Ramazanda oruçlu kişinin abdestliyken kağıt oynaması orucuna zarar verir mi?

Kağıt oynamak dinen yasaklandığı ve kumar kabul edildiği için haramdır. Dolayısıyla Müslüman kimse ister parasına, ister çayına, isterse zaman geçirmeye olsun kumar oynayamaz oynadığında haram işlemiş olur.

 

      Ancak kumar oynayan kimse, günah işlemekle beraber oynadığı kumarın abdestine, namazına ya da tuttuğu oruca bir zararı yoktur.

 

      Buna göre abdestliyken kağıt oynayan kimse oynadığı oyun haram olmakla beraber abdestine, orucuna ya da namazına zarar vermez.

 

 

 

“İnsanların hayırlısı insanlara faydalı olandır” hadisi şerifi iman etmeyen insanlar için de geçerli mi?

 

     Hayırlı amellerin hem bu dünya da hem de ahirette bir karşılığı vardır. Bir hayırlı amel yapıldığı vakit, Allah’u Teala bu fiili yapanı dilerse bu dünyada dilerse ahirette mükâfatlandırır. Dilerse de her iki alemde de mükafatlandırır. Ancak ibadetlerin ve hayırlı amellerin ahirette mükafatını görebilmek için illaki iman etmiş olmak gerekir. İmansız yapılan hiçbir ibadetin ya da hayrın ahiret gününde bir karşılığı ve sevabı yoktur.

 

      Buna göre inanmayan, Müslüman olmayan kimse bir hizmet, hayır ya da bağış yaptığında bu dünyada bunun mükafatını sağlık zenginlik, makam, mevki ya da başka şekillerde Allahtan alır. Ancak ahirette bu kimsenin bir sevabı ve mükafatı olmaz. Çünkü kalbinde iman aı yoktur. İman olmayınca yapılan hayırların da ahirette mükafatı olmaz.

 

 

 

Çocuğun kırkıncı gününde mevlid okutup şeker dağıtmak örf mü yoksa dini bir emir mi?

 

     Bebeğin, ahlaklı ve salih bir evlat olması için Kuranı Kerim ve mevlid okunabilir. Ayrıca çevrede bulunan fakirlere sadaka dağıtılabilir. Bu iş çocuğun kırkıncı gününde yapılması şart değildir. Daha önce yapılabileceği gibi daha sonrada yapılabilir. Kişinin tercihine göre değişir. Bu gibi merasimler güzel ve dinen hoş olmakla beraber dini bir vecibe ya da farz değildir. Ama yapılması halinde dinen sevap kazanılan güzel davranışlardır.

 

     Aynı zamanda anne ve babalar, çocukları dünyaya geldiğinde Allah’a hamd ve şükür maksadıyla isterlerse kurban keser, tatlı ikramı yaparlar. Fıkıh kitaplarında Akika adıyla geçen bu çocuk kurbanını kesme daha çok çocuğun doğumundan sonra ilk yedinci günde kesilmesi tavsiye edilmiştir. Ama daha sonra da kesilebilir. Dinen bir sakıncası yoktur.

 

      Buna göre Allah’a şükür babından ebeveynler çocukların 40. gününde Kur’an veya mevlid okumalarında bir sakınca yoktur. Bilakis dinen güzel bir davranıştır. Ama illaki bunu 40. gün yapmak gerekmez. Birinci gün de olur. 40. gün de 100. günde de olur. Hiçbir fark yoktur.

 

 

 

Ölü kimseye dokunmak caiz mi?

 

    Cenaze yıkanıp kefenlendikten sonra yüzünün açılarak yakınlarına veya dostlarına son kez göstermede, dokunmada ya da onu öpmelerinde bir sakınca yoktur.  Nitekim Hz. Peygamber’in oğlu İbrahim vefat ettiğinde böyle yaptığı bilinmektedir.

 

     Aynı şekilde Hz. Peygamber Efendimiz vefat ettiğinde Hz. Ebû Bekir’in de onun yüzünden örtüyü kaldırdığı, sonra da üzerine kapanıp, iki kaşının arasını hürmetle öptüğü ve ağlamağa başladığı hadis kaynaklarında nakledilmektedir (Ebû Dâvud, Cenaiz, 3163).

 

     Ancak ölü kadın ise, kadın cenazenin yüzüne mahremi olan erkeklerle, kadınların bakmaları caizdir. Fakat mahremi olmayan erkeklerin herhangi bir zaruret bulunmadıkça kadın cenazenin yüzünü açıp bakmaları mekruh görülmüştür.

 

 

 

Cemaatle kılınan namazda ön saf dolmadan arka safta namaza durmak caiz midir?

 

     Cami içinde ön taraflarda boşluk varken, zaruret bulunmadıkça gerilerden imama uymak caiz ise de mekruhtur.

 

 

 

Günün Ayeti

 

"Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, namazlarını ciddiye almazlar ve gösteriş için yaparlar.”

 

(Maun, 107/4-5-6)

 

 

 

Günün Hadisi

 

"Dul ve fakirlere yardım eden kimse, Allah yolunda cihad eden veya gündüzleri (nafile) oruç tutup, gecelerini (nafile) ibadetle geçiren kimse gibidir."

 

(Buhârî, “Nafakât”, 1

 

 

 

Günün Sözü

 

Ey insan! İnsanların çokluğuna bakıp da aldanma. Çünkü sen, yalnız ölecek, kabre yalnız girecek, yalnız kabirden kalkacak ve kendi hesabını yalnız vereceksin.

 

Hasan-ı Basri

 

 

 

Günün Duası

 

Allah’ım, evimizden, ailemizden ve de iş yerimizden huzuru eksik etme.

 

 

 

Bunları biliyor muyuz?

 

Maddi Temizlik nedir?

 

   Bedendeki, elbisedeki ve çevredeki necasetin temizlenmesi ve bunların temiz tutulması anlamına gelmektedir.

 

 

 

Günün Nüktesi

 

Artık dayanamıyorum…

 

       Bir ramazan akşamı yatsı namazı kılındıktan sonra, Allah Rasulü’nün huzuruna Suffe ashabının (Mescidi Nebide ilim için kalan, fakir ve kimsesiz Müslümanların) ileri gelenlerinden Ebu Hureyre geldi. Allah Rasulü’nün yanına kadar yaklaştı ve:

 

-Ya Rasulallah! Üç günden beri bir lokma bir şey yiyemedim. Üst üste aç olarak oruç tutmaktayım. Artık dayanamıyorum, dedi.

 

Rahmet Peygamberiin nurlu bakışları cemaatin üzerinde dolaştı ve sordu:

 

 -Bu şahsı bu gece evinde kim misafir edebilir?

 

Ebu Talha ayağa kalktı:

 

 -İzin verirseniz onu ben misafir edeyim, dedi. Sonra Ebu Hureyre’yi alıp evine götürdü. Hanımı birazcık çorba pişirmişti, onu da çocuklarına içirmeyi düşünüyordu.

 

   -Ebu Talha hanımına:

 

 -Bu gece çorbayı Allah Rasulü’nün misafirine ikram edelim. Biz nasıl olsa bir gün aç olarak oruç tutabiliriz. Çocukları da uyutalım, sabah olunca Allah’ın izniyle bir yolunu buluruz dedi. Sofrayı kurup hep birlikte oturdular. Ancak, gecenin karanlığından yararlanarak kendileri kaşıklarını çorba kâsesine daldırmadılar. Daldırdılarsa da boş olarak geri çektiler. Misafire ise bunu hiç hissettirmediler. Kalplerindeki Rasulüllah sevgisi ve O’nun hatırının heyecanı onlara yetmişti.

 

Gece olup misafir istirahata çekildiğinde, Ebu Talha ve hanımı, gözlerinin ve gönüllerinin önünden hiç gitmeyen Kâinatın Biriciği’nin misafirini ağırlamanın huzuru içinde sabahladılar. Gözleri uyudu belki ama gönüllerindeki cömertlik yüceler yücesi Allaha çoktan ulaşmıştı. İşte o gecenin sabah namazıydı. Nûr-u Muhammedî’nin ışıl ışıl aydınlattığı Mescid-i Nebi’de, namazın ardından o Rahmet Peygamberinin nurlu bakışları cemaatin üzerinde dolaşıyordu. Kutlu bakışlar Ebu Talha ve Ebu Hureyrenin üzerinde yoğunlaştı. Gönülden gözlere yansıyan memnuniyet öylesine ışıldıyordu ki, Gönüller Sevgilisi’nin neredeyse mübarek dişleri görünecekti. İşte Allah’ın Son Elçisi, Kâinatın Övüncü tebessüm ediyordu. Ve onlara şöyle diyordu:

 

-Bu gece ne yaptınız ki, hakkınızda: “Kendileri zaruret içinde olsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.” Ayeti indirildi.

 

     Onların o geceki davranışları, esasen her zamanki halleri idi. Allah ve Resulü’nün, bir de mümin kardeşlerinin isteklerini kendi isteklerine tercih etmek... Aç iken doyurmak, ihtiyaç sahibi iken giydirmek... Can bedende iken, ten ülkesini Sevgiliye feda etmek... Ve... Sevgili tebessüm ederken, kendini O’nunla birlikte hissetmek... İşte bu halin adı “ÎSAR” idi ve hakiki müminlerin sıfatıydı. Bu sıfatın adını En Yüce Sevgili koyuyordu, yüce Mevlâmız koyuyordu. Bu sıfat, “...onları kendilerine tercih ederler.” Ayetinde ifadesini buluyordu.

YORUM EKLE