Ölüye rahmet diriye hizmet… Vakıf

  Vakıf, insanlığın çok eski devirlerine dayanmakla beraber İslam dini ile zirve yaparak kendine yaşam içinde önemli bir yer edinmiştir.

Yüce dinimiz İslam, vakfa ve vakıfçılığa ayrı bir önem vermiş imkan sahiplerini vakıf yapmaya fevkalade teşvik etmiştir.

Kişiyi vakıfçılığa sevk etmek için de istediği şartlarla vakıf yapma salahiyeti tanımış bu şartın da kıyamete kadar değiştirilemeyeceği garantisini vermiştir. Tabi dini çerçeve içerisinde

Örnek olması babından İslam' da ilk vakfı Hazreti Peygamber yapmıştır. O, Medine' de yedi ayrı akarını Allah yolunda vakfetmiştir.

Hazreti Peygamberin bu örnek davranışını gören ashap Allah yolunda mallarını vakıf ederek bu müessesenin yaygınlaşmasına vesile olmuşlardır.

Öyle ki Cabir: "Muhacir ve Ensardan imkan sahibi olup da vakıfta bulunmayan tek kişi bilmiyorum" der.

Bu güzel davranışın temelinde Allah rızası, Allah'a manevi anlamda yaklaşma ve insanlara hizmet etme aşkı yatmaktadır. Bu amaç ile vakf edilmeyen ya da kurulmayan vakıf vakfedene dinen bir sevap getirmez.

İslam tarihinde insanlara hizmet etmek için çeşitli vakıflar kurulmuş devlet ve millet te bunları yaşatmak için bizzat yardımcı olmuştur.

Bu anlamda birçok mescid, cami, okul, medrese çeşme, aş evi, hastahane… kurulmuş ve insanların hizmetine sunulmuştur.

Yine İslam inancında ölümün ötesinde amel defterinin kapanmaması için müslümanların, sadaka-i cariyeye yani vakıf kurma, kurulmuş vakfa bağış yapma… gibi hayır işlerine yöneldiğini görmekteyiz

Ölümün bize şahdamarımızdan yakın olduğu bu dünyada her ferdin amel defterinin kapanmaması için ecdad gibi imkanlar dahilinde malından vakf etmeli ya da kurulmuş vakıf ve derneklere sahip çıkıp malını zamanını harcamalı. Nitekim sevgili peygamberimiz bir hadisi şerifinde:

"Kim Allah rızası için bir kuş yuvası kadar bir mescid inşa ederse Allah onun için cennette bir köşk inşa eder." buyurarak bize bu konuda yol göstermektedir.

Tabi bunu yaparken de sadece vakfın genel amacını, Allah rızasını, insanlara hizmeti düşünmeli gayesi de sadece bu olmalıdır. Makam, mevki, çıkar, yağmalama… gibi düşüncelerden uzak kalarak bu işlere girişmelidir.

Zira inancımızda "İnsanların hayırlısı insanlara Allah için hizmet eden" anlayışı vardır." Bunun dışındaki anlayış ve inanç ne Allah'ın sevgisine ulaştırır ne de sevap kazandırır.

Onun için vakıf, dernek ve benzeri sivil toplum kuruluşlarında görev alan her müslümanın bu anlayışı kendi vicdanında tekrar gözden geçirmesi gerekir. Genel anlamda insanlara hizmet etmek için kurulan, yolda kalmışa, okuyan öğrenciye, hastaya, fakire, düşküne… yardım için bina edilmiş bu müesseseleri korumak ve kollamak lazım. Bu güzel amaca zarar verecek insanlara da engel olmak her müslümanın vazifesidir. Çünkü dinimizin genel bir ilkesidir ki Kur'an-ı kerim'de de bu şöyle ifade edilmektedir: "İyilik ve takva üzere birbiriniz ile yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın." Bu müesseseler de hayra ve iyiliğe vesile olduğuna göre bu ayette işaret edildiği gibi bunları kuran ve yaşatanlara yardımcı olmak, bozanları, hizmetlerini istismar eden veya bozanlara da karşı durmak dinimizin bize bir tavsiyesidir.

Sonuç olarak şeyh Edebali'nin dediği gibi:

Gidenin değil, bırakmayanın arkasından ağlamalı.

Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli.

Zira, "kamil odur ki, koya her yerde bir eser, eseri olmayanın yerinde yerler eser."

Soru ve Cevaplar

Sadaka-i fıtır cami inşaatı için verilebilir mi?

Zekâtın ve fıtır sadakasının geçerlilik şartlarından biri de temliktir. Temlik, bir malı, mal edinmeye ehil bir kişinin mülküne geçirmektir. Cami, okul, köprü, yol vb. yerlere temlik söz konusu olmadığından, buralara zekât ve fıtır sadakası sarf edilemez

 

Oruç tutacak gücü olduğu halde tutmayan bir kimse, bu orucun fidyesini verse oruç borcundan kurtulmuş olur mu?

Oruç için fidye verilmesi, oruç tutmaya gücü yetmeyen yaşlı kimseler ile iyileşme ümidi olmayan hastalar için geçerlidir. Hz. Peygamber ve sahabe’nin uygulaması, fidyeden bahseden ayetteki “oruç tutmakta zorluk çekenler.” (Bakara, 2/185) ifadenin yalnızca yukarıda sayılan kimseleri kapsadığını göstermektedir. Buna göre, oruç tutmaya gücü yettiği halde tutmayan veya geçici bir sebeple tutamayan kimseler hakkında fidye hükmü yoktur (Müslim, Sıyâm, 149-150).

Ancak sağlığı yerinde ve oruç tutmaya gücü olduğu halde mazeretsiz olarak oruç tutmayanların, tutmadıkları oruçları kaza etmeleri ve mazeretsiz tutmadıkları oruçlar için tövbe istiğfar etmeleri gerekir.

 

Emlakçılık yapan kimse mülkiyetindeki dairelerin zekâtını vermekle yükümlü müdür?

Ticaret malları zekâta tabidir. Emlakçıların ticari amaçlı olarak alıp sattıkları daireler de ticaret malı kapsamında yer alır.

Buna göre, büro, ikamet gibi kullanım amaçlı olmayıp alıp satmak amacı ile Emlakçıların ellerinde bulundurdukları dairelerin, borçları çıktıktan sonra değeri nisap miktarına ulaşmış ve üzerinden bir yıl geçmiş ise kırkta bir oranında zekâtının verilmesi gerekir

 

Ramazanda oruçlu iken gündüzü uyuyarak geçirmenin oruca zararı var mıdır?

 

Oruç, imsak vaktinden iftar vaktine kadar, ibadet niyetiyle yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmaktır. Orucun sahih/geçerli olması için, “oruç tutmaya niyet etmiş ve orucu bozacak şeylerden kaçınmış olmak” şarttır.

Gündüzleri az veya çok uyumak, orucun sıhhatine zarar vermez. Orucun vereceği sıkıntılardan uzak kalmak ve onları hissetmemek kasdıyla, gerekli olmadığı halde ramazan günlerinde uzun süreli uyumanın, orucun hikmetiyle bağdaşmayacağı da unutulmamalıdır. Ancak hiçbir şekilde uyumak oruca zarar vermez.

Yurtdışında çalışan kişi, sadaka-ı fıtırı bulunduğu ülke şartlarına göre mi yoksa Türkiye şartlarına göre mi verir?

Ülke ve bölgelere göre geçim standartları farklı olduğundan, sadaka-i fıtır mükellefi, kendi bulunduğu yere göre tespit edilen miktarda sadaka-i fıtrını vermesi gerekir

 

Unutarak yiyen kişiye oruçlu olduğunun hatırlatılması gerekir mi?

Unutarak yemek içmek orucu bozmaz. Hz. Peygamber konuyla ilgili olarak şöyle buyurmuştur; “Oruçlu kimse oruçlu olduğunu unutup da yediği ve içtiği zaman, orucunu (bozmayıp) tamamlasın! Çünkü o oruçluya ancak Allah yedirmiş ve içirmiştir.” (Buhârî, Savm, 26)

Oruçlu olduğunu unutarak yiyip içen kişi, yaşlı, hasta, zayıf ve oruç tutmaya kuvvet getiremeyecek durumdaysa onu gören kişi oruçlu olduğunu hatırlatmamalı, oruç tutmaya kudret getirebilecek durumdaysa hatırlatmalıdır.

 

 

Günün Ayeti

Allah faizi eksiltir, sadakaları bereketlendirir


 

Günün Hadisi

Gurur edeni Allah alçaltır, alçak gönüllü olanı ise yükseltir.

 

Günün Sözü

Fırsatlar da bulutlar gibi çabucak geçer gider

Hz Ebubekir

 

Günün Duası

Allah’ım imanımızı ve sağlığımızı koru bizi razı olduğun kullardan eyle.

 

Ramazan Kavramları

İsâr nedir?

Kendisinin ihtiyacı olduğu halde başkasını kendi nefsine tercih etme duygusudur. Yani bir kimsenin, kendisinin muhtaç olduğu bir şeyi başka bir muhtaca vermesi, onu kendine tercih etmesi, başkasını kendinden daha çok düşünmesi demektir.

 

Günün Nüktesi

Katilin Tövbesi…

Ebû Saîd el–Hudrî ’den rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber efendimiz şöyle buyurdu:

“Vaktiyle doksan dokuz kişiyi öldürmüş bir adam vardı. Bu zat yeryüzünde en büyük âlimin kim olduğunu soruşturdu. Ona bir arifi gösterdiler.

Bu adam arife giderek:

– Doksan dokuz adam öldürdüm. Tövbe etsem kabul olur mu? diye sordu.

Arif:

– Hayır, kabul olmaz, deyince onu da öldürdü. Böylece öldürdüğü adamların sayısını yüz’e tamamladı. Sonra yine yeryüzünde en büyük âlimin kim olduğunu soruşturdu. Ona bir âlimi tavsiye ettiler. Onun yanına giderek:

– Yüz kişiyi öldürdüğünü söyledi; tövbesinin kabul olup olmayacağını sordu.

Âlim:

– Elbette kabul olur. İnsanla tövbe arasına kim girebilir ki! Sen falan yere git. Orada Allah’a ibadet eden insanlar var. Sen de onlarla birlikte Allah’a ibadet et. Sakın memleketine dönme. Zira orası fena bir yerdir, dedi.

Adam, denilen yere gitmek üzere yola çıktı. Yarı yola varınca eceli geldi ve öldü.

Rahmet melekleriyle azap melekleri o adamı kimin alıp götüreceği hususunda ihtilafa düştüler.

Rahmet melekleri:

– O adam tövbe ederek ve kalbiyle Allah’a yönelerek yola düştü, dediler.

Azap melekleri ise:

– O adam hayatında hiç iyilik yapmadı ki, dediler.

Bu sırada insan kılığına girmiş bir melek çıkageldi. Melekler onu aralarında hakem tayin ettiler.

Hakem olan melek:

– Geldiği yerle gittiği yeri ölçün. Hangisine daha yakınsa, adam o tarafa aittir, dedi. “Allah Teâlâ öteki köye uzaklaşmasını, beriki köye yaklaşmasını, meleklere de iki mesafenin arasını ölçmelerini emretti. Melekler iki mesafeyi de ölçtüler. Gitmek istediği yerin daha yakın olduğu dolayısıyla adamın beriki köye bir karış daha yakın olduğu görüldü. Bunun üzerine affedildi. Onu rahmet melekleri alıp götürdü.

 

Peygamberlerin Sıfatları

Fetânet:

Peygamberlerin akıllı, zeki ve uyanık olmaları demektir. Bunun zıddı olan ahmaklık peygamberlikle bağdaşmaz. Peygamberler zeki ve akıllı olmasalardı hitap ettikleri kişileri ikna edemezler, toplumsal dönüşümü sağlayamazlardı.

 

 

Kısa Surelerin Mealleri

İNŞİRAH SURESİ:

1 - Biz senin için (mutluluğun) göğsünü açmadık mı?

2 - Senden yükünü indirmedik mi?

3 - O senin sırtını ezen yükü.

4 - Senin şanını yüceltmedik mi?

5 - Demek ki, zorlukla beraber bir kolaylık vardır.

6 - Evet, zorlukla beraber bir kolaylık vardır.

7 - O halde boş kaldın mı, yine kalk (başka bir iş ve ibadetle) yorul.

8 - Ancak Rabbine yönel.

 

Kutsal Mekanlar:

Uhud Şehitliği

Mescid-i Nebevi’ye yaklaşık 6 kilometre mesafede bulunan Uhud dağı ve Uhud meydanı, Müslümanları büyük bir üzüntüye sevkeden Uhud savaşının yapıldığı yerdir. Peygamber emrine veya tavsiyesine uymamanın sonunun mutlaka perişanlık olacağını belgeleyen Uhud savaşı, Müslümanların önde gelenlerinin şehid olduğu bir savaştır. Hem taktik açıdan hem de ümmetini koruması açısından Peygamberimizin, gerçekten de büyük bir önderlik ve komutanlık yaptığı bu savaş tarihinin önemli sahnelerinden biridir.

Hicret’in 3. senesinde ve Şevval ayında meydana gelen Uhud savaşında 700 Müslüman vardı. Buna Uhud Dağı, Uhud Meydanı ve Uhud Şehidliği karşılık 3000 kişilik de Müşrik ordusu bulunuyordu. Bu savaşta, Seyyidüşşuheda, yani şehidlerin efendisi ve Peygamberimizin amcası Hz. Hamza ile birlikte, Abdullah ibni Cahş ve Mus’ab bin Umeyr gibi önde gelen Müslümanlar şehid düşmüşlerdir. Peygamber Efendimizin sözlerine uymayan okçuların yerleştiği tepe bu gün hemen hemen yok olmuş hale gelmiştir. Uhud şehidlerinin defnedildiği kabristan ise çevrili haldedir.

YORUM EKLE