Ölüler mezarlığa geleni tanırlar mı?

Ölüler mezarlığa geleni tanırlar mı?

    Hz. Peygamberin, mezarlıkları ziyaret ettiği ve bu ziyaretlerinde de ölülere selam verdiği dini kaynaklarımızda vardır.  Efendimizin ayrıca mezarlıklarda şu duayı okuduğu kaynaklarda vardır: "Ey Mü'minler yurdu, siz bizden önce gittiniz. İnşallah biz de size ulaşacağız."

         Sevgili Peygamberimiz bu sözü ile hem ölülere dua etmiş hem de yaşayanları ölüm konusunda uyarmıştır.

         Aynı şekilde Hz. Peygamber Bedir'de ölenlere seslendiğinde, seni duyuyorlar mı ey Allah'ın resulü, diye soran Hz. Ömer'e "Onlar beni senden daha iyi duyuyorlar"  diye cevap vermiştir.

         Dolayısıyla ölüler, mezarları ziyaret edildiği vakit kendilerine selam verildiğinde dua ve Kur’an okunduğunda bizi tanır ve duyarlar ama cevap veremezler.

 

Haramları da Allah mı Yaratıyor?

       İslam’a göre hayrı, iyiyi, güzeli yaratan da Allah’ tır; şerri, kötüyü, çirkini yaratan da Allah’ tır. “Allah şerri nasıl yaratır?” diyenler, güya bu şerri yaratma fiilini rabbimize yakıştıramıyorlar. Oysa, sanılanın aksine bu Onun yüceliğinin göstergesidir. 
       Teşbihte hata olmasın güzel cisimlerin resmini gayet iyi yapan bir ressam, çirkin suretleri de aynı başarıyla resmedebiliyorsa, bu onun sanattaki mükemmelliğini gösterir. Çirkin varlıkların resmini yapamasaydı, bu bir noksanlık olurdu. Kötülükleri yaratma konusuna da bu misalle bakılabilir. 
      Kaldı ki, şerri yaratmak şer değil, işlemek şerdir. “Şerri Allah yaratmıyor” diyenlere hemen soralım: Allah yaratmıyorsa, kim yaratıyor? 
       Bir de konunun imtihan yönü var. Eğer Allah, sadece hayrı yaratsaydı, kötülükler hiç olmazdı. O zaman imtihanın da bir manası kalmazdı. 
       Mesela, ayaklarla camiye de gidilir, meyhaneye de. Birincisi hayır, ikincisi şerdir. Allah, kulun  dilediğine göre yaratır. Meyhaneye yönelen ayaklar taş kesilseydi, harama meyleden gözler kör olsaydı, ibadet etmeyenler belli bir hastalığa yakalansaydı, kulun iradesi kalmazdı. Şu halde, iyilerle kötüleri ayırmak için, hayrın yanında şerri de yaratmak hikmetin ta kendisidir.

 

Buluğdan önce çocuklara namaz emredilir mi ?

        Namaz sevgili Peygamberimizin ifade ettiği gibi "Dinin direği, kıyamet gününde sorulacak ibadetlerin başında geldiği, müminin miracı, şükrün bütün çeşitlerini kendinde barındırdığı... için" üzerinde durulması ve her zaman ve her şartta yerine getirilmesi gereken bir ibadettir.

        Namaz ibadetinin bu öneminden ve özelliğinden dolayı namaz çocuklara küçük yaştan itibaren tavsiye edilmiştir.

        Nitekim Peygamber Efendimiz veciz bir sözün de namazın çocuklara emredilmesi hakkında şöyle buyurmaktadır:

"Çocuklarınıza 7 yaşında namazı emredin 10 yaşına geldiklerinde şayet namazı kılmıyorlarsa onları tedip anlamında hafifçe bir dövün."

         Her ne kadar namaz ibadeti diğer ibadetler gibi kişiye buluğ çağına varana kadar farz değilse de dinin temel direklerinden bir direk olduğu için çocuklara daha küçük yaşta iken, ki bu da 7'den başlar, aşılamak gerekir. 10 yaşına gelindiğinde artık yavaş yavaş erginlik çağına yaklaşıldığından terk edilmesi halinde terk edenin uyarılması gerekir.

          Netice-i kelam namaz ibadeti çocuklara 7 yaşında emredilir (ama buradaki emir farz anlamında değildir.) 10 yaşında terk edilmesi halinde terk eden cezalandırılır. Erginlik dönemi başladıktan sonra namaz her farz ibadet gibi kişiye farz olmaktadır.

 

Günün Ayeti

Allah sizi yerden bir bitki bitirir gibi bitirdi. Sonra sizi tekrar oraya geri çevirecek ve tekrar çıkaracaktır.

 Nuh 17-18.

 

Günün Hadisi

Bir Müslümanın Müslüman kardeşine üç günden fazla küs kalıp selam vermemesi helal değildir.”

Buhari, “Edeb”, 57.

Günün Sözü

İnsanın nefsine hâkim olması, zaferlerin en büyüğüdür.

 Eflatun

 

Günün Duası

Allah’ım bizi ve aile efradımızı her daim senin yolunda ve rızanda olanlardan eyle.

 

Bunları biliyor muyuz?

Kirâmen Kâtibîn Nedir?

   Her mükellef insanın yaptığı bütün işleri kayda geçiren yazıcı meleklerin adıdır.

 

Günün Nüktesi

Dualar Geri Çevrilmez…

       Bir gün okyanusta yol alan bir gemi kaza geçirerek battı. Gemiden tek bir kişi sağ kurtuldu. Dalgalar bu adamı küçük ıssız bir adaya kadar sürükledi. Adam ilk günler kendisini kurtarması için Allaha dua ederek yalvardı. Bir de yardım gelir umuduyla ufka baktı. Ama ne gelen oldu ne giden.
       Daha sonra rüzgardan yağmurdan ve vahşi hayvanlardan korunmak için ağaç dallarından ve yapraklarından bir kulübe yaptı. Sahilde bulduğu gemiden arta kalan konserve pusula vs. gibi eşyaları bu kulübeye koydu. Günler hep aynı şekilde geçiyordu. Balık avlıyor pişirip yiyor ve ufku gözlüyordu. Allaha dua ediyordu.
       Bir gün tatlı su getirmek için yürüyüşe çıkmıştı, geri döndüğünde kulübesinin alevler içinde yandığını gördü.
       Başına gelebilecek en kötü şeydi bu. Keder ve öfke içinde donakaldı. Şimdi bu ıssız adada başını sokabileceği bir kulübesi bile kalmamıştı.
Allah’ım diye feryat etti. O geceyi üzüntü ve keder içinde geçirdi. O kadar dua ettiği halde duası kabul olmadı diye kendi kendine sitemler etti.
       Ertesi sabah erken saatlerde adaya yaklaşmakta olan bir geminin düdük sesiyle uyandı. Onu kurtarmaya geliyorlardı.
       Benim burada olduğumu nasıl anladınız? diye sordu kendisini kurtaranlara.
Cevap onu hem şaşırttı hem de utandırdı:
Dumanla verdiğiniz işareti gördük
      Hani bazen başımıza gelen olayı bir musibet ya da bir ceza zannederiz ya, kim bilir belki de ödüldür?

YORUM EKLE