​Oruçtan dolayı hayati bir tehlikesi olan kimse orucunu bozabilir mi?

İslam dini, insan hayatına çok önem vermiş ve bu hayatı korumayı da esas almıştır.  Oruçlu bir kimse açlıktan veya susuzluktan ya da başka bir nedenden dolayı hayati bir tehlike yaşayacak olursa orucunu bozmasında bir sakınca yoktur. Çünkü ciddi bir rahatsızlık ile beden ve ruh sağlığı tehlikeye gireceğinden orucunu bozmasında bir sakınca olmaz.

 

Kadının altın, ziynet gibi eşyasına zekat gerekir mi?

        Altın ve gümüşten yapılan kadın ziynet eşyasının zekata tabi olup olmayacağı fıkıhçılar arasında tartışma konusu olmuştur.

       Hanefi mezhebine göre altın ve gümüşten yapılmış bilezik, kolye, gerdanlık gibi kadın süs eşyası nisaba ulaşır ve üzerinden bir sene geçerse, o günkü altın fiyatları ile değeri bulunur ve 1/40 zekâtı verilir.

       İmam Şafii ve diğer mezheplere göre ise kadın süs eşyası zekata tabi değildir. Ancak Şafiilerde kadın süs eşyalarında israfa kaçarsa bunların zekatını verecek diyen fakihler de çıkmıştır.

 

Toprak ürünlerinden ne kadar zekat alınır?

     Toprak ürünlerinin zekatı toprağın sulama tekniğine göre belirlenmektedir. Hz. Peygamber'in: "Yağmur ve nehir sularıyla sulanan toprak mahsullerinde 1/10, kova (el emeği) ile sulananlarda 1/20 vardır." anlamındaki hadis, toprak ürünlerinde ne nispette zekat alınacağını göstermektedir. Buna göre toprak ürünlerinin zekatı toprağın sulamasına göre değişmektedir.

      Toprak emek harcamadan yağmur, nehir ve bunların kanalları ile sulanıyorsa zekat olarak mahsulün 1/10'u, kova, dolap, motor veya ücretle alınan su ile sulanıyorsa 1/20'si verilecektir.      

       Eğer arazi hem yağmur veya nehir sularıyla hem de dolap vb. gibi emekle elde edilen su ile sulanıyorsa, hangisi ile daha çok sulanmış ise ona itibar edilir

 

Kiraya verilen eve zekat vermek gerekir mi?

      Ticaret için olmayan ev, arsa, araba ve benzeri malların kıymetleri üzerinden zekat gerekmez. Eğer bu ev ve benzeri malların kazancı, getirisi varsa ve bu getiriler, sahibinin diğer zekata tabii malları ile birlikte nisap ölçüsüne ulaşırsa yıl sonunda getirilerinin zekatı verilir.

      Fakat araba gibi mallar binmek için değil de ticaret için kullanılıyorsa her yıl kıymetleri üzerinden zekat vermek gerekir.

 

Zekat çıkarılırken niyet ne zaman yapılır?  

      Hanefi ve Şafi bilginlerine göre kaide olarak niyetin ödeme anında bulunması gerekir. Çünkü zekat ibadettir ve ibadetlerde niyet şarttır. Fakat ödemeler parça parça yapıldığı için kolaylık olsun diye niyetin zekat borcunun çıkarıldığı anda bulunması da yeterlidir.

       Bu durum oruç ibadetinde olduğu gibi niyetin önceden yapılması durumuna benzer.

 

Fakir zannedilerek zengine zekat verilirse o zekatı yeniden ödemek lazım mı?

      Zekat çıkaracak kimse, zekatı gerçekten onu hak edenleri araştırıp bularak vermelidir. Zekat çıkaran kimse bu konuda gereken titizliği göstermez ve zekatın ehil olmayana verirse borcundan kurtulmuş olmaz, zekatını yeniden vermesi gerekir, çünkü zekata ehil olan kimseyi araştırmada kusur etmiştir.

      Fakat zekat çıkaran kimse gereken araştırmayı yapar fakat fakir zannederek zekat verdiği kişinin zengin veya gayr-i müslim olduğu ortaya çıkarsa İmam-ı Azam, Ebu Hanife'ye göre onun yeniden zekat vermesi gerekmez.

      İmam Şafi'ye göre ise, insanın borcunu alacaklıya değil de başkasına ödediği zaman nasıl borcu düşmezse aynı şekilde zekat borcu da ehline ödenmediğinde mükellefin borcundan düşmüş olmaz.

 

Günün Ayeti

“Rahmetim her şeyi kuşatmıştır. Ben onu, (kötülükten) sakınan, zekat veren ve ayetlerime iman edenlere has olmak üzere tespit edeceğim.” (A’râf 7/156)

 

Günün Hadisi

“Oruçlu bir kimse yalanı ve yalanla iş yapmayı terk etmezse onun yemesini içmesini terk etmesine ALLAH’ın hiçbir ihtiyacı yoktur.”

Buhari, “Savm”, 8.

 

Günün Sözü

Allah’ın, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve hiç kimsenin hayaline bile gelmeyen nimet dolu sofrasına, ancak oruçlular oturur.

Taberani

 

Günün Dua

Ya rabbi bu mübarek ayın hürmetine bizi cehennem ateşinden koru ve cennetine al.

 

Ramazan kavramları

Ta'dîl-i Erkân nedir?

Namazın rükünlerinin düzgün ve kıvamında yerine getirilmesini ifade etmekte olup, namazın vaciplerindendir.

 

Günün Nüktesi

Teravih namazını unuttu…

      İki kafadar Ramazanda kadı kıyafetine girip köy köy dolaşmaya ve birkaç basit soru sorup, cevap veremeyen köylüleri falakaya yatırarak para kazanmaya başlamışlar. Kadı efendinin bu durumdan haberi olunca bunları yakalatmış ve;

“Bu sabah namazının, bu öğle namazının, bu ikindi namazının, bu akşam namazının, bu yatsı namazının” diyerek kırk sopa attırıp salıvermiş.

      İki kafadar köyden uzaklaşınca birisi:

“Tabanlarım sızlıyor, şurada oturup biraz dinlenelim” deyince diğeri:

“Yürü, yürü! Dinlenmenin sırası mı şimdi? Kadı efendi Teravih namazını unuttu. Eğer hatırlarsa vay halimize.”

 

 

Kur’an’da İsmi Geçen Peygamberler

Hz. Yunus:

Kur’an’da adı 4 defa geçmektedir. Kur’an’ın 10. suresi onun adını taşımaktadır. Asur devletinin başkenti olan Ninova halkına peygamber olarak görevlendirilmiştir. Balığın karnında üç gün kaldıktan sonra Allah’ın izni ile kurtulmuştur.

 

 

Hz. Peygamberin Sahabeleri

Abdullah b Revâha

Hazrec kabilesinin Benî Hâris kolundan Revâha b. Sa‘lebe’nin oğludur. Muhadramûn şairlerinden olup sanatını yalnız Hz. Peygamber’i ve İslâm dinini savunmak, müşrikleri hicvetmek yolunda kullanmıştır. Resûlullah’ın onun için söylediği bilinen, “Şiirleri müşrikler üzerinde oklardan daha etkilidir.

Abdullah b. Revâha okuma yazma bilmesi, hassas bir şair, hatip ve aynı zamanda mâhir bir muharip olması, yüksek cesaret ve şecaate, ayrıca ileri derecede zühd ve takvâya sahip bulunması gibi hasletlerinden dolayı Hz. Peygamber’in özel teveccüh ve itimadını kazanarak ashâb-ı kirâm arasında temayüz etmiş ve önemli görevler yüklenmiştir. İkinci Akabe Biatı’nda Medineli müslümanlar tarafından on iki nakibin biri olarak seçilip Hz. Peygamber’in idarî yardımcılığı sayılabilecek böyle şerefli bir göreve lâyık görülmesi, onun Câhiliye dönemindeki itibarının İslâm’dan sonra da artarak devam ettiğini göstermektedir. Hz. Peygamber de onu, nakibliğinin yanı sıra ayrıca özel kâtipleri arasına almak suretiyle ikinci defa şereflendirmiştir. 

Abdullah b. Revâha Bedir, Uhud, Hendek, Hayber savaşları ile Hudeybiye ve Umretü’l-kazâ seferlerine katılmış ve Umretü’l-kazâ’da umre süresince Hz. Peygamber’in devesinin yularını tutmuştur. 

629 yılında Mûte seferine çıkan ordunun başına, Hz. Peygamber tarafından, kumandan vekilinin de ölmesi üzerine komutayı ele almak üzere üçüncü kumandan adayı olarak tayin edilen Abdullah b. Revâha, Zeyd b. Hârise’nin ve onun arkadasından Ca‘fer b. Ebû Tâlib’in şehid düşmeleri üzerine sancağı almış ve o da şehid olmuştur.  (Kaynak, DİA, I, 129-130.)

 

Kutsal Mekanlar:

Uhud Şehitliği 

            Mescid-i Nebevi’ye yaklaşık 6 kilometre mesafede bulunan Uhud dağı ve Uhud meydanı, Müslümanları büyük bir üzüntüye sevkeden Uhud savaşının yapıldığı yerdir. Peygamber emrine veya tavsiyesine uymamanın sonunun mutlaka perişanlık olacağını belgeleyen Uhud savaşı, Müslümanların önde gelenlerinin şehid olduğu bir savaştır. Hem taktik açıdan hem de ümmetini koruması açısından Peygamberimizin, gerçekten de büyük bir önderlik ve komutanlık yaptığı bu savaş tarihinin önemli sahnelerinden biridir.

Hicret’in 3. senesinde ve Şevval ayında meydana gelen Uhud savaşında 700 Müslüman vardı. Buna karşılık 3000 kişilik de Müşrik ordusu bulunuyordu. Bu savaşta, Seyyidüşşuheda, yani şehidlerin efendisi ve Peygamberimizin amcası Hz. Hamza ile birlikte, Abdullah ibni Cahş ve Mus’ab bin Umeyr gibi önde gelen Müslümanlar şehid düşmüşlerdir. Uhud savaşında şehid düşenler buraya defnedilmiştir.

YORUM EKLE