Ramazan ayında indirilen Kitap KUR'AN…

Allah, yer yüzünde kendine halife yaptığı akıl, irade, düşünme, okuma, anlama, anlatma, hayrı ve şerri birbirinden ayırt edebilme yetenekleri ile donattığı insanı kendisine ibadet etmesi için yaratmıştır. 

Bu görevini yerine getirmesinde örnek ve önder olması için peygamberler, rehber olması için de kitaplar göndermiştir.

Son olarak da uyarıcı, müjdeci ve rahmet olarak Hazreti Muhammed’i, bütün insanlığa rehber olması için de onunla beraber Kur’an-ı Kerim’i göndermiştir. Allah’u Teala bunu mealen şöyle bildirmektedir:

“Ey insanlar! Size rabbinizden yol gösterici bir resul geldi, açık bir nur olan Kur’an’ı size gönderdik.”

Allah’ın en son indirdiği kitabı, Kur’an-ı Kerim getirdiği muhteva ile evrensel mesajdır. Zaman ve mekan farkı gözetmeksizin bütün insanlığa hitap eden bir rehber ve hidayet kaynağı, doğruyu yanlıştan ayırt eden bir belge, insanların dillerinde ve gönüllerinde bir zikir ve şifadır.

 “Ey insanlar! Size rabbinizden bir öğüt gönüllerde olan (dert) lara bir şifa, müminler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir. “ ayeti buna işaret etmektedir.

 

Kur’an-ı- Kerim yalnız insanların inançlarına, ibadetlerine ait bir kitap değildir. Bilakis Kur’an-ı Kerim baştan başa ilimden, beşeri ve medeni hayattan; ahlak ve faziletten; her türlü ilerleme ve gelişmeden, hak ve hukuktan, sosyal yardımlaşmadan, insani duygulardan… söz eden bir kitaptır.

 

Bunun yanında evrensel mesaj Kur’an-ı Kerim, insanları düştükleri sapıklık çukurundan çıkaran, putperestliği kökünden kazıyan, zulmün ve tembelliğin kötü ve zararlı olduğunu öğreten kamil ve çelişkisiz ilahi bir vahiydir.

 

“Bu kitap(Kur’an) ta hiç şüphe yoktur. Takva sahipleri için doğru yolu gösterendir. “

 

 “Biz bu kitaptan hiçbir şeyi eksik bırakmadık” buyrukları bunu göstermektedir.

 

Kur’an-ı Kerim, üslup, belağat ve muhtevası itibarı ile hiçbir varlığın ve beşerin  ortaya koyamayacağı, erişemeyeceği nitelikte ve yücelikte kutsal bir kitaptır.

 

Kur’an-ı Kerim’in bütününü taklit etme bir yana bir ayetini dahi taklit edip benzerini ortaya koymak mümkün değildir. Çünkü Kur’an-ı Kerim Hazreti Peygamberin getirdiği en büyük mucizedir.

Kur’an-ı Kerim kendisinin mucize oluşunu Allah’tan başka hiçbir kimsenin onun bir benzerini gerçekleştirmeyeceğini bildirmek ve bu hususta inkarcılara meydan okumak suretiyle ispatlamıştır.

Üç aşamada gerçekleşen bu meydan okumada önce inkarcılardan, eğer geçekten Kur’an-ı Kerim’in kul sözü olduğuna inanıyorlarsa o zamana kadar inen ayetlerin bir benzerini kendilerinin yazıp getirmeleri istenmiştir.

 “Yoksa” O Kur’an’ı kendisi uydurup söyledi mi diyorlar.? Hayır kendileri inanmazlar; Eğer doğru söylüyorlarsa, haydi onun gibi bir söz getirsinler.”

Bunu başaramadıkları anlaşılınca ikinci aşamada iddialarında samimi iseler Kur’an’ın kine benzer on süre hazırlayıp getirmeleri, aksi halde gerçeği kabul edip Müslüman olmaları talep edilmiştir

 “Yoksa “Onu (Kur’an) kendi  uydurdu” mu diyorlar? De ki: Öyle ise haydi siz de onun gibi on süre getirin düzme ve uydurma olarak. Ve bunun için, Allah’tan başka, gücünüzün yettiklerini de yardıma çağırın. Eğer doğru söylüyorsanız bunu yapınız.”

 

Üçüncü aşamada ise Kur’an’ın Allah’tan başkası tarafından uydurulmuş bir söz olmadığı, alemlerin rabbinden geldiğinde bir kuşku bulunmadığı teyit edildikten sonra inkar edenlerden Kur’an’ın bir süresinin benzerini getirmeleri istenmiştir.

 “Eğer kulumuz (Muhammed)e indirdiğimizden şüphe içinde iseniz, haydi onun gibi bir sûre getirin. Allah'tan başka bütün şâhid (yardımcı)lerinizi da çağırın; eğer doğru iseniz (bunu yapın).”

Evet tarihen sabittir ki, müşrikler Kur’an’ın bu meydan okuyuşu karşısında Kur’an’ın  benzerinin bir süresinin, hatta bir ayetinin benzerini meydana getirmeye cesaret edememiştir. Etmeye kalkışanlar da gülünç duruma düşşlerdir. Kur’an’ın bu haklı meydan okuyuşu karşısında sözle karşılık vermeye cesaret edememişler ve kılıçla karşılık vermek zorunda kalmışlardır.

Şayet sözle karşılık verebilselerdi mantıki olarak kılıca başvurmamaları gerekirdi.

Kur’an-Kerim’in üslup, belağat ve muhteva itibariyle mucizeliği karşısında hayranlık duyanlar, sadece  Kur’an’a inananlar   değildir.  Kur’anı   insaflı   ve   önyargısız  inceleyen  batı   medeniyetinin     meşhur simaları  da  onun  eşsizliğini   teslim   etmişlerdi.  Örneğin  prens  Bismark:  Bismark, İslam    ve Kur’an   hakkındaki   hükmünü  açıklarken  şöyle  diyor:  “Böyle bir  kitap   insan   zekası  mahsulü    olamaz. Senin  devrinde  yaşamadığım  için  müteessirim ey  Muhammed 

İngiliz düşünürü  Edmond    da  diyor  ki

“Kur’an-ı    inceledikçe  onun mükemmelliğini  ve yüceliğini   kavramış oluruz. Önce   insanı cezbeden   Kur’an, sonra onu  hayrete  şürür. Sonra onu kendini  meftun eder. İnsanı  kendisine  hürmete  mecbur  eyler. Ve  bu suretle  herkesi  derinden  etkiler,”

 

 Bir çok   gayri  Müslim  Kur’an’ın  bu  etkisi   sayesinde  müslüman olmuş, düşmanlıkları dostluklara, inkarları  imana  dönüşştür.

 

Hazreti  Ömer’in  Tâhâ  suresini  dinleyince  bundan  etkilenip Müslüman olması, Cübeyr b. Mut’im’in   Hazreti. Peygamber’den Tur süresini işitince hissettiği tesiri, “sanki kalbim çatlayacak sandım.” şeklinde ifade etmesi gibi olaylar bunun örneklerindendir.

 

Kur’an’ın verdiği bilgiye göre cinlerden bir topluğun Kur’an’ı dinledikten sonra; 

“Biz hayranlık verici, doğru yolu gösteren bir Kur’an dinledik ve ona iman ettik.” demeleri onların da Kur’an’ın bu eşsiz üslubunu fark ettiklerini göstermektedir. Günümüzde de Kur’an’ın cazibesine kendisini kaptıranların sayıları her geçen gün artmaktadır. Anlayanların ruhunda, Kur’an hala fırtınalar koparmaktadır.

 

Hz. Ömer’i büyüleyen tesir, Kur’an nağmelerine kendisini kaptıran müşrik ruhlarda nasıl derin akisler ve sarsıntılar meydana getirdiyse, bu gün de tecellilere açık olan kalplerde aynı heyecanı uyandırmaktadır.

 

         Biz bu asrın Müslümanlarına düşen bu eşsiz kitabı öğrenmek  öğretip yaşamak ve yolunda yürümektir.

 

Ve unutmayalım ki Kur’an-ı Kerim, sevgili Peygamberin ifadesi ile kendisini öğrenene ahirette şefaatçi olacaktır.

 

 

 

SORU ve CEVAPLAR

 

Merhem ve ilaçlı bant kullanmak orucu bozar mı?

 

      Deri üzerindeki gözenekler ve deri altındaki kılcal damarlar yoluyla vücuda sürülen yağ, merhem ve benzeri şeyler emilerek kana karışmaktadır. Ancak cildin bu emişi, çok az ve yavaş olmaktadır. Diğer taraftan bu yeme içme anlamına da gelmemektedir.

 

      Bu itibarla, deri üzerine sürülen merhem, yapıştırılan ilaçlı bantlar orucu bozmaz.  Ancak imkan varsa iftardan sonra yaptırmak daha doğrudur.

 

 

 

Biyopsi yaptırmak orucu bozar mı?

 

    Tahlil amacıyla vücudun herhangi bir organından parça alınması yani biyopsi yaptırmak orucu bozmaz.

 

Ramazanda okuduğumuz hatimleri ölülerimize bağışlayabilir miyiz?

 

          Yapılan ibadetlerin ve hayırların sevaplarını başkasına bağışlamak dinen caizdir. Kişi okuduğu Kur'an'ın, yaptığı hatmin, kıldığı namazın ve istediği bir hayrın sevabını başkasına bağışlayabilir.

 

          İster sağ, ister ölmüş olsun, kendisine sevap bağışlanan kimsenin, bundan yararlanacağı umulur. Başkası tarafından bağışlanan sevapla, bir kimsenin bizzat yapması gereken ibadet borçları ödenmiş olmaz ise de bunlar iyilik ve sevaplarının çoğalmasına ve derecesinin yükselmesine vesile olabilir. Nitekim annesi babası öldükten sonra onlara bir iyilik yapıp yapamayacağını soran bir kimseye: “Evet yapabilirsin” diye cevap veren efendimiz. Aynı şekilde annesinin aniden öldüğünü, şayet konuşabilseydi sadaka verilmesini vasiyet edeceğini zannettiğini, onun adına sadaka verirse sevabının kendisine ulaşıp ulaşmayacağını soran Sahabeye de: "Evet ulaşır. Onun namına sadaka ver" buyurmuşlardır.

 

          Buna göre, ramazanda ya da bir başka zamanda okuduğumuz hatimleri, Yasinleri, Fatihaları, duaları…  ölen akrabalarımızın ruhlarına bağışlayabiliriz. Ayrıca kişi sevabı bağışlarken kendi sevabından da bir şey kaybetmez. Sevap her iki kişiye de aynı şekilde yazılır.

 

 

 

Oruç fidyesi bir yoksula mı, yoksa birkaç yoksula mı verilmelidir?

 

      Tutulamayan oruçların fidyeleri bir yoksula verilebileceği gibi birçok yoksula da pay edilebilir. Önemli olan bu fidyenin hak eden fakire verilmesidir.

 

 

 

Kusmak orucu bozar mı?

 

       Kusmanın orucu bozup bozmam meselesi fıkıhçılar arasında tartışma konusu olmuştur. Hanefi fıkıhçılara göre bilerek yapılan kusma ağız dolusu ise orucu bozar. Bu orucun kazası da gerekir. Fakat kusma bilerek kendiliğinden getirildiği halde ağız dolusu değilse oruç bozulmaz. Fakat hangi kısımdan olursa olsun kusmadan birşey yutulursa orucu bozar.

 

       Şafii fıkıhçılara göre bilerek yapılan kusma az olsun çok olsun orucu bozar, ramazandan sonra da kaza etmek lazım. Bilmeyerek yapılan kusma boğaza girmese oruca zarar vermez.

 

 

 

Teravihi illaki cemaatle mi kılmak gerekir?

 

     Camii ve mescitlerde teravih namazı cemaatle kılındığı halde bir özrü olmaksızın cemaati terk edip bu namazı evinde kılan kimse, günah işlemiş olmaz. Ama cemaat sevabından ve faziletinden mahrum kalır.

 

      Aynı şekilde bir kimse evinde cemaatle teravih namazını kılsa cemaat sevabını alır ama mesciddeki sevaba erişemez. Çünkü mescitlerin fazileti fazladır. Ayrıca bu namaza gitmek için de yürümek ayrıca sevaptır.

 

 

 

 

 

Ramazanda teheccüd namazı kaç rekat kılınmalıdır?

 

      Teheccüd namazının rekatları hususunda farklı ifadelerin yer aldığı sahih rivayetler vardır. Bu rivayetlerde Allah Resulü’nün 4, 8, 11, 13 rekat teheccüd kıldığı anlatılır. Hz. Peygamber bazen 4, bazen 8, bazen de 11 veya 13 rekat kılmıştır.

 

      Fakat Hanefi mezhebi, 11 rekat rivayeti en kavi rivayet olarak görmüş ve görüşünü bu istikamette belirlemiştir. Buna göre, 11 rekatın 3 rekatı vitir, geriye kalan 8 rekat ise teheccüd namazıdır. Dolayısıyla teheccüd namazı kılınacaksa, 8 rekat kılınmalıdır.

 

      Yalnız bu kesin hatlarla yapılmış bir sınırlandırma değildir. Yani farz namazlarda olduğu gibi, 8’den az veya çok olursa, teheccüd olmaz denilemez. Bu nafile bir namazdır. Onun için bir insan teheccüd adına kaç rekat kılarsa kılsın, o makbuldür. Ama Allah Resulü, bunu genellikle 8 rekat olarak kılmıştır.

 

      Bu teheccüdü kişi ister ramazanda ister başka bir zamanda kılsın aynı şekilde kılar. Ramazan olması bunun rekatını ya da şeklini değiştirmez.

 

 

 

Günün ayeti

 

Onların mallarından zekat al. Onunla kendilerini temizlemiş ve arıtıp geliştirmiş olursun.

 

 

 

Günün Hadisi

 

Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir.

 

 

 

Günün Duası

 

Allah’ım kıldığımız namazları, tuttuğumuz oruçları, verdiğimiz sadakaları, yaptığımız dua ve tövbeleri kabul et ve bizlere ahirette şefaatçı kıl.

 

 

 

Günün Sözü

 

Bugün amel yarın hesap günüdür

 

Hz. Ali

 

 

 

Ramazan kavramları

 

Nisap miktarı nedir?

 

 Zekat vermek için kişinin dinen zengin sayılmanın ölçüsüdür.

 

           

 

Günün Nüktesi

 

Sizden daha fazla veren var

 

 Hz. Ebu Bekirin halifeliği sırasında Medinede büyük bir kıtlık baş göstermişti. Halk ekmek yapmak için buğday bulamaz olmuştu. Hz. Osman da bu sırada Şam’a bir ticaret kafilesi göndermiş, oradan yüz deve yükü buğday satın alarak Medineye getirmişti. Bu miktar, halkın buğday ihtiyacını karşılayabilecek kadardı.

 

            Bazı tüccarlar derhal Hz. Osman’a müracaat ettiler. Şamdan getirdiği bu buğdayı satın almak istediler. Buğdayın bir ölçüsüne 4 dinar veriyorlardı. Hz. Osman, “Sizden daha fazla veren var” dedi ve buğdayı hiç kimseye satmak istemedi. Tüccarlar bu durumda teklif ettikleri fiyatı artırdılar. Fakat yine Hz. Osman’dan, “Sizden daha fazla veren var” cevabını aldılar. Nihayet buğdaya verebilecekleri en yüksek fiyatı verdiler. Fakat yine Hz. Osman’ın ağzından “Sizden daha fazla veren var” sözünden başka bir laf çıkmıyordu. Bazıları onun bu tutumunu, fırsat düşkünlüğüne ve çok kazanma hırsına bağlıyordu. Konuyu Halife Hz. Ebu Bekire anlatmaya karar verdiler. Ondan Hz. Osman ile aralarını bulmasını istediler.

 

            Halifenin huzuruna çıkarak durumu olduğu gibi anlattılar. Hz. Ebu Bekir anlatılanları sonuna kadar dinledi ve onlara, “ Bu işte bir gariplik var” dedi. “Bana öyle geliyor ki siz Hz. Osman’ın sözünü iyi anlayamadınız. O, halkın ihtiyacını fırsat bilip ondan kâr ve çıkar elde edecek kimse değildir. Böyle davranışının mutlaka bir hikmeti vardır. Haydi beraber gidip konuyu bizzat kendisinden öğrenelim” dedi.

 

         Hep birlikte Hz. Osman’ın yanına vardılar. Hz. Ebu Bekir tüccarların anlattıklarını Hz. Osman’a söyledi. Ona malını niçin verilen fiyata satmadığını sordu. Hz. Osman’ın bu soruya cevabı şaşırtıcıydı. Hz. Osman sadece Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için buğdayı yoksullara ücretsiz dağıtacağını söyledi.

 

 

 

 

 

Kutsal Mekanlar:

 

Makam-ı İbrahim:

 

     İbrahim’in makamı demektir. Bununla maksat, Hz. İbrahim’in Kâ'be'yi inşa ederken iskele olarak kullandığı veya halkı hacca davet ederken üzerine çıktığı taşın bulunduğu yerdir.

 

     Bu yer, Kâbe'nin doğu tarafında, zemzem kuyusu ile Kâbe'nin kapısı arasındadır. Tavaftan sonra kılınan namazın bu makamın arkasında kılınması sünnettir. Buradaki taşta ayak izi vardır. Taş, cam bir fanus içine alınmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

Allah’ı Sıfatları

 

Bekâ:

Beka, Allah Teâlâ'nın varlığının sonu olmaması, daima var bulunması demektir. Allah Teâlâ'nın varlığının başlangıcı olmadığı gibi, sonu ve nihayeti de yoktur. O hem kadim ve ezelî, hem de bâki ve ebedîdir.

 

 

 

Kısa Surelerin Mealleri:

 

NAS SURESİ:

 

1 - De ki: Sığınırım ben insanların Rabbine,

 

2 - İnsanların hükümdarına,

 

3 - İnsanların ilâhına,

 

4 - O sinsi vesvesecinin şerrinden.

 

5 - O ki, insanların göğüslerine vesveseler fısıldar.

 

6 - Gerek cinlerden, gerek insanlardan.

YORUM EKLE