düşer.

Diğer taraftan, haccın farz olması için gerekli şartları taşıdığı halde, hac mevsiminde hazır parası bulunmayan ve borç aldığı takdirde bunu daha sonra ödeme gücüne sahip olan kişilerin, bu görevi biran önce ifa etmeleri için, borç alarak hacca gitmeleri de dinen uygun olur.

Kaldı ki günümüzde hacca yazılmak için belli bir maddi gerekmemektedir. Şayet ismi kuradan çıkarsa hac ibadeti için paraya ihtiyaç duyacaktır. Adı kuradan çıkmasa hacca gidemeyeceğinden borçlanması da gerekmemektedir.     

 

Kazaya kalmış namazları sırayla kılmak zorunda mıyız?

Kaza edilecek namazlar arasında sıra gözetilip gözetilmeyeceği bu namazları kılacak kimsenin durumuna göre değişir.

Hanefi mezhebine göre, kaza namazı kılacak kişi sahib-i tertip ise yani daha önce vaktinde kılmadığı bir namaz üzerinden başka bir namaz geçirmemiş veya en fazla beş vakit namaz geçirmiş olanlar vaktinde kılamadıkları ilk namazdan başlayarak sırayla kılarlar, ardından içinde bulundukları vaktin farzını kılarlar.

Sahib-i tertip olmayan yani altı vakit veya daha çok namazı kazaya kalmış olan kimselerin ise, bu namazları kaza ederken tertibe riayet etmesi gerekmez. Eğer sadece vaktin farzını kılacak kadar bir zaman kalmışsa bu takdirde kaza namazlarını değil önce vaktin namazını kılar.

Kişi altı vakitten fazla namazı kazaya bırakmış ise sahib-i tertib olmaktan çıkar. Bu durumda dilediği vakitte dilediği namazın kazasını kılabilir. Şafi mezhebine göre ise tertibe riayet vacip değil müstehaptır.

 

Günün Ayeti

Azıp dünya hayatını tercih edenlere gelince cehennem onların durak yeridir.

(Naziat, 79/37-39)

 

Günün Hadisi

“Birbirinizin özel ve mahrem hayatını araştırmayın.”

Müslim, "Birr",  30.

Günün Sözü

Azla mutluluk çokla didişmekten iyidir.
Denis Diderot

 

Günün Duası

Allah’ım ülkemizi ve milletimizi savaştan, beladan ve afetten muhafaza eyle.

 

Bunları biliyor muyuz?

Yed-i Beydâ Nedir?

Hz. Mûsâ’nın mûcize olarak gösterdiği ve koynundan çıkardığında gözleri kamaştıran ve güneş ziyâsı saçan beyaz eli demektir.

 

Günün Nüktesi

"Altından Çapanoğlu çıkar."

Çapanoğlu Süleyman Bey'in sarayına, ağzı kalabalık, ukela bir adam konuk olur. Kendi söylediklerine bakılırsa bu adam Allah'ın en yakın dostu, aynı zamanda büyük bir alimdir.

Ama Süleyman Bey de az değildir. Bu tür insanların, Allah adına halkı nasıl soyduklarını bilmektedir. Bir gün bahçede gezerlerken, adam ayaklarını ağaca dayar ve direnmeye başlar.

Çapanoğlu:

-Hayırdır Hocam, bu davranışınızın sebebi hikmeti nedir, diye sorar.

Adam:

-Sormayın Beyim, der. İçi Müslümanlarla dolu bir gemi Karadeniz'de batıyordu. O gemiyi doğrulttum, der.

Adamda palavra bol. Aynı gün, ellerini uzatarak koşar. Güya Hindistan'da ağaçtan düşen bir çocuğu da kurtarmıştır.

Çapanoğlu bıyık altından güler. Hizmetkarlarından birinin kulağına eğilir. Öğle için özel yemek hazırlanması emrini verir. Vakit gelir ve adamla birlikte sofraya otururlar.

Çapanoğlunun emri gereği, yemekte sadece bulgur pilavı vardır. Yanında yufka ekmek, iki baş kuru soğan. Bizim zatın suratı asılır.

-Aman Beyim, Çapanoğlunun kapısında kuzu mu bitti? Ben kuru pilava kaşık çalamam, der.

Fakat Çapanoğlunun sesi tehditkardır:

-Uzatma, misafir umduğunu değil bulduğunu yer, hadi buyur. Kaşıklar mecburen pilava dalıp çıkmaya başlar. Adamın kaşığı biraz sonra ağır bir şeye takılır. Kaşığı zorlayınca ortaya kocaman, kızarmış bir hindi çıkıverir. Adam kıpkırmızı olurken, Çapanoğlu gürler:

-Ulan sahtekar, Karadeniz'deki gemiyi doğrultursun, Hindistan'daki çocuğu da kurtarırsın, ama pilavın altındaki eti bilemezsin, bu nasıl iştir. Adamda tık yoktur. Çapanoğlu adamlarına döner.

-Yıkın şu sahtekarı der.

Adamı falakaya yatırır, iyi bir sopa çekerek bırakırlar. Can havliyle kaçıp bir köye gelen adama yine pilav ikram ederler. Pilavı gören adam korkuyla irkilir.

-Sakın altından Çapanoğlu çıkmasın!

YORUM EKLE