Oruç ibadeti kimlere farzdır?

        Oruç her insan farz değildir. Bir insana orucun farz olması için kendisinde üç şartın bulunması gerekir. Bu şartlar da şunlardır.

1. Müslüman olmak.

2. Akıllı olmak.

3. Bulûğa ermiş olmak.

        Hasta ve yolculara da oruç farzdır. Ama bunlar Ramazan’da tutmayıp daha sonra kaza edebilirler. Oruç tutarlarsa daha iyi olur. Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de mealen şöyle buyurmaktadır: “Sayılı günlerde... Sizden kim hasta veya yolculukta olursa, o günler sayısınca diğer günlerde oruç tutsun. Onu tutabilenlere bir yoksulu doyuracak fidye de gerekir. Kim bir hayrı içten gelerek yaparsa onun için daha hayırlı olur. Oruç tutmanız sizin için daha iyidir. Bir bilseydiniz!” (Bakara, 2/184)

 

Sahurda    ezan  bitene        kadar        yemek       yenilebilir mi?

      İmsak vakti ezan ile değil, tan yerinin ağarması ile başlar. Bu sebeple ezan okunsun okunmasın imsak vaktinin başlaması ile yeme içmeye son vermek gerekir.

      Ezanın imsak vaktinden önce okunması, ezanla birlikte oruca başlamayı zorunlu kılmadığı gibi, ezanın geç okunması hâlinde de imsak vaktinin girmesinden sonra yiyip içmek mübah olmaz. Dolayısıyla kişi ezan bitene kadar yiyip içemez.

 

Ramazanda oruçlu iken gündüzü uyuyarak geçirmenin oruca zararı var mıdır?

       Oruç, imsak vaktinden iftar vaktine kadar, ibadet niyetiyle yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmaktır. Orucun sahih/geçerli olması için, “oruç tutmaya niyet etmiş ve orucu bozacak şeylerden kaçınmış olmak” şarttır.

      Gündüzleri az veya çok uyumak, orucun sıhhatine zarar vermez. Orucun vereceği sıkıntılardan uzak kalmak ve onları hissetmemek kasdıyla, gerekli olmadığı halde ramazan günlerinde uzun süreli uyumanın, orucun hikmetiyle bağdaşmayacağı da unutulmamalıdır. Ancak hiçbir şekilde uyumak oruca zarar vermez.

 

Sağlığı oruç tutmaya imkan veren kimsenin oruç yerine fidyesini verse borcundan kurtulmuş olur mu?

            Oruç için fidye verilmesi, oruç tutmaya gücü yetmeyen yaşlı kimseler ile iyileşme ümidi olmayan hastalar için geçerlidir. Hz. Peygamber ve sahabe’nin uygulaması, fidyeden bahseden ayetteki “oruç tutmakta zorluk çekenler.” (Bakara, 2/185) ifadenin yalnızca yukarıda sayılan kimseleri kapsadığını göstermektedir. Buna göre, oruç tutmaya gücü yettiği halde tutmayan veya geçici bir sebeple tutamayan kimseler hakkında fidye hükmü yoktur (Müslim, Sıyâm, 149-150).

            Ancak sağlığı yerinde ve oruç tutmaya gücü olduğu halde mazeretsiz olarak oruç tutmayanların, tutmadıkları oruçları kaza etmeleri ve mazeretsiz tutmadıkları oruçlar için tövbe istiğfar etmeleri gerekir.

 

Oruç fidyesi       ne     demektir?

     Fidye, bazı ibadetlerin eda edilmemesi ya da edası sırasında bir takım kusurların işlenmesi hâlinde ödenen dinî-malî yükümlülüktür. İbadetlerle ilgili fidye, oruç ve hacda söz konusudur. İhtiyarlık ve şifa ümidi olmayan bir hastalık sebebiyle oruç tutamayan ve daha sonra da kaza etmesi mümkün olmayan

kimse, oruç tutamadığı her güne karşılık bir

fidye öder. Kur’an-ı Kerim’de, “Oruç tutmaya güç yetiremeyenler, bir fakir doyumu kadar fidye öder.” (Bakara, 2/184) buyrulmaktadır.

      Bir fidye miktarı, bir sadaka-i fıtır miktarıdır. Sadaka-i fıtır ise bir kişiyi bir gün için doyuracak yiyecek veya bunun para olarak karşılığıdır.

      Oruç fidyeleri, Ramazan ayının sonunda toptan verilebileceği gibi, Ramazan ayı içinde günlük olarak veya Ramazan ay› başında da verilebilir.

 

Günün Ayeti

“Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an'ın indirildiği aydır.”

(Bakara, 2/185)

 

Günün Hadisi

"Kim bir oruçluya iftar ettirirse, kendisine onun sevabı kadar sevap yazılır. Üstelik bu sebeple oruçlunun sevabından hiçbir eksilme olmaz.''

(Tirmizî, "Savm", 82.)

 

Günün Sözü

Gerçek oruç, sadece yiyip içmeyi değil, boş ve hayâsızca sözleri de terk ederek tutulan oruçtur.

Hakim

 

Günün Duası

Allah'ım ramazan ayını bize, ailemize, ümmet-i İslam'a ve de insanlığa hayırlara vesile eyle.

 

Bunları biliyor muyuz?

Mukâbele Nedir?

 Kur’an-ı Kerim’i, birinin yüzünden veya ezbere okuması, diğerlerinin de onu takip etmesidir

 

Günün Nüktesi

Dünyayı kabul edenlerden mi oldum?

            Hz. Ebu Bekir kavurucu bir yaz günü oruç tutmuş ve akşam iftar sofrasında sadece bir tas su vardı. İftar vakti gelince su ile orucunu açmak için bardağı ağzına götürdü. Fakat bardağı ağzına götürmesiyle bırakması bir oldu. Ve hıçkırıklara boğuldu. Yanındakiler Hz. Ebu Bekir'in bu haline bir anlam vermediler. Hz. Ebu Bekir kendine gelince neden bir anda hıçkırıklara büründüğünü sordular.

            Hz. Ebu Bekir şöyle cevap verdi:

Bir gün Allah Resulü ile otururken eliyle hareketler yapıyordu. Sanki karşısında birisi varmış gibi ona git diyordu sordum.

-Ya Resulallah elini iter gibi hareket yapıyordunuz? Diye sordum.

Şöyle cevap verdi;

            Dünya yanıma geldi kendini bana kabul ettirmek istedi, git dedim kendini bana kabul ettiremezsin dedim.

-Yeminler olsun sana, sen benden kaçıp kurtulsan senden sonrakiler benden kurtulamayacaklar kendimi onlara kabul ettiririm.

            Hz. Ebu Bekir:

-Ben de bu suyu içerken dünyayı kabul edenlerden mi oldum diye ağladım.

 

Kur’anda İsmi Geçen Peygamberler

1. Hz Âdem:

İlk insan ve ilk peygamberdir. Toprağı ilk işleyendir. Allah onu topraktan yaratmıştır. Daha sonra eş olsun diye Hz. Havva’yı yaratmıştır. Kendisine kitap olarak 10 suhuf verilmiştir. Kur’an’da ismi 25 defa geçmektedir.

 

 

Hz. Peygamberin Sahabeleri

Hz. Ebû Bekir

           Hz. Ebû Bekir, 573 senesinde Mekke’de dünyaya teşrif etti. Hz. Ebû Bekir’in ismi Abdullah’tır. Tertemiz nesebi, Resûlullah Efendimiz’in altıncı batındaki dedesi Mürre bin Kâ‘b ile birleşir.

            Peygamber Efendimiz'in ilk halifesi olup, Ashâb-ı Kirâm'ın en faziletlisidir. Peygamber Efendimiz insanları İslâm'a davet ettiği zaman hiç düşünmeden ve tereddüt etmeden Müslüman olmuştur.

            Hiçbir delil aramadan Müslüman olduğu ve Mi'râc mucizesini herkes inkâr ederken o tereddüt etmeden tasdik ettiği için Sıddîk-ı Ekber lakabını aldı.

            Fakir Müslümanlara çok yardım etmiştir. Müslüman oldukları için işkence gören yedi köleyi satın alıp âzâd etmiştir. Bilâl-i Habeşî ve Âmir bin Füheyre bunlardan ikisidir. Malıyla ve canıyla Peygamberimizin yardımında olmuştur.

         Hilâfeti iki sene üç ay sürmüştür. Hilafeti döneminde İslâm devleti büyük bir gelişme göstermiştir. Hicrî 13. yılda 63 yaşında vefât etti. Vasiyeti gereği Rasûlullah'ın yanına defnedildi. Böylece bu iki büyük insanın, iki büyük dostun, kabirlerinde de birliktelikleri devam etti.

 

Kutsal Mekanlar:

Kâbe:

        Kâbe, Müslümanların kutsal mekânlarındandır. Yeryüzünde yapılan ilk mescid ve binadır. İslamiyet, üç şehri kutsal kabul etmektedir. Bu şehirler Mekke, Medine ve Kudüs'dür. Kâbe, Mekke'de yer almaktadır.

     İlk olarak Hz. Âdem tarafından inşa edilmiştir. Daha sonrasında Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail tarafından tekrar yapılmıştır. Mescid-i Haram'ın tam ortasında yer almaktadır. Kâbe'nin etrafını halen çevirmekte olan, Kâbe yüksekliğini aşmayan kubbeli yapı (revaklar) II. Selim zamanında yapılmış planlarını Mimar Sinan hazırlamıştır.

YORUM EKLE