Peygamberler olmadan insan dünyadaki görevini bilebilir miydi?

 

 İnsan, irade sahibi bir mahlûktur. Bu irade ve hürriyet nimeti ile birlikte insan büyük bir imtihana tabi tutulmuştur. İnsan, canlısıyla ve cansızıyla, âlemdeki birçok varlığın karakterlerini adeta bünyesinde toplamış. Taş gibi sert de olabiliyor, pamuk gibi yumuşak da. Kurnazlıkta tilkileri, merhametsizlikte canavarları çok geri bırakabiliyor. Öyle ise, her yöne gidebilen, dilediğini yapabilen, doğru ve yanlış hareket edebilen ve çok farklı ve hatta birbirine zışeyler söyleyebilen bu varlık için bir rehber gerekiyor.

        Bu yol gösterici, “akıl” olamaz. Çünkü akıl, şu varlık âlemini kimin yarattığını, insandan neler istediğini, hangi işlerden razıolduğunu, ölüm ötesinin hangi beldeye çıktığını ve böyle daha nice soruları cevaplandıracak güçte değil. İşte insan aklının metafizik sahadaki bu acizliği, insana yol gösterecek bir başka rehberi gerekli kılar. Bu rehber ise peygamberlerdir.

        Peygamberler, Allah’ın razı olduğu insan modelidir. Taklit edilmesiyle hakikate ve hidayete kavuşulan örnek şahsiyettir. Ve peygamber, ismet sıfatına sahiptir. Yani, ondan, Allahın razı olmayacağı hiçbir söz, fiil ve hareket sâdır olmaz.

        Bu vesile ile rotasını şaşırmamak ve yolunu bulması için insana nice peygamberler gönderilmiştir.  Bunun yanında ahiret günün de insanın bir itiraz hakkı olmaması için peygamberler ve ilahi kitaplar ve emirler de gönderilmiştir.

 

Muhammed isminin anlamı nedir?

     Muhammed, isminin anlamı yerdekiler ile göktekilerin övdüğü demektir. Nitekim Hz. Peygamber dünyaya gelince dedesi Abdülmuttalip O’nu kucağına alıp Kâbe’ye götürmüş ve Muhammed ismini vermiştir. "Atalarınızın arasında bu ismi taşıyanlar olmadığı halde neden torununuza bu ismi koydunuz?" diye soranlara Abdülmuttalip, "Yerde ve gökte övülsün istedim" diye cevap vermiştir.

 

Hz. Peygamber sadece insanların peygamberi miydi?

     Hz. Peygamber, hâtemü'l - enbiya yani peygamberlerin sonuncusu ve en büyüğü olduğu için hem insanlara hem de cinlere peygamber olarak gönderilmiştir. Nasıl ki insanlardan bir kısım Hz. Peygambere iman etmişse aynı şekilde cinlerden de peygamberimize iman edenler olmuştur. Aynı şekilde nasıl ki insanlardan inkar eden ve iman etmeyenler olmuşsa aynı şekilde efendimizin peygamberliğini kabul etmeyen cinler olmuştur.

     Nitekim cinlerden bir gurubun efendimizi Kuran okurken dinlediğini ve bu dinlemenin neticesinde Müslüman olduğunu dahasıdiğer cinleri de imana davet ettiğini Kur’an-ı Kerim’den öğrenmekteyiz. Allah’u Teala bu hususta mealen şöyle buyurmaktadır:

Ey Muhammed de ki: Cinlerden bir zümrenin Kur'an okurken dinlediği bana vahyolundu. Onlar Kur'an-ı dinlemişler de şöyle demişler: “Biz gerçekten hayranlık veren bir Kur'an dinledik ki O, hakka ve doğruya götürüyor, biz de O'na iman ettik. Rabbimize artık hiçbir şeyi ortak koşmayacağız (Cin, 38)

    Buna göre efendimiz sadece insanların peygamberi değil bilakis bilinen ve bilinmeyen bütün alemlerin ve varlıkların peygamberiydi.

 

Peygamberler günah işler miydi?

        Peygamberler Allah'ın yeryüzündeki elçileri ve insanların önderleri, Kılavuzları ve yol göstericileri olduklarından büyük günah ve kıymet düşürücü küçük günah işlemezler. Bunlardan korunmuşlardır.

        Ama peygamberliğin kıymetini düşürmeyecek peygamberi görev açısından kişiliğini zedelemeyecek küçük hataları yapabilirler. Fakat peygamberin bu küçük hatası insanlar tarafından bilinmeden farkına varılmadan Allah tarafından gelen uyarı ile düzeltilir.

Buna göre halk arasında yaygın olan bazı peygamberler hakkındaki zinaya teşebbüs etti, güneşi, ayı kendine ilah edindi (geçici bir süre)... gibi bidat ve hurafeler İslam dininin tevhid ilkesi ve peygamberlerin taşıdığı İsmet sıfatı ile bağdaşamaz.

 

 

 

Günün Ayeti

Biz seni ancak alemlere rahmet vesilesi olarak gönderdik.

 

Günün Hadis-i

Ben ahlak güzelliklerini tamamlamak için gönderildim.

 

Günün Duası

Allah’ım: bizi, ailemizi ve ümmeti İslam’ı Hz. Peygamberin şefaatine nail eyle.

 

Günün sözü

Büyük inkılap yaratan Hz. Muhammed'e karşı beslenilen sevgi, ancak O'nun koyduğu fikirleri, esasları korumakla tecelli edebilir."

 Mustafa Kemal Atatürk

 

Bunları Biliyor muyuz?

Şemâil nedir?

     Huyu, karakteri, ahlâkî, yaşayış tarzı, dış görünüşü, kıyâfeti gibi Peygamberimizin beşeri yönüne, hayat tarzına ve kişisel özelliklerine ve bunları kendine konu edinen bilim dalına denir.

 

 

Günün Nüktesi

Artık dayanamıyorum

       Bir ramazan akşamı yatsı namazı kılındıktan sonra, Allah Rasulü’nün huzuruna Suffe ashabının (Mescidi Nebide ilim için kalan, fakir ve kimsesiz Müslümanların) ileri gelenlerinden Ebu Hureyre geldi. Allah Rasulü’nün yanına kadar yaklaştı ve:

-Ya Rasulallah! Üç günden beri bir lokma bir şey yiyemedim. Üst üste aç olarak oruç tutmaktayım. Artık dayanamıyorum, dedi.

Rahmet Peygamberiin nurlu bakışları cemaatin üzerinde dolaştı ve sordu:

 -Bu şahsı bu gece evinde kim misafir edebilir?

Ebu Talha ayağa kalktı:

 -İzin verirseniz onu ben misafir edeyim, dedi. Sonra Ebu Hureyre’yi alıp evine götürdü. Hanımı birazcık çorba pişirmişti, onu da çocuklarına içirmeyi düşünüyordu.

   -Ebu Talha hanımına:

 -Bu gece çorbayı Allah Rasulü’nün misafirine ikram edelim. Biz nasıl olsa bir gün aç olarak oruç tutabiliriz. Çocukları da uyutalım, sabah olunca Allah’ın izniyle bir yolunu buluruz dedi. Sofrayı kurup hep birlikte oturdular. Ancak, gecenin karanlığından yararlanarak kendileri kaşıklarını çorba kâsesine daldırmadılar. Daldırdılarsa da boş olarak geri çektiler. Misafire ise bunu hiç hissettirmediler. Kalplerindeki Rasulüllah sevgisi ve O’nun hatırının heyecanı onlara yetmişti.

Gece olup misafir istirahata çekildiğinde, Ebu Talha ve hanımı, gözlerinin ve gönüllerinin önünden hiç gitmeyen Kâinatın Biriciği’nin misafirini ağırlamanın huzuru içinde sabahladılar. Gözleri uyudu belki ama gönüllerindeki cömertlik yüceler yücesi Allaha çoktan ulaşmıştıİşte o gecenin sabah namazıydı. Nûr-u Muhammedî’nin ışıışıl aydınlattığı Mescid-i Nebi’de, namazın ardından o Rahmet Peygamberinin nurlu bakışları cemaatin üzerinde dolaşıyordu. Kutlu bakışlar Ebu Talha ve Ebu Hureyrenin üzerinde yoğunlaştı. Gönülden gözlere yansıyan memnuniyet öylesine ışıldıyordu ki, Gönüller Sevgilisi’nin neredeyse mübarek dişleri görünecekti. İşte Allah’ın Son Elçisi, Kâinatın Övüncü tebessüm ediyordu. Ve onlara şöyle diyordu:

-Bu gece ne yaptınız ki, hakkınızda: “Kendileri zaruret içinde olsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.” Ayeti indirildi.

     Onların o geceki davranışları, esasen her zamanki halleri idi. Allah ve Resulü’nün, bir de mümin kardeşlerinin isteklerini kendi isteklerine tercih etmek... Aç iken doyurmak, ihtiyaç sahibi iken giydirmek... Can bedende iken, ten ülkesini Sevgiliye feda etmek... Ve... Sevgili tebessüm ederken, kendini O’nunla birlikte hissetmek... İşte bu halin adı “ÎSAR” idi ve hakiki müminlerin sıfatıydı. Bu sıfatın adını En Yüce Sevgili koyuyordu, yüce Mevlâmız koyuyordu. Bu sıfat, “...onları kendilerine tercih ederler.” Ayetinde ifadesini buluyordu.

YORUM EKLE